KİTABA VERİLEN DEĞERİN İZLERİ

İSTANBUL’UN KÜTÜPHANELERİ: 

Osmanlı’dan günümüze İstanbul’da kitap, kütüphane ve okuma kültürü

İstanbul’un tarihini yalnızca saraylarda, camilerde, çeşmelerde ve sokaklarda aramak yeterli değildir. Bu şehrin önemli bir başka mirası da kitap ve kütüphane kültürüdür.

Osmanlı döneminde kitaba ve eğitime verilen önem, İstanbul’da kurulan kütüphanelerde açıkça görülmektedir. Kütüphaneler yalnızca kitapların saklandığı yerler değil, aynı zamanda ilmin, araştırmanın ve kültürel hayatın merkezleri olarak kullanılmıştır.

PADİŞAHLARIN KÜTÜPHANELERİ

Metinde, Osman Gazi’den Sultan VI. Mehmed Vahdeddin’e kadar Osmanlı padişahlarının kendilerine ait kütüphanelerinin bulunduğu aktarılmaktadır.

I. Murad döneminde Bursa’da kurulduğu ifade edilen kütüphane, ilk saray kütüphanesi olarak nitelendirilmektedir.

II. Murad, Fatih Sultan Mehmet, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, III. Mehmet, I. Mahmud, I. Abdülhamid, III. Ahmed, III. Selim, Abdülaziz ve II. Abdülhamid gibi padişahların da kitap ve kütüphane kültürüne önem verdikleri belirtilmektedir. Kitapların korunması için özel görevliler ve düzenlemeler oluşturulmuştur.

FATİH SULTAN MEHMET VE KÜTÜPHANE KÜLTÜRÜ

Fatih Sultan Mehmet döneminde kitaplara verilen önem İstanbul’daki kütüphane anlayışının gelişmesinde önemli bir yer tutmaktadır.

Fatih dönemine ait bazı kitapların üzerinde “Mehmed bin Murad Han” mührünün bulunduğu aktarılmaktadır. Fatih Sultan Mehmet, 1454 yılında Manisa’dan getirdiği bazı kitaplarla Edirne’de bir kütüphane oluşturmuş; İstanbul’un fethinden sonra da bugünkü Beyazıt Meydanı civarında inşa edilen Eski Saray’da bir kütüphane kurmuştur. Bu kütüphanenin daha sonra Topkapı Sarayı’na taşındığı belirtilmektedir.

Fatih döneminde Molla Lütfi ve Sinan Paşa gibi önemli ilim adamlarının da kütüphane çevresinde yer aldığı aktarılmaktadır. Kütüphane, yalnızca kitapların bulunduğu bir mekân değil, aynı zamanda derslerin yapıldığı ve ilim alışverişinin gerçekleştirildiği bir merkez olarak kullanılmıştır.

KİTAP OKUMA GELENEĞİ

Bugün kitap okumak için çoğunlukla kütüphanelere veya kitapçılara gidiyoruz. Osmanlı döneminde ise matbaanın yaygın olmadığı dönemlerde el yazması kitaplar önemli bir yere sahipti.

Kitap sahibi olmak herkes için kolay değildi. Buna rağmen İstanbul’da kitap okuma ve dinleme kültürü gelişmişti.

Özellikle perşembe geceleri evlerde ve konaklarda bir araya gelinerek kitap okunuyor, insanlar bu kitapları birlikte dinliyordu. Kış aylarında ise konaklarda kitap okuma toplantıları yapıldığı aktarılmaktadır. Böylece kitap yalnızca bireysel bir uğraş olmaktan çıkıyor, toplumun ortak kültürünün bir parçası hâline geliyordu.

KÜTÜPHANELER BİRER İLİM MERKEZİYDİ

Fatih Sultan Mehmet döneminde yalnızca sarayda değil, ülkenin farklı şehirlerinde kurulan külliye, cami ve medrese gibi eğitim kurumlarının içerisinde de kütüphaneler oluşturulduğu aktarılmaktadır.

Bu anlayış, kütüphanenin yalnızca seçkin insanların ulaşabildiği bir yer olmaktan çıkıp eğitim hayatının önemli bir parçası hâline gelmesini sağladı.

İstanbul’da özellikle Fatih bölgesinde kitap okuma halkalarının bulunduğu ve konaklarda düzenli olarak kitap okuma geceleri gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Konaklarda çalışan insanların dahi bu sohbetleri dinleyerek bilgi ve tecrübelerini artırdıkları aktarılmaktadır.

II. BAYEZİD VE YAVUZ SULTAN SELİM’İN KİTAPLARI

II. Bayezid’in kendisine ulaşan kitapların baş ve son sayfalarına kendi mührünü bastırdığı ve kitapları kütüphanesinde topladığı aktarılmaktadır. Çeşitli bilim alanlarına ait kitaplara sahip olan II. Bayezid’in, Fatih Sultan Mehmet’ten sonra çok sayıda kitaba sahip padişahlardan biri olduğu belirtilmektedir.

Yavuz Sultan Selim döneminde ise özellikle Mısır ve Suriye’den getirilen kitapların kütüphaneye kazandırıldığı ve bazı eserlerde “Selim Şah” veya “Sultan Selim Şah” ibarelerinin bulunduğu aktarılmaktadır.

TOPKAPI SARAYI’NDA ENDERUN KÜTÜPHANESİ

1719 yılında III. Ahmed tarafından Topkapı Sarayı bünyesinde bir kütüphane kurulmuştur.

Metinde bu kütüphanenin hem mimari özellikleri hem de sahip olduğu kitaplar bakımından görkemli olduğu belirtilmektedir. Kütüphane, Enderun Kütüphanesi olarak anılmaktadır.

AYASOFYA KÜTÜPHANESİ VE HALKA AÇILAN KÜTÜPHANE ANLAYIŞI

1740 yılında I. Mahmud tarafından kurulan Ayasofya Kütüphanesi, Osmanlı’daki halk kütüphanesi anlayışının gelişmesinde önemli bir örnek olarak anlatılmaktadır.

Böylece kütüphaneler yalnızca saray veya belirli ilim çevreleriyle sınırlı kalmamış, halkın da kitap alıp okuyabileceği mekânlara dönüşmeye başlamıştır.

KÖPRÜLÜ KÜTÜPHANESİ: KİTAP OKUYUCUNUN AYAĞINA GİDİYOR

İstanbul’un önemli kütüphanelerinden biri de Köprülü Kütüphanesi’dir.

Kütüphanenin dikkat çekici özelliklerinden biri, ödünç kitap verme hizmetidir. Kitap okumak isteyen kişiler kitapları ödünç alabilmekteydi.

Daha da dikkat çekici olan ise hareket etmekte zorlanan insanların da düşünülmüş olmasıdır. Kitap almak için kütüphaneye gelemeyen kişilere kitap gönderilebildiği ve belirli bir süre sonra iade edildiği aktarılmaktadır.

Bu uygulama, kütüphane anlayışının yalnızca “kitabı saklamak” değil, kitabı okuyucuya ulaştırmak üzerine de kurulduğunu göstermektedir.

Köprülü Kütüphanesi’nin 1661 yılında Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa tarafından kurulduğu ve içerisinde 2.775 cilt yazma eser ile 2.810 basma eser bulunduğu aktarılmaktadır.

HAMİDİYE KÜTÜPHANESİ VE YABANCILARA AÇILAN KÜTÜPHANE

I. Abdülhamid döneminde, 1780 yılında kendi adıyla anılan Hamidiye Kütüphanesi kurulmuştur.

Metinde bu kütüphanenin İstanbul’a gelen yabancıların da yararlanabildiği kütüphanelerden biri olduğu belirtilmektedir. Böylece İstanbul’un kütüphaneleri yalnızca yerel bir kültür merkezi değil, farklı toplumların da bilgiye ulaşabildiği mekânlar hâline gelmiştir.

İSTANBUL’DA 47 KÜTÜPHANE

1882 yılında İstanbul’daki kütüphanelerde bulunan kitapların tespit edilmesi ve kütüphanelerin yönetimiyle ilgili düzenlemeler yapılmıştır.

Metinde, İstanbul’un fethinden Abdülmecid dönemine kadar olan süreç üzerine yapılan bir çalışmada İstanbul’da 47 kütüphanenin bulunduğunun tespit edildiği aktarılmaktadır. O dönemde İstanbul’un nüfusunun yaklaşık 600-700 bin olduğu belirtilerek bu sayının dikkat çekici olduğu vurgulanmaktadır.

Ayrıca İstanbul dışındaki vilayetlerde de 276 kütüphane bulunduğu aktarılmaktadır.

AVRUPALILARIN DİKKATİNİ ÇEKEN KÜTÜPHANELER

Metinde, 1800’lü yıllarda İstanbul’daki kütüphanelerin Avrupalıların dikkatini çektiği belirtilmektedir.

Bu ilginin yalnızca kütüphane binalarının mimarisiyle ilgili olmadığı; kitapların çeşitliliği ve İstanbul halkının kitap okumaya olan ilgisinin de dikkat çektiği aktarılmaktadır.

Buradan hareketle önemli bir nokta ortaya çıkmaktadır: Kütüphanenin değeri yalnızca içinde kaç kitap bulunduğuyla değil, o kitapların okunmasıyla ölçülür.

YAZMA ESER KÜTÜPHANELERİ

İstanbul, çok sayıda yazma eserin bulunduğu önemli bir kültür merkezidir.

Metinde, dönemin bilgisine göre Türkiye’de yaklaşık 105 bin el yazması eserin bulunduğu aktarılmaktadır. Osmanlıca bilmeyenlerin de bu eserlerden yararlanabilmesi için farklı imkânların bulunduğu ve bazı eserlerin Latin harflerine aktarılmış nüshalarının da mevcut olduğu belirtilmektedir.

SÜLEYMANİYE YAZMA ESER KÜTÜPHANESİ

İstanbul’un en önemli yazma eser merkezlerinden biri Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi’dir.

Süleymaniye Külliyesi içerisinde bulunan kütüphanede, metinde 106 koleksiyonda yaklaşık 70.000 cilt yazma ve 120.000 basma eser bulunduğu aktarılmaktadır.

Bu eserlerin yaklaşık 12.000 cildinin Türkçe, 50.000 kadarının Arapça ve 3.680 cildinin Farsça olduğu belirtilmektedir.

MİLLET KÜTÜPHANESİ VE ALİ EMİRİ EFENDİ

İstanbul’un önemli kütüphanelerinden biri de Millet Kütüphanesi’dir.

Kütüphanenin temeli, 1916 yılında Ali Emiri Efendi tarafından vakfedilen kitaplara dayanmaktadır. Asıl adı ise başlangıçta Millet Kütüphanesi değildir; Fatih’teki Feyzullah Efendi Medresesi’nin kütüphanesi olarak faaliyet göstermiştir.

Metinde, Ali Emiri’nin koleksiyonunda 4.414 eser bulunduğu ve toplamda yaklaşık 10.500 cilt yazma eserin kütüphane koleksiyonunda yer aldığı aktarılmaktadır.

“BU KİTAPLAR MİLLETİNDİR”

Millet Kütüphanesi ile ilgili anlatılan en dikkat çekici olaylardan biri İstanbul’un işgali yıllarına aittir.

Metinde, işgal kuvvetlerinden bir Fransız komutanının kütüphanedeki kitapları Paris’e götürmek istediği ve bunun karşılığında 30.000 altın teklif ettiği anlatılmaktadır.

Ali Emiri Efendi ise kitapların kendisine ait olmadığını, millete ait olduğunu belirterek hiçbir kitabın satılamayacağını ifade etmiştir. Böylece kitapların kütüphaneden çıkarılmasına izin verilmemiştir.

Bu olay, kitapların yalnızca maddi değeri olan nesneler olmadığını; bir milletin hafızası ve kültürel mirası olduğunu gösteren çarpıcı bir örnek olarak aktarılmaktadır.

KAŞGARLI MAHMUD’UN DİVÂNÜ LUGÂTİ’T-TÜRK’Ü

Millet Kütüphanesi’nin önemli özelliklerinden biri de Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk adlı eserinin el yazması nüshasının burada korunmasıdır.

Metinde, bu eserin cam içerisinde muhafaza edildiği ve kütüphanenin en önemli özelliklerinden biri olduğu belirtilmektedir.

MURAT MOLLA KÜTÜPHANESİ

İstanbul’daki kütüphane geleneğinin bir başka örneği de Çarşamba’da bulunan Murat Molla Kütüphanesi’dir.

1775 yılında kurulduğu aktarılan kütüphanede yaklaşık 2.000 cilt yazma eser bulunduğu belirtilmektedir.

KİTAP, KÜTÜPHANE VE İSTANBUL’UN HAFIZASI

İstanbul’un kütüphanelerine baktığımızda karşımıza yalnızca eski kitapların bulunduğu binalar çıkmaz. Aynı zamanda yüzyıllar boyunca devam eden bir okuma, öğrenme ve bilgiyi koruma geleneği görülür.

Evlerde kitap okuma toplantıları yapılmış, konaklarda okuma halkaları oluşturulmuş, medrese ve külliyelerde kütüphaneler kurulmuş, halka açık kütüphaneler oluşturulmuş ve ihtiyaç sahibi insanların kitaplara ulaşabilmesi için çeşitli imkânlar geliştirilmiştir.

Bugün bize düşen ise bu mirası yalnızca geçmişin bir hatırası olarak görmek değildir. Kütüphaneleri kullanmak, kitap okumak, araştırmak ve çocuklarımızı kitapla buluşturmak, İstanbul’un bu kültürel mirasının yaşamasının en önemli yollarından biridir.

Çünkü kütüphane, içinde kitap bulunan bir bina değil; insanın bilgiye açılan kapısıdır.