BİR ŞEHRİN EVLERİNDEN EĞİTİM YUVALARINA

İstanbul’un eski konakları yalnızca büyük ailelerin yaşadığı evler değildi. Bu yapılar aynı zamanda eğitim, kültür, sanat ve sosyal hayatın önemli merkezleriydi.

İstanbul denildiğinde aklımıza çoğu zaman camiler, saraylar, çeşmeler ve surlar gelir. Oysa şehrin tarihî hafızasında konakların da çok önemli bir yeri vardır.

Bugün ayakta kalan bazı konaklara baktığımızda yalnızca eski bir bina görmeyiz. Bu yapıların bir kısmının okul, hastane, dergâh, sanat merkezi veya eğitim kurumu olarak kullanıldığını görürüz.

Daha da önemlisi, konaklar bize İstanbul’un sosyal ve kültürel hayatının nasıl değiştiğini gösterir.

KENAN RİFAİ KONAĞI: BİR KONAKTAN EĞİTİM YUVASINA

Fatih’in Hırka-i Şerif Mahallesi’nde bulunan Kenan Rıfai Konağı, İstanbul’un günümüze ulaşan tarihî konaklarından biridir.

Kenan Rıfai’nin ailesi, 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Balkanlar’dan İstanbul’a gerçekleşen göç sırasında İstanbul’a gelir. Kenan Rıfai’nin babası Halim Bey, İstanbul’da iki konak satın alır. Bunlardan biri Gedikpaşa’da, diğeri ise Fatih’te Muhtesip İskender Mahallesi Kırtay Sokağı’ndadır.

Fatih’teki konak yaklaşık 1870’lerde inşa edilmeye başlanmış, 1921-1922 yıllarında ise yeniden yapılmıştır.

Konakta dikkat çeken bölümlerden biri tevhidhanedir. Ümmü Kenan Dergâhı, tekkelerin ve zaviyelerin 1925 yılında kanunen kapatılmasına kadar burada faaliyet göstermiştir.

Ancak yapı bundan sonra tamamen terk edilmemiştir. Kenan Rıfai, burayı bir eğitim yuvasına ve akademiye dönüştürmüştür. Günümüzde de konakla bağlantılı vakıf ve yayın faaliyetleri burada devam etmektedir.

ABDULLAH LATİF SÜPHİ PAŞA KONAĞI: BİR KIVILCIMLA YOK OLAN KONAK

Fatih’te, İstanbul İlahiyat Fakültesi’nin arkasında, Horhor Caddesi üzerinde bir başka tarihî konak bulunuyor: Abdullah Latif Süphî Paşa Konağı.

Osmanlı paşalarından Abdullah Latif Süphî Paşa, Horhor’da geniş bir arazi içerisindeki köşkü satın alır ve burada büyük bir konak yaptırır. Konak 1854 yılında tamamlanır.

Ancak büyük yapı uzun süre ayakta kalamaz. Metindeki anlatıma göre nargile ateşinden çıkan küçük bir kıvılcım, büyük konağın yanmasına ve kül olmasına yol açar.

Daha sonra konak yeniden düzenlenir. Günümüzde ise yapı içerisinde müze niteliğinde çalışmalar yapılmaktadır.

Konağın önemli özelliklerinden biri de tıp tarihiyle ilgili eserlerin burada bulunmasıdır. İçeride tıp öğrencilerinin ilgisini çekebilecek çeşitli tıbbi araçlar ve Atatürk’ün son dönemlerinde kullanılan bazı tıbbi aletlerin bulunduğu aktarılmaktadır.

ZEYNEP HANIM KONAĞI: KADINLARIN ÜNİVERSİTESİ

İstanbul’un tarihî konakları arasında Zeynep Hanım Konağı özel bir yere sahiptir.

Lâleli’den aşağı doğru inerken, Şehzadebaşı yolunda bulunan bu büyük konak, uzun yıllar kadınlara mahsus bir üniversite olarak kullanılmıştır.

Daha sonra yapı, ilk Müslüman yetimhanelerinden biri olarak kullanılmış ve Sultan Abdülaziz döneminde Yusuf Kâmil Paşa ile Zeynep Hanım’ın konağı olarak farklı eğitim faaliyetlerine tahsis edilmiştir.

Bugün bu tarihî yapının yerinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bulunmaktadır.

Tarihin En Yüksek “Diş Kirası”

Zeynep Hanım Konağı’nın bir başka dikkat çekici hikâyesi de “diş kirası” geleneğiyle ilgilidir.

Metinde aktarıldığına göre 3 Ocak 1868 tarihinde Zeynep Hanım Konağı’nda verilen bir ziyafetin ardından Sadrazam Yusuf Kâmil Paşa, sahip olduğu emlak ve mallara ait senet ve tapuları altın bir tepsi içinde Sultan Abdülaziz’e sunmuştur.

Bu, dönemin anlayışı içinde bir diş kirası olarak verilmiştir.

Ancak Sultan Abdülaziz bu hediyeyi kendisine almayıp tekrar Yusuf Kâmil Paşa’ya iade etmiş ve böylece karşılıklı bir cömertlik örneği ortaya çıkmıştır.

FUAT PAŞA KONAĞI: BİR KONAK NASIL AKADEMİ OLUR?

İstanbul’un önemli tarihî konaklarından biri de Keçecizade Fuat Paşa Konağıdır.

Tanzimat döneminin önemli paşalarından olan Fuat Paşa İstanbul’da doğmuş ve Fransa’da eğitim görmüştür.

Şehzadebaşı Camii karşısındaki konağı 1864 yılında yanınca başka bir konağa taşınmış; ancak o yapı da daha sonra yanmıştır. Bunun üzerine Sultan Abdülaziz, Beyazıt’ta kâgir bir bina yaptırarak Fuat Paşa’nın kullanımına tahsis etmiştir.

Bugün bu yapı İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin bulunduğu bina olarak anılmaktadır.

Buradaki asıl dikkat çekici nokta ise konağın sadece bir ikametgâh olmamasıdır.

Osmanlı Konağı Aynı Zamanda Bir Mektepti

Eski İstanbul konakları, yalnızca insanların yaşadığı büyük evler değildi.

Konaklar aynı zamanda eğitim merkezleri olarak da işlev görüyordu. Kadınlar burada eğitim görebiliyor, dışarıdan kadınlar gelebiliyor, çocuklar ve erkekler de farklı şekillerde eğitim faaliyetlerinden yararlanabiliyordu.

Bu bakımdan konakları, günümüzün eğitim ve kültür merkezlerine benzetmek mümkündür.

Fuat Paşa Konağı da bu anlayışın örneklerinden biri olarak ele alınmaktadır.

MÜTERCİM RÜŞTÜ PAŞA KONAĞI: OKULDAN HASTANEYE

İstanbul’un tarihî konaklarından biri de Mütercim Rüştü Paşa Konağıdır.

Üç katlı olarak inşa edilen yapı, bir dönem Dersaadet İdadî-i Mülkî-i Şahane adıyla eğitim kurumu olarak kullanılmıştır. Daha sonra Vefa Lisesi ve Vefa Sultanisi ile bağlantılı olarak eğitim hayatına devam etmiştir.

1910 yılında İstanbul’da meydana gelen büyük yangın sonrasında okul başka bir konağa taşınırken, Mütercim Rüştü Paşa Konağı bu kez Hilal-i Ahmer, yani Kızılay Hastanesi olarak kullanılmıştır.

Daha sonra yeniden eğitim amacıyla kullanılmış ve Vefa Akşam Lisesi olarak da hizmet vermiştir.

Bugün yapı, İstanbul’daki tarihî konakların farklı dönemlerde nasıl farklı amaçlarla kullanıldığının güzel örneklerinden biridir.

MEHMET EMİN ÂLİ PAŞA KONAĞI: BUGÜN YERİNDE OTOPARK VAR

İstanbul’un geçmişteki önemli konaklarından biri de Mehmet Emin Âli Paşa Konağıdır.

Beyazıt, Fuat Paşa Caddesi civarında bulunan bu konak, döneminin önemli yapılarından biri olarak anlatılmaktadır.

Mehmet Emin Âli Paşa’nın 1871 yılında vefatından sonra konak devlet tarafından ailesinden satın alınmış ve bir süre Meşihat makamı, yani şeyhülislâmlık makamı olarak kullanılmıştır.

Daha sonra hanım sultanların ikametine ayrılmış, 1893 yılında ise Mercan İdadisi olarak eğitim hayatına katılmıştır. Sonraki dönemlerde Erkan-ı Harbiye ile de ilişkilendirilmiştir.

Fakat İstanbul’un büyük yangınları bu konağın da kaderini değiştirmiştir.

Yangından sonra yapı kullanılamaz hâle gelmiş ve zaman içinde ortadan kalkmıştır. Bugün ise konağın bulunduğu yerde otopark bulunmaktadır.

BÜLBÜL TEVFİK PAŞA KONAĞI: SANATÇILARIN YETİŞTİĞİ YER

İstanbul’un tarihî konakları arasında eğitim ve sanat açısından dikkat çeken yapılardan biri de Bülbül Tevfik Paşa Konağıdır.

1866 yılında Sadaret Müsteşarı Bülbül Tevfik Paşa tarafından yaptırılan yapı, sonraki dönemlerde çeşitli eğitim kurumlarına ev sahipliği yapmıştır.

Yapı, Darülmuallimin ve daha sonra Sanayi-i Nefise Mektebi olarak kullanılmıştır. Böylece sanat eğitiminin önemli merkezlerinden biri hâline gelmiştir.

Ressamlar Mahmut Cûda ve Elif Naci gibi isimlerin burada öğrencilik yaptığı aktarılmaktadır.

Daha sonraki yıllarda İstanbul Kız Ortaokulu, Çağaloğlu Akşam Kız Sanat Okulu ve Çağaloğlu Anadolu Moda Tasarımı Meslek Lisesi gibi farklı eğitim kurumları burada faaliyet göstermiştir.

Günümüzde yapı İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi olarak kullanılmaktadır.

KONAKLAR BİZE İSTANBUL’UN DEĞİŞİMİNİ ANLATIYOR

İstanbul’un tarihî konaklarına baktığımızda aslında sadece geçmişte insanların nasıl yaşadığını görmüyoruz.

Aynı zamanda Osmanlı toplumunun eğitim anlayışını, mimari değişimini ve şehir kültürünün dönüşümünü de görebiliyoruz.

Konakların önemli bir bölümü eğitim amacıyla kullanılmıştır. Bazıları okul, bazıları hastane, bazıları sanat merkezi, bazıları ise farklı kamu kurumları hâline gelmiştir.

Mimari açıdan da önemli bir değişim dikkat çekmektedir. Zaman içerisinde Osmanlı’nın klasik mimari anlayışının yanında İtalyan mimarisi ve Barok tarzı gibi Avrupa etkileri daha fazla görülmeye başlamıştır.

Bir Konağa Bakarken Sadece Binayı Değil, Hayatı da Görmek

İstanbul’un eski konaklarını gezerken aslında bir şehrin değişimini adım adım takip etmek mümkündür.

Bir konak bugün okul olabilir. Bir diğeri hastane olarak kullanılmış olabilir. Bir başkası yangınlarla yok olmuş ve yerini modern bir yapıya bırakmış olabilir.

Fakat her biri İstanbul’un geçmişinden bugüne uzanan birer hafıza noktasıdır.

Bu nedenle tarihî konakları yalnızca eski binalar olarak görmek yerine, İstanbul’un sosyal, eğitim ve kültür tarihinin yaşayan belgeleri olarak değerlendirmek gerekir.

SONUÇ: KONAKLAR, İSTANBUL’UN SESSİZ HAFIZASIDIR

İstanbul’un tarihî konakları bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:

Bir şehir yalnızca meydanları, camileri ve saraylarıyla değil; insanların yaşadığı, öğrendiği, sanat ürettiği ve birbirleriyle ilişki kurduğu mekânlarla da tarihe dönüşür.

Bu konakların hikâyelerinde eğitim, sanat, mimari, sosyal hayat ve şehir kültürü iç içe geçmektedir.

Bugün bir konağın yerinde okul, başka bir konağın yerinde hastane, bir diğerinin yerinde otopark görebiliriz. Fakat yapıların değişmesi, onların İstanbul’un hafızasındaki yerini tamamen ortadan kaldırmaz.

İstanbul’u tanımak, biraz da bu sessiz hafızayı okumaktır.

NOT

Bu yazının kaynağı, 12 Eylül 2018 tarihinde Erkam Radyo’da yayımlanan “İstanbul’un Sırları” yayınında ele alınan İstanbul’un tarihî konaklarıyla ilgili anlatımdır. Buradaki metin, söz konusu yayının konuşma üslubundan çıkarılarak www.istanbulunsirlari.net için makale formatında düzenlenmiştir