BURASI BİR ZAMANLAR HASTANEYDİ

TAKSİM’DE BİR KONSOLOSLUĞUN ARDINDAKİ SIR: 

İstiklal Caddesi’nin Taksim girişinde bugün Fransa’nın İstanbul Başkonsolosluğu olarak kullanılan görkemli yapının ardında, üç asra yaklaşan bir sağlık ve diplomasi tarihi saklı. Burası diplomatik temsilcilik olmak üzere yapılmış bir bina değildi. Aynı noktada uzun yıllar Fransız Hastanesi faaliyet gösterdi; 19. yüzyılın sonunda yapı yeniden inşa edilerek Henri Giffard Hastanesi adını aldı. Savaşlara, işgale ve Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık eden bina daha sonra konsolosluk hizmetlerine tahsis edildi.

HİKÂYE 1896’DA DEĞİL, 18. YÜZYILDA BAŞLIYOR

Bugün İstiklal Caddesi No: 4’te bulunan Fransa Başkonsolosluğu’nun geçmişini yalnızca 19. yüzyılın sonunda yapılan binayla başlatmak doğru değil.

Taksim’deki Fransız sağlık kurumunun kökleri 18. yüzyılın başlarına kadar uzanıyor. Kaynaklarda kurumun Pera’daki Fransız Hastanesi olarak faaliyet gösterdiği, 18. yüzyıl içinde Saint-Louis Hastanesi (Hôpital Saint-Louis) adını aldığı görülüyor.

Zaman içerisinde genişletilen hastane, İstanbul’daki Fransız topluluğunun yanı sıra denizcilere ve farklı kesimlerden hastalara hizmet veren önemli sağlık kurumlarından biri haline geldi.

  1. yüzyıl ortalarında hastanenin yönetim ve bakım hizmetlerinde Saint Vincent de Paul geleneğine bağlı Filles de la Charité (Şefkat Rahibeleri) görev almaya başladı.

ESKİ HASTANE ARTIK YETMİYORDU

İstanbul büyüdükçe hastanenin imkânları da yetersiz kalmaya başladı.

1877 yılına ilişkin kayıtlarda hastanenin yaklaşık 60 yatak kapasitesine sahip olduğu; yalnızca Fransızlara değil, denizcilere ve çevredeki ihtiyaç sahiplerine de hizmet verdiği aktarılıyor.

1891’e gelindiğinde kurum Fransız sefirinin başkanlığındaki bir komisyon tarafından yönetiliyor, ancak eski hastane binası artık ihtiyaçları karşılayamıyordu.

Yeni ve modern bir hastane yapılması gerekiyordu.

İşte tam bu noktada hikâyeye Fransız mühendis ve mucit Henri Giffard giriyor.

BİR MUCİDİN VASİYETİ TAKSİM’DE BİR HASTANEYE DÖNÜŞTÜ

1825 doğumlu Henri Giffard, buhar teknolojisi ve özellikle hava ulaşımı alanındaki çalışmalarıyla tanınan önemli bir Fransız mucitti.

Giffard 1882’de hayatını kaybettiğinde servetinden önemli bir bölümü hayır işlerine bıraktı. İstanbul’daki Fransız Hastanesi de bu vasiyetten yararlanan kurumlardan biriydi.

Akademik çalışmalarda Giffard’ın İstanbul Fransız Hastanesi’nin yeniden inşası için 400 bin frank bıraktığı belirtilmektedir.

Bu bağış, Taksim’de yeni hastane binasının yükselmesinde önemli bir mali kaynak oldu.

Yeni hastaneye Henri Giffard adının verilmesinin nedeni de buydu.

  1. ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE YENİDEN İNŞA KARARI

Hastanenin yeniden yapılması Osmanlı makamlarının iznine tabiydi.

Osmanlı arşiv belgelerine dayanan akademik araştırmalara göre 15 Eylül 1891 tarihli irade ile hastanenin yeniden inşasına izin verildi.

Projenin arazi ve imar işlemleri sonraki yıllarda devam etti.

Bazı İstanbul tarihi kaynaklarında hastanenin kullandığı araziyle ilgili olarak Sultan II. Abdülhamid’in Fransa lehine yaptığı bir tahsisten veya bağıştan söz edilmektedir. Bununla birlikte arazi meselesinin farklı dönemlerde yapılan satın alma, genişletme ve mülkiyet işlemlerini de içeren daha karmaşık bir geçmişi bulunduğundan, yapının bütün arazisini tek seferde II. Abdülhamid’in “hediye ettiği” şeklindeki yaygın anlatıya ihtiyatla yaklaşmak gerekir.

Kesin olarak bildiğimiz ise yeni hastanenin inşasının II. Abdülhamid döneminde Osmanlı makamlarının izniyle gerçekleştiğidir.

TEMEL İÇİN ÖZEL BİR GÜN SEÇİLDİ: 14 TEMMUZ

Yeni hastanenin temel atma töreninin tarihi tesadüfen seçilmemişti.

14 Temmuz 1894’te, yani Fransa’nın millî bayramında yapılan törene Fransa Sefiri Paul Cambon’un yanı sıra diplomatik temsilciler, askerî görevliler, din adamları ve İstanbul’un önde gelen isimleri katıldı.

Binanın projesi Fransız mimar Pierre-Juste Bourmancé tarafından hazırlanmıştı. Bourmancé’nin hayatını kaybetmesinin ardından inşaat, onun hazırladığı planlar doğrultusunda başka bir Fransız mimar olan M. Carré tarafından sürdürüldü.

12 ARALIK 1896: HENRI GIFFARD HASTANESİ AÇILIYOR

Uzun hazırlık ve inşaat sürecinin ardından hastalar 5 Aralık 1896’da Taksim’deki yeni binaya dönmeye başladı.

Bir hafta sonra, 12 Aralık 1896’da Henri Giffard Hastanesi resmen hizmete girdi.

Yeni yapı yaklaşık 100 yatak kapasitesine sahip modern bir hastaneydi.

1911 yılına ilişkin kayıtlarda hastanenin 90 yatağı bulunduğu ve bir yıl içerisinde 1.324 hastanın tedavi edildiği aktarılıyor.

Üstelik hastane yalnızca Fransız vatandaşlarına hizmet vermiyordu. İstanbul’un farklı topluluklarından insanlar ve Osmanlı vatandaşları da burada tedavi görebiliyordu.

Dolayısıyla bugünkü konsolosluk binası, bir dönem İstanbul’un uluslararası nitelik taşıyan önemli sağlık merkezlerinden biriydi.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI BİNANIN KADERİNİ DEĞİŞTİRDİ

1914’te Birinci Dünya Savaşı başlayınca Osmanlı Devleti ile Fransa karşı cephelerde yer aldı.

Fransız diplomatik temsilcilikleri kapandı ve Fransa’nın Osmanlı İmparatorluğu’ndaki çıkarlarının korunması bir süre tarafsız Amerika Birleşik Devletleri temsilcilerine bırakıldı.

Savaş şartları Taksim’deki Fransız Hastanesi’nin idaresini de etkiledi. Bina bir dönem Amerikan himayesinde sağlık hizmetlerinde kullanıldı; ardından Osmanlı makamlarının kontrolüne geçti ve Türk askerî sağlık sistemi içerisinde değerlendirildi.

Savaşın ardından yapı yeniden Fransızların kullanımına geçti.

Bu dönemde hastane, İstanbul’daki Fransız kuvvetlerinin önde gelen komutanlarından General Louis Franchet d’Espèrey ile ilişkilendirilen bir adla da kayıtlara geçti.

HASTANE ODALARINDAN DİPLOMATİK BÜROLARA

Cumhuriyet’in kurulması ve Ankara’nın başkent olması, İstanbul’daki yabancı diplomatik temsilciliklerin konumunu da değiştirdi.

Fransız Diplomatik Arşivleri bu noktada oldukça önemli bir ayrıntı veriyor: Arşiv kayıtlarında Giffard Hastanesi, “1920’den itibaren Fransa Başkonsolosluğu’nun bazı hizmetlerinin geçici olarak yerleştirildiği eski hastane” olarak tanımlanıyor.

Dolayısıyla hastaneden konsolosluğa geçişin tek bir günde gerçekleşen basit bir taşınmadan ziyade, 1920’lerden itibaren aşamalı biçimde gerçekleştiğini söylemek daha doğru görünüyor.

Zamanla hastane işlevi sona erdi ve yapı Fransa’nın İstanbul’daki konsolosluk hizmetlerinin merkezi haline geldi.

Bugün de aynı yapı Fransa’nın İstanbul Başkonsolosluğu olarak kullanılmaktadır.

FRANSIZ SARAYI İLE KARIŞTIRMAYIN

Burada İstanbul tarihi açısından önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Taksim’deki Fransa Başkonsolosluğu ile Tomtom Mahallesi’ndeki Fransız Sarayı (Palais de France) aynı bina değildir.

Fransız Sarayı, Fransa’nın Osmanlı dönemindeki tarihî diplomatik yerleşkesidir.

İstiklal Caddesi’nin Taksim girişindeki ve bugün başkonsolosluk hizmetlerinin yürütüldüğü yapı ise eski Fransız Hastanesi, diğer adıyla Henri Giffard Hastanesi’dir.

Bu iki yapı zaman zaman birbirine karıştırıldığı için Taksim’deki binanın başlangıçta elçilik veya saray olarak inşa edildiği sanılmaktadır.

Oysa tarihî kayıtlar bunun tersini gösteriyor:

Bu bina önce hastaneydi, sonra konsolosluk oldu.

BİR BİNANIN DUVARLARINDA İSTANBUL’UN ÜÇ ASRI

Bugün İstiklal Caddesi’nden geçen binlerce insan, Fransa Başkonsolosluğu’nun önünden birkaç saniye içerisinde geçip gidiyor.

Fakat o kapının arkasında İstanbul’un çok daha eski bir hikâyesi bulunuyor.

Aynı bölgede yüzyıllar boyunca hastalar tedavi edildi. Fransız rahibeler hasta baktı, doktorlar görev yaptı, denizciler ve İstanbul halkı şifa aradı.

Henri Giffard’ın vasiyeti yeni bir hastanenin yapılmasına katkı sağladı. II. Abdülhamid döneminde yeni binanın inşasına izin verildi. 1896’da görkemli hastane kapılarını açtı. Birinci Dünya Savaşı yapının kaderini değiştirdi. Ardından Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte hastane odalarının yerini giderek diplomatik bürolar aldı.

Bugün aynı kapıdan artık hastalar değil, diplomatlar ve konsolosluk işlemleri için gelen insanlar giriyor.

Fakat bina hâlâ geçmişinin izlerini taşıyor.

İstiklal Caddesi’nin hemen başında duran Fransa Başkonsolosluğu bu nedenle yalnızca diplomatik bir yapı değil; İstanbul’un sağlık, savaş, mimarlık ve diplomasi tarihinin aynı duvarlarda birleştiği sessiz tanıklardan biridir.

Belki bundan sonra Taksim Meydanı’ndan İstiklal Caddesi’ne girerken soldaki bu binaya biraz daha dikkatli bakmak isteyeceksiniz.

Çünkü İstanbul’da bazen bir konsolosluğun kapısının ardında bile üç asırlık bambaşka bir hikâye saklıdır.
ZİYA GÖKALP’İN VEFAT ETTİĞİ HASTANE 

Ziya Gökalp, sağlığının ağırlaşması üzerine doktoru Âkil Muhtar Özden’in tavsiyesiyle 14 Ekim 1924’te Beyoğlu’ndaki Fransız Hastanesi’ne kaldırılıyor. Dönemin kaynaklarında hastanenin adı Fransız Hastanesi veya Pasteur Fransız Hastanesi olarak geçiyor.

Burada yaklaşık 11 gün tedavi görüyor ve 25 Ekim 1924 sabaha karşı saat 04.49’da hayatını kaybediyor. Türk Dünyası Ansiklopedisi de ölüm yerini açık biçimde “İstanbul Pasteur Fransız Hastanesi” olarak kaydediyor.

KAYNAKLAR

  • Fransa Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Arşivleri (Archives diplomatiques), Ankara Büyükelçiliği arşiv envanteri, 1919–1952; Hôpital Giffard ve İstanbul’daki Fransız sağlık kurumlarına ilişkin kayıtlar.
  • Fransa Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Arşivleri, Constantinople/İstanbul konsolosluk arşivleri ve tarihsel envanterleri.
  • İstanbul Üniversitesi, Osmanlı döneminde İstanbul’daki Fransız sağlık, eğitim ve hayır kurumları üzerine akademik çalışma; Osmanlı arşiv belgeleri ve dönem kaynaklarına dayanan bölümler.
  • Nur Akın, 19. Yüzyılın İkinci Yarısında Galata ve Pera, İstanbul.
  • Maurice Pernot, Rapport sur un voyage d’étude à Constantinople, en Égypte et en Turquie d’Asie, Paris.
  • Le Figaro, 3 Ocak 1897; Henri Giffard Hastanesi’nin mimarisi ve inşa sürecine ilişkin dönem haberi.
  • Fransa Cumhuriyeti resmî kayıtları, Consulat général de France à Istanbul, İstiklal Caddesi No: 4, Beyoğlu.
  • İstanbul tarihi ve Fransız kurumlarına ilişkin dönem yayınları, konsolosluk kayıtları ve ikincil akademik çalışmalar.

www.istanbulunsirlari.net

 

 

Sonuç

Taksim’deki Fransız Konsolosluğu binası, sadece bir diplomatik merkez olmanın çok ötesinde, 1896’da bir sağlık yuvası olarak başlayan, iki dünya savaşına tanıklık eden ve nihayetinde bir devletin temsilciliğine ev sahipliği yapacak şekilde dönüşen, katmanlı bir tarihe sahiptir. II. Abdülhamid’in hediyesi bu yapı, İstanbul’un değişen yüzünün ve uluslararası ilişkiler tarihinin somut birer kanıtı olarak yükselmeye devam ediyor.