Bizim çeşmelerimiz adeta açık hava müzesi gibi

Fahri Sarrafoğlu (İstanbul Seyyahı)

Soğukçeşme, Ayasofya’nın önünde, Alemdar Caddesi’nin kalabalığı içinde mütevazı ama bir o kadar da derinlikli bir yapı olarak duruyor. Üç çeşmesi, dört ayeti, Sultan V. Mehmed Reşad’ın tuğrası ve Mimar Kemaleddin ile Vedad Bey ekolünün izleriyle; hem mimarlık tarihçileri hem de İstanbul gezginleri için keşfedilmeyi bekleyen bir hazine. Suyun hayat verdiği bu adacık, aynı zamanda bir şehrin hafızasına yazılmış manevi bir mühür.

Soğukçeşme’den Sultanahmet’e giderken karşınıza çıkıyor

İstanbul’un en yoğun tarihî güzergâhlarından biri olan Soğukçeşme–Sultanahmet hattında, Alemdar Caddesi üzerinde, Ayasofya’nın hemen önündeki küçük bir adacığın köşesinde üçlü bir çeşme bulunuyor. Bugün pek çok kişinin fark etmeden yanından geçtiği bu yapı, kaynaklarda “Ayasofya Üçyüzlü Çeşmesi” adıyla geçiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve tarihî çeşmeler üzerine yapılan çalışmaların yanı sıra Fatih Belediyesi kayıtlarında da çeşmenin 1911 tarihli olduğu belirtiliyor. Fatih Belediyesi, yapıyı V. Mehmed Reşad adına kaydediyor. İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarında ise çeşme “Ayasofya Üçyüzlü (Sultan Reşad) Çeşmesi” adıyla 1911 tarihli olarak listeleniyor.

 

 

Neden “Üçyüzlü Çeşme” deniliyor?

Çeşmenin en dikkat çekici özelliği, tek bir çeşmeden değil, birbirine bağlı üç çeşmeden meydana gelmesi. Ortada daha büyük bir çeşme, onun iki yanında ise daha küçük iki çeşme bulunuyor. Yapı bu nedenle “Üçyüzlü Çeşme” olarak adlandırılıyor. Çeşmenin üç mermer cephesi yarım daireye yakın bir düzen içinde birbirine bağlanıyor. Kesme mermer kullanılan yapıda ayna taşları yekpare mermerden yapılmış. Kemerler ise oldukça sığ ve sivri karakterli. Bu mimari özellikler, çeşmeyi klasik Osmanlı çeşmelerinden ayıran geç dönem özelliklerini ortaya koyuyor.

1911: Osmanlı’nın son dönemlerinden bir hatıra

Çeşmenin tarihi 1911. Bu tarih, Osmanlı Devleti’nin son dönemine denk geliyor. Sultan V. Mehmed Reşad’ın hükümdarlığı 1909-1918 yılları arasındaydı. Fatih Belediyesi’nin tarihî çeşmeler listesinde yapı doğrudan “Ayasofya Üçyüzlü Çeşmesi – V. Mehmed Reşad – 1911” şeklinde kayıtlı. Çeşmenin ortasındaki büyük kemerin üzerinde V. Mehmed’in tuğrasının bulunması, yapının Sultan Reşad’ın hayratı olarak kabul edilmesinin temel dayanaklarından biri.

Ancak burada önemli bir sanat tarihi ayrıntısı var: Çeşmenin banisi konusunda V. Mehmed Reşad bilgisi güçlü biçimde kabul edilirken, mimarın kimliği konusunda aynı kesinlik bulunmuyor. Bazı kaynaklarda Mimar Kemaleddin ile ilişkilendiriliyor ve yapının onun mimari anlayışının izlerini taşıdığı belirtiliyor. İstanbul Aydın Üniversitesi’nde hazırlanan bir restorasyon çalışmasında da “Mimar Kemaleddin’in izleri”nden ve V. Mehmed’in tuğrasından söz edilirken mimarlık bilgisi “muhtemelen” şeklinde aktarılıyor.

Çeşmenin üzerinde dört Kur’an ayeti bulunuyor

Ayasofya Üçyüzlü Çeşmesi’ni diğer tarihî çeşmelerden ayıran en dikkat çekici özelliklerden biri de kitabelerindeki Kur’an ayetleri. Çeşmenin farklı bölümlerine yerleştirilen ayetlerin ortak noktası ise oldukça anlamlı: Su, içecek, hayat ve arınma.

1. Sağ üst bölüm: Enbiyâ Suresi 30. ayet

Çeşmenin sağ üst kitabesinde Enbiyâ Suresi’nin 30. ayetinden şu bölüm bulunuyor:

“Ve cealnâ mine’l-mâi külle şey’in hayy.”

Anlam olarak: “Her canlı şeyi sudan meydana getirdik.”

Bu ayetin bir çeşmenin üzerine yazılması tesadüf değil. DergiPark’ta yayımlanan kitabe estetiği üzerine akademik bir çalışmada, Enbiyâ 30’un su yapılarının kitabelerinde en sık karşılaşılan ayetlerden biri olduğu belirtiliyor. Çünkü ayet ile çeşmenin işlevi arasında doğrudan bir anlam ilişkisi kuruluyor. Yani çeşmeden akan su, yalnızca fiziksel bir ihtiyaç değil; hayatın kaynağı fikrini de hatırlatıyor.

2. Ortadaki büyük çeşme: İnsan Suresi 17. ayet

Merkezdeki büyük çeşmenin kitabesinde İnsan Suresi’nin 17. ayetinden şu bölüm yer alıyor:

“Ve yuskavne fîhâ ke’sen kâne mizâcuhâ zencebîlâ.”

Anlamı: “Orada kendilerine, karışımı zencefil olan bir kâseden içirilir.”

Burada artık yalnızca dünyadaki suyun değil, Kur’an’ın cennet tasvirindeki içecek ve ikram kavramının öne çıktığı görülüyor.

3. Sol üst bölüm: İnsan Suresi 21. ayet

Sol taraftaki kitabede ise İnsan Suresi 21. ayetten şu bölüm bulunuyor:

“Ve sekâhum rabbuhum şerâben tahûrâ.”

Anlamı: “Rableri onlara tertemiz bir içecek içirir.”

Buradaki anahtar kavram “tahûr”, yani temizleyen/arıtan, tertemiz olan içecek fikridir.

4. Çeşmenin üstündeki kitabe: İnsan Suresi 18. ayet

Çeşmenin üst bölümünde ise İnsan Suresi’nin 18. ayetinden şu ifade bulunuyor:

“Aynen fîhâ tusemmâ selsebîlâ.”

Anlamı: “Orada ‘Selsebil’ adı verilen bir pınar vardır.”

Böylece çeşmenin kitabeleri birbirinden kopuk ayetler olmaktan çıkıyor; su, içmek, temizlik, hayat ve selsebil kavramları etrafında bir anlam bütünlüğü oluşturuyor.

Dört ayet, tek bir anlam dünyası

Çeşmenin kitabelerine birlikte bakıldığında ilginç bir kompozisyon ortaya çıkıyor:

  • Enbiyâ 30 → Su ve hayat

  • İnsan 17 → İçmek ve ikram

  • İnsan 21 → Temiz/arıtıcı içecek

  • İnsan 18 → Selsebil, yani pınar

Bu açıdan çeşmenin kitabe programının oldukça bilinçli olduğu düşünülebilir. Çeşmenin fiziksel işlevi insana su vermek iken, kitabeler bu fiziksel işlevi Kur’an’daki hayat, içecek, temizlik ve cennet pınarı imgeleriyle ilişkilendiriyor. Burada “kesin olarak şu düşünce amaçlanmıştır” demektense, kitabelerin oluşturduğu anlam bütünlüğünün bu yönde okunabileceğini söylemek daha doğru olur.

“Selsebil” kelimesi neden önemli?

Çeşmenin üstündeki İnsan 18. ayette geçen “selsebil” kelimesi özellikle dikkat çekiyor. Kur’an’ın İnsan Suresi’nde cennetteki bir pınarın adı olarak geçen bu kelimenin çeşmenin kitabesinde kullanılması, çeşmenin sıradan bir su yapısından daha sembolik bir anlam kazanmasına yol açıyor. Bir tarafta İstanbul’un gerçek su ihtiyacı vardır. Diğer tarafta ise kitabelerde cennetin pınarı ve tertemiz içecek tasvirleri bulunur. Böylece Osmanlı şehir kültüründe çeşme, yalnızca “su alınan yer” olmaktan çıkar; hayır, ikram ve dua düşüncesinin şehirdeki görünür sembollerinden biri hâline gelir.

Ayasofya’nın hemen önünde olması tesadüf değil

Çeşmenin bulunduğu yer de son derece dikkat çekici. Bir yanında Ayasofya, diğer tarafta Sultanahmet’e ve Tarihî Yarımada’nın önemli anıtlarına giden yol bulunuyor. Bugün Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi çevresinden geçen ziyaretçiler, çoğu zaman bu küçük yapının önünden geçiyor. Oysa çeşme, bulunduğu konum itibarıyla İstanbul’un en yoğun tarihî katmanlarından birinin tam ortasında. Bizans’ın Ayasofya’sı, Osmanlı’nın su kültürü, son dönem Osmanlı mimarisi ve Kur’an kitabeleri aynı noktada buluşuyor. Bu yönüyle çeşme, İstanbul’un farklı dönemlerini birbirine bağlayan küçük ama anlamlı bir tarihî tanık niteliğinde.

Bugün neden daha fazla dikkat çekmiyor?

Ayasofya, Sultanahmet Camii, Yerebatan Sarnıcı ve Topkapı Sarayı gibi dev tarihî yapıların arasında kalan küçük çeşme, doğal olarak ziyaretçilerin gözünden kaçabiliyor. Oysa İstanbul’un tarihini yalnızca büyük anıtsal yapılar üzerinden okumak eksik kalır. İstanbul’un gerçek hikâyesi biraz da çeşmelerinde, sebillerinde, kitabelerinde ve sokak köşelerinde saklıdır. Ayasofya Üçyüzlü Çeşmesi de bunun güzel örneklerinden biridir.

Bir çeşmeden daha fazlası

1911 tarihli bu küçük yapı bize Osmanlı’nın son döneminden önemli bir mesaj bırakıyor:

  • Su hayat demektir.

  • Su ikramdır.

  • Su temizlenme ve arınma çağrışımı taşır.

Ve çeşmenin kitabesinde yer alan Kur’an ayetleriyle su, yalnızca dünyevî bir ihtiyaç değil, aynı zamanda manevî bir sembol hâline gelir. Belki de bugün Ayasofya’nın önünden geçerken birkaç saniye durup bu çeşmenin kitabelerine bakmak, İstanbul’u başka bir gözle görmenin yollarından biridir. Çünkü İstanbul’un sırları bazen büyük saraylarda değil, bir çeşmenin üzerindeki birkaç satırda saklıdır.


MERAKLISINA NOT

  • Çeşmenin başka bir adı daha var: “Sakalar Çeşmesi”

Ayasofya Üçyüzlü Çeşmesi bazı kayıtlarda “Sakalar Çeşmesi” adıyla da geçiyor. “Saka” kelimesi, Osmanlı İstanbul’unda suyu taşıyan ve dağıtan kimseler için kullanılıyordu. Bu adlandırma, çeşmenin İstanbul’un eski su dağıtım kültürüyle bağlantısını hatırlatan önemli bir ayrıntı.

  • Çeşmenin bağlı olduğu vakıf dikkat çekici

Eminönü Hizmet Vakfı’nın kaydında çeşmenin sahibi Kanuni Sultan Süleyman Vakfı / Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak gösteriliyor. Yani 1911 tarihli bu çeşmenin vakıf bağlantısı, yalnızca Sultan Reşad’ın hayratı olarak değerlendirilmesinden daha geniş bir kurumsal geçmişe işaret ediyor.

  • Çeşmenin yeri bazı eski kayıtlarda “Salkımsöğüd” olarak geçiyor

İstanbul Ansiklopedisi’nin çeşmeler listesinde yapı “Ayasofya Üçyüzlü (Sultan Reşad) Çeşmesi, 1911, Salkımsöğüd” şeklinde kaydedilmiş. Bu ayrıntı, bugünkü adres tarifinden farklı olarak tarihî yer adlarının da izini sürmek isteyen araştırmacılar için ilginç bir ipucu.

  • Yerebatan Sarnıcı ile de doğrudan bir mekânsal ilişkisi var

Bazı kaynaklarda çeşmenin yeri, Yerebatan Sarnıcı’nın çıkışının karşısı ve parkın önü şeklinde tarif ediliyor. Böylece çeşmenin yalnızca Ayasofya’nın önündeki küçük bir yapı olmadığı; Ayasofya–Yerebatan Sarnıcı–Sultanahmet güzergâhının tam kesişiminde bulunduğu daha net ortaya çıkıyor.

  • Çeşmenin suyu bugün akmıyor

Araştırma kayıtlarında çeşmenin suyunun akmadığı belirtiliyor. Bu durum, yapının bugün daha çok tarihî ve mimari bir eser olarak algılanmasının nedenlerinden biri.

  • Çeşmenin “hazinesi” oldukça geniş olarak tanımlanıyor

Bazı eski tanımlamalarda çeşmenin arkasındaki su haznesinin oldukça geniş olduğu belirtiliyor. Bu ayrıntı, yapının yalnızca ön cephesinden ibaret küçük bir mimari unsur olmadığını anlamak açısından ilginç.

  • Eski bir fotoğrafı ve restitüsyon/çizim çalışmaları da bulunuyor

İstanbul Aydın Üniversitesi’nde hazırlanan restorasyon projesi çalışmalarında çeşmenin geçmişteki fotoğrafı ile ön görünüş çizimleri de yer alıyor. Bu tür belgeler, yapının günümüzdeki görünümüyle geçmişteki durumunu karşılaştırmak isteyenler açısından ayrıca değer taşıyor.

  • “Üçüzlü Çeşme” adıyla da anılmış

İstanbul üzerine eski gezi kayıtlarından birinde yapı “Üçüzlü Çeşme” şeklinde de adlandırılıyor. Dolayısıyla araştırma yaparken yalnızca “Ayasofya Üçyüzlü Çeşmesi” değil, “Üçüzlü Çeşme” ve “Sakalar Çeşmesi” adlarıyla da arama yapmak farklı kaynaklara ulaşmayı sağlayabilir.

  • Soğukçeşme Sokağı ve Fahri Korutürk

Soğukçeşme Sokağı, sadece tarihî çeşmeleriyle değil, Türkiye’nin siyasi tarihine tanıklık etmiş isimlerle de anılıyor. Türkiye’nin altıncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, 1903 yılında bu sokakta dünyaya gelmiştir. Deniz subayı, diplomat ve devlet adamı kimliğiyle tanınan Korutürk’ün Soğukçeşme Sokağı’nda doğmuş olması, bu bölgenin İstanbul’un kültürel ve siyasi hafızasındaki yerini bir kat daha derinleştiriyor. Bugün sokaktan geçenlerin belki de fark etmeden yanından geçtiği bu tarihî doku, bir cumhurbaşkanının ilk adımlarını attığı yer olarak da ayrı bir önem taşıyor.


Kaynakça:

  • DergiPark, “Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi ve İstanbul Çeşmeleri” üzerine makaleler.

  • Google Akademik, Sultan V. Mehmed Reşad Dönemi İmar Faaliyetleri tezleri.

  • Vakıflar Genel Müdürlüğü, İstanbul Tarihî Çeşmeleri Envanteri.

  • İstanbul Ansiklopedisi, “Soğukçeşme” maddesi.

  • Kur’an-ı Kerim, Enbiya Suresi 30. ayet; İnsan Suresi 17, 18, 21. ayetler.