VEFA VE SADAKATİN SEMBOLÜ: EMİRGAN HAMİD-İ EVVEL CAMİİ

FAHRİ SARRAFOĞLU (İstanbul Seyyahı)
Fotoğraflar: Muharrem ARSLAN 

Padişahların, kendilerini yetiştiren annelerine karşı derin bir sevgi ve vefa duygusu taşıdığını biliyor muydunuz? İstanbul’da bulunan birçok cami, padişahlar tarafından yaptırılmış olsa da aslında anneleri ya da eşlerine ithaf edilmiştir. İşte Boğaz’ın en güzel köşelerinden Emirgan’da, kırma çatısı ve tek şerefeli minaresiyle zarif bir cami bulunuyor. 18. yüzyılda yaşamış Osmanlı Padişahı I. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan Emirgan Hamid-i Evvel Camii (halk arasında Emirgan Camii), arkasında hem vefa hem de derin anlamlar barındıran bir hikâye taşır.

DİĞER PADİŞAH CAMİLERİNDEN FARKLI

Emirgan, İstanbul Boğazı’nın en güzel manzaralarından birine sahip. Sırtını Emirgan Korusu’na, yüzünü masmavi denize dönmüş bu şirin semtte, kırma çatısıyla diğer selatin camilerden ayrılan bir yapı var: Emirgan Hamid-i Evvel Camii.

Sadece Bir Cami Değil, Bir Vefa Hikayesi

Caminin hikayesi, 18. yüzyılın sonlarına, Osmanlı Padişahı I. Abdülhamid’in (1774-1789) hükümdarlık yıllarına uzanıyor. Cami, yaklaşık 1781-1783 yılları arasında inşa ettirilmiştir. Akademik çalışmalarda ağırlıklı görüş, yapının padişahın annesi Rabia Şermi Sultan (Rabia Şermi Kadın) adına inşa edildiği yönündedir. (Bazı halk rivayetlerinde küçük yaşta vefat eden oğlu Şehzade Mehmed ve annesi için yapıldığı söylense de, bu bilgi belgelerle desteklenmemektedir.) Bu yönüyle cami, hem bir vefa eseri hem de Osmanlı’da aile bağlarının mimariye yansımasının önemli örneklerinden biri olarak görülür.

AMAÇ YENİ BİR YERLEŞİM YERİ KURMAKTI

Cami, inşa edildiği dönemde sadece bir ibadethane olarak düşünülmemiştir. Arşiv belgelerine göre Sultan Abdülhamid, caminin çevresinde bir külliye oluşturmayı hedeflemiştir. Yalnızca cami, hamam, su değirmeni, dükkanlar, fırın, kayıkhane ve bir iskele değil; aynı zamanda vakfiyede bölgeye yeni ailelerin yerleştirilmesi için teşvikler olduğu da belgelenmiştir. Yani cami, adeta bir kentsel dönüşüm projesinin merkezi olarak planlanmıştır. Hatta o dönemde Rumelihisarı’nda bulunan bir gümrüğün de buraya nakledildiği bilinmektedir. Bu yönüyle Sultan Abdülhamid’in, bölgede yalnızca bir ibadet mekânı değil, aynı zamanda sosyal ve ticari hayatın gelişeceği bir merkez kurmayı amaçladığı anlaşılmaktadır.

Buranın Eski Adı ‘Emirgün’dü

Peki, caminin adını verdiği ‘Emirgan’ ismi nereden geliyor? Tarihçiler, bu bölgede daha önceleri Feridun Paşa Bahçeleri’nin bulunduğunu belirtir. 17. yüzyılda ise Sultan IV. Murad, Revan Seferi dönüşünde beraberinde getirdiği ve daha sonra burada yerleşen Emirgûne (Tahmasp Kulu Han) isimli kişiye bu bölgeyi tahsis etmiştir. Zamanla “Emirgün” olarak anılan bu isim, halk arasında değişerek “Emirgan”a dönüşmüştür. Daha eski kaynaklarda (16. yüzyıl) bölgeden “Mirgün” veya “Mergün” olarak da bahsedildiğini biliyor muydunuz? Bu durum, Osmanlı yer adlarında görülen fonetik değişimin güzel örneklerinden biridir.

Padişahın İkinci Bir Hamid-i Evvel Camii Daha Var

Caminin mimarı kesin olarak bilinmemektedir. Kesme taştan inşa edilen kare planlı yapı, sade ve zarif bir görünüm sunar. Caminin giriş cephesinin sağ köşesinde ince ve silindirik gövdeli, tek şerefeli bir minare yükselir. Yapı, inşa edildiği dönemde “Hamid-i Evvel” yani “Birinci Abdülhamid” ismini almıştır. Sultan Abdülhamid’in aynı isimle Beylerbeyi’nde bir cami daha yaptırmış olması da dikkat çekici bir ayrıntıdır. Bugün Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camii olarak bilinen bu yapı da ayaktadır ve 1780-1781 yıllarında inşa edilmiştir. İki caminin aynı ismi taşıması, padişahın kendi ismini yaşatma arzusunun ilginç bir örneğidir.

İlginç Olaylar ve Önemli Detaylar

Caminin hikayesinde dikkat çeken önemli detaylardan biri, bölgeyi imar etme hedefidir. O dönemde İstanbul Boğazı’na karadan ulaşım oldukça zor ve Emirgan fazla bilinen bir yerleşim yeri değildi. Sultan Abdülhamid, cami ve çevresinde kurulan yapılarla bölgeyi canlandırmayı hedeflemiştir.

Bir diğer önemli gelişme ise caminin geçirdiği büyük onarımdır. 1830’larda (yaklaşık 1832-1834) II. Mahmud döneminde cami kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmiş ve yapı büyük ölçüde yeniden düzenlenmiştir. Orijinal yapı, klasik Osmanlı geleneğine uygun olarak kurşun kaplı bir kubbeye sahipti. Bu süreçte orijinal kubbe kaldırılarak yerine bugün görülen kırma çatı yapılmıştır. Bu, Osmanlı cami mimarisinde pek rastlanmayan bir müdahaledir. Ayrıca bu restorasyonla camiye Hünkâr Kasrı eklenmiştir. Bu nedenle cami, klasik Osmanlı selatin camilerinden farklı bir görünüme sahiptir. İç mekânda ise dönemin modasını yansıtan ampir üslubu süslemeler ve “Sultan Mahmud Güneşi” motifleri dikkat çeker.

Hat Sanatı Detayı: Caminin içindeki kalem işleri ve hat levhaları arasında, dönemin en usta hattatlarının izlerini görmek mümkündür. Özellikle II. Mahmut dönemindeki restorasyonda eklenen yazı kuşakları, Osmanlı hat sanatının zirve dönemlerinden birini yansıtır.

Caminin Minberinde Sanat İncisi: Caminin içindeki mermer minber, dönemin mermer işçiliğinin en zarif örneklerindendir. Özellikle minberin külah kısmındaki kavun dilimli süslemeler ve yan yüzeylerdeki geometrik geçmeler, Barok üslubun Osmanlı mimarisindeki en özgün uygulamaları arasında gösterilir.

İskelenin Önemi: Caminin hemen önündeki iskele, yapıldığı dönemde İstanbul’un ulaşım ağının kalbiydi. O dönemde insanlar Emirgan’a gelmek için saatlerce süren bir deniz yolculuğu yapardı; caminin iskeleye bu kadar yakın olması, Sultan’ın halkın buraya erişimini ne kadar önemsediğinin bir kanıtıdır. Vakıf kayıtlarına göre bu iskele, sadece yolcu değil, Boğaz’dan geçen balıkçı teknelerinin ve yük kayıklarının da uğrak noktasıydı. İskeleden çıkan “bac” (vergi) gelirleri caminin yağ ve mum giderlerini karşılıyordu.

Mümtaz Kadın Efendi Bağlantısı: Avludaki şadırvanı yaptıran Rebigül HanımMısır Hidivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın eşlerinden Mümtaz Kadın Efendi’nin kalfalarından (yani hizmetinde çalışan kadınlardan) biridir. Bu da Emirgan’ın o dönemde sadece Osmanlı Hanedanı değil, Mısır’dan gelen soylu ailelerin de (bugünkü Sabancı Müzesi olan Atlı Köşk’ün arazisi gibi) gözbebeği olduğunun bir nişanesidir.

Restorasyon: Acıbadem Grubu ve Kerem Aydınlar

Cami yakın tarihte de ihmal edilmemiştir. 2009 yılında iş insanı Mehmet Ali Aydınlar ve ailesi tarafından, oğulları Kerem Aydınlar anısına kapsamlı bir restorasyondan geçirilmiştir. Bu restorasyonla camiye son cemaat yeri ve engelli erişim düzenlemeleri de eklenmiştir. Restorasyonun bir “anı” niteliği taşıması, caminin bir vefa eseri olma vasfını günümüzde de sürdürdüğünü göstermesi açısından anlamlıdır. Bu çalışmalarla cami yeniden eski ihtişamına kavuşmuştur.

Caminin Çevresi: Sakıp Sabancı Müzesi ve Emirgan Korusu

Bugün Emirgan Hamid-i Evvel Camii’ni ziyaret ettiğinizde, caminin hemen kuzeyinde Sakıp Sabancı Müzesi yer alır. Hemen arka tarafında ise İstanbul’un en güzel mesire alanlarından biri olan Emirgan Korusu bulunur.

Caminin bulunduğu Emirgan semti, Osmanlı döneminde Müslümanların yanı sıra Rum ve Ermeni toplulukların da yaşadığı çok kültürlü bir yerleşim alanıydı. Caminin hemen bitişiğinde bir kilise veya sinagog bulunmamakla birlikte, bölge tarih boyunca farklı inanç gruplarının bir arada yaşadığı bir yapıya sahip olmuştur.

İskeleye Yakın, İki Yapı Daha Var

Caminin hemen yanında, 1783 yılında inşa edilen Emirgan Çeşmesi günümüze kadar ulaşmıştır. Ayrıca caminin avlusundaki şadırvanın, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın haremi Mümtaz Kadın Efendi’nin kalfalarından Rebigül Hanım tarafından yaptırıldığı bilinmektedir.

Boğaz kıyısında yer alan bu cami, aynı zamanda Osmanlı döneminin “iskele camileri” geleneğinin önemli bir örneğidir. Deniz yoluyla gelenlerin uğrak noktası olan bu yapılar, yolculuk öncesi dua edilen ve sosyal hayatın merkezinde yer alan mekânlar olarak da dikkat çeker.

Kaynakça:
Söylemez, Duygu İlkhan. (2019). “Arşiv Belgeleri Bağlamında Emirgan/Mirgün Hamid-i Evvel Camiinin Tarihi ve Mimari Özellikleri.” Sanat ve Tarih Araştırmaları Dergisi (Skad).