Fahri Sarrafoğlu (İstanbul Seyyahı)
Kelami Tekkesinden geriye sadece bir mezar kaldı
Eski İstanbul’da her sokak adeta birer akademi birer eğitim yuvasıydı. Tekke ya da dergahlar zannedildiğinin aksine sadece dini ibadetlerin, zikirlerin yapıldığı yerler değil, manevi ve ruhsal eğitimleri ile de ilgileniyorlardı.
İşte İstanbul’un Şehremini semtinde sokak arasında bugün sıradan bir apartmanın bulunduğu yerde, bir zamanlar İstanbul tasavvuf hayatının dikkat çekici merkezlerinden Kelâmî Dergâhı yükseliyordu. Dergâhın hikâyesi yalnız bir tekkenin değil, Osmanlı’nın son dönemindeki dinî, kültürel ve sosyal hayatın da izlerini taşıyor.
DERGÂHIN SON ŞEYHİ ESAD ERBİLİ HAZRETLERİYDİ
İstanbul’un Fatih ilçesine bağlı Şehremini-Odabaşı çevresinde bulunan Kelâmî Dergâhı, şehrin tarihî tasavvuf merkezlerinden biriydi. Kuruluşu Halvetî geleneğine ve Kelâmî Mustafa Efendi’ye bağlanan dergâh, zaman içerisinde farklı tarikat çevrelerinin idaresine geçti.
Halvetî geleneği içinde başlayan Kelâmî Dergâhı’nın tarihinde zamanla farklı tasavvuf yollarının izleri görüldü. Dergâhın son dönemine ise Nakşibendî-Hâlidî şeyhi Muhammed Esad Erbilî damgasını vurdu. Esad Efendi, Kâdirî icazeti de alarak Kelâmî Dergâhı’nın postuna oturdu ve burada Kâdirî ve Hâlidî usulleriyle irşad faaliyetinde bulundu.
DANİMARKA’DAN GELEN MİSAFİR
Dergâhın son yıllarının en sıra dışı tanıklarından biri ise İstanbul’dan binlerce kilometre uzaktan gelen Danimarkalı Carl Vett’ti. Vett, 1925’te Kelâmî Dergâhı’nda iki hafta misafir kaldı; gördüklerini daha sonra kaleme alarak kaybolan bir İstanbul dergâhının günlük hayatına dair önemli bir hatıra bıraktı.
KELÂMÎ DERGÂHI’NA GELEN ERBİLLİ ŞEYH
1847’de Erbil’de doğan Muhammed Esad Efendi, tahsilini doğduğu bölgede tamamladı. 23 yaşındayken Hâlidî şeyhi Tâhâ el-Harîrî’ye intisap etti; beş yıl sonra, 1875’te hilâfet aldı. Aynı yıl hac görevini yerine getirdi ve şeyhinin vefatından sonra İstanbul’a geldi.
İstanbul’da önce Cağaloğlu’ndaki Beşir Ağa Dergâhı’nda misafir kaldı; ardından Çarşıkapı’daki Molla Pîrî Camii’nin müezzin odasına yerleşti. Fatih Camii’nde Hâfız’ın divanını okutması, onun yalnızca tasavvufî değil, ilmî ve edebî yönünü de gösteriyordu.
KÂDİRÎ İCAZETİ ALMADAN POSTA OTURAMADI
Kelâmî Dergâhı’nın tarihindeki en dikkat çekici ayrıntılardan biri Esad Erbilî’nin buraya tayin sürecidir.
TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre Esad Efendi, şeyhlik makamı boş bulunan Şehremini-Odabaşı’ndaki Kelâmî Dergâhı’nın şeyhliğine talip oldu. Ancak bir problem vardı: Dergâhın şeyhliği Kâdirî meşâyihine ait kabul ediliyordu ve Esad Efendi’nin o tarihte Kâdirî icazetnamesi bulunmuyordu.
Bunun üzerine Kâdirî şeyhi Abdülhamid er-Rifkânî’den Kâdirî icazeti aldı. İcazetini ibraz ettikten sonra 1883 yılında Kelâmî Dergâhı’nın şeyhliğine tayin edildi.
Böylece Nakşibendî-Hâlidî geleneğinden gelen Esad Efendi, Kâdirî icazetine de sahip olarak Kelâmî Dergâhı’nın başına geçti. TDV İslâm Ansiklopedisi, onun burada Kâdirî ve Hâlidî âdâb ve erkânı üzere irşad faaliyetinde bulunduğunu kaydediyor.
TEKKE ŞEYHLİĞİNDEN MECLİS-İ MEŞÂYİH’E
Esad Erbilî’nin faaliyetleri yalnızca Kelâmî Dergâhı’nın duvarları içerisinde kalmadı.
Osmanlı Devleti’nde tekkelerin idaresi ve denetlenmesi bakımından önemli kurumlardan biri Meclis-i Meşâyih idi. Kurum 1866’da Şeyhülislâmlığa bağlı olarak tekkeleri denetlemek ve idarî işlerine bakmak amacıyla oluşturulmuştu. Esad Erbilî de bu yapıda üyelik yaptı ve daha sonra başkanlığa kadar yükseldi.
1914 yılında ise Meclis-i Meşâyih reisliğine getirildi. Reisliği sırasında tekkelerin ıslahı, şeyhlik makamlarına ehil kişilerin getirilmesi ve şeyh çocuklarının eğitimlerinin iyileştirilmesi gibi meselelerle ilgilendiği akademik çalışmalarda belirtilmektedir. Yaklaşık bir yıl sonra görevinden ayrıldı.
1900’DE İSTANBUL’DAN ERBİL’E GÖNDERİLDİ
Esad Erbilî’nin İstanbul hayatı kesintisiz devam etmedi.
- Abdülhamid döneminde 1900 yılında Erbil’de ikamete mecbur edildi. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a geri döndü ve Kelâmî Dergâhı’ndaki faaliyetlerine yeniden başladı.
DERGÂH YENİDEN İNŞA EDİLDİ VE GENİŞLETİLDİ
Esad Erbilî İstanbul’a döndükten sonra Kelâmî Dergâhı’nı genişleterek yeniden inşa ettirdiğine ilişkin kayıtlar bulunmaktadır.
Böylece dergâh, XX. yüzyılın başlarında fizikî olarak da yenilenmiş oldu. Esad Erbilî’nin İstanbul’daki irşad faaliyetlerinin önemli merkezlerinden biri hâline gelen yapı, tekkelerin kapatılmasına kadar bu fonksiyonunu sürdürdü.
PADİŞAH ONU SURRE EMİNİ OLARAK HACCA GÖNDERDİ
Esad Erbilî’nin hayatındaki dikkat çekici görevlerden biri de surre eminliği idi.
Sultan Mehmed Reşad tarafından surre emini olarak Hicaz’a gönderildi. Surre alayı, Osmanlı padişahlarının Mekke ve Medine’ye gönderdiği para, hediye ve yardımları taşıyan önemli bir devlet geleneğiydi.
Kelâmî Dergâhı’nın son şeyhinin böyle bir görev üstlenmiş olması, onun dönemin dinî bürokrasisi ve devlet çevreleri içerisindeki konumunu göstermesi bakımından önemlidir.
BİR ŞEYH, AYNI ZAMANDA ŞAİR VE YAZAR
Esad Erbilî’nin bir başka yönü ise edebiyattı.
2024 yılında DergiPark’ta yayımlanan akademik araştırmaya göre Esad Erbilî’nin Türkçe, Farsça, Arapça ve Kürtçe şiirlerinden oluşan bir Divan’ı bulunuyordu.
Ayrıca ibadet ve ahlâka ilişkin 1001 hadisin metin ve tercümesini içeren Kenzü’l-İrfân adlı eseri vardı. Mektupları ve risaleleri de bulunan Esad Erbilî’nin, Hz. Fâtıma için Farsça-Türkçe bir mevlid kaleme aldığı da akademik araştırmada belirtilmektedir.
Dolayısıyla Kelâmî Dergâhı’nın son şeyhi yalnızca bir mutasavvıf değil; aynı zamanda son dönem Osmanlı-Türk edebiyatının âlim ve şair şahsiyetlerinden biriydi.
1925: DERGÂHIN KAPILARI KAPANDI
30 Kasım 1925 tarihli 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklarla Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun ile Türkiye’deki tekke ve zaviyeler kapatıldı.
Kelâmî Dergâhı’nın aktif tekke hayatı da böylece sona erdi.
Esad Erbilî ise bundan sonra Erenköy Kazasker’deki evine çekildi. TDV İslâm Ansiklopedisi, burada polis gözetimi altında tutulduğunu ve 9 Şubat 1931 tarihli bir polis raporunun bulunduğunu kaydediyor.
MENEMEN DAVASI VE TARTIŞMALI SON
Esad Erbilî’nin hayatının son bölümü ise Türkiye’nin yakın tarihinin en tartışmalı hadiselerinden biriyle kesişti.
Aralık 1930’daki Menemen olayıyla ilgisi olduğu iddiasıyla, oğlu Mehmed Ali Efendi ile birlikte Menemen’e götürüldü ve idam talebiyle yargılandı.
Hakkında verilen idam cezası ileri yaşı nedeniyle müebbet hapse çevrildi. Oğlu Mehmed Ali Efendi’nin idam cezası ise infaz edildi.
Esad Erbilî, Menemen’deki askerî hastanede tedavi gördüğü sırada 3-4 Mart 1931 gecesi hayatını kaybetti. Cenazesi ailesine verilmedi ve resmî makamlar tarafından Menemen’de defnedildi.
Burada tarihçilik açısından önemli bir ihtiyat payı bırakmak gerekiyor. TDV İslâm Ansiklopedisi, mahkeme zabıtlarının açıklanmamış olması nedeniyle Esad Efendi ve oğluna verilen cezaların hangi delillere dayandırıldığının ve olayla bağlantılarının mahiyetinin kesin biçimde anlaşılamadığını özellikle belirtmektedir. Bu nedenle haberde “Menemen İsyanı’nın faillerindendi” gibi kesin bir ifade yerine “Menemen olayıyla ilişkili olduğu iddiasıyla yargılandı” ifadesini kullanmak daha doğru olacaktır.
DERGÂH KAYBOLDU, HATIRASI ŞEHİRDE KALDI
Tekkelerin kapatılmasıyla Kelâmî Dergâhı’nın yüzyıllara yayılan fonksiyonu sona erdi.
Tarihî yapı günümüze ulaşamadı. Dergâhın bulunduğu çevrede bugün modern yapılaşma hâkim. Eski dergâhtan kalan sınırlı izler ve haziredeki mezarlar ise burada bir zamanlar İstanbul’un önemli tasavvuf merkezlerinden birinin bulunduğunu hatırlatıyor.
Şehir değişti, dergâh ortadan kalktı; fakat Kelâmî adı bölgenin hafızasında yaşamayı sürdürdü.
MERAKLISINA NOTLAR
- Kelâmî Dergâhı’nın son büyük şeyhi Esad Erbilî aslında Nakşibendî-Hâlidî geleneğindendi. Ancak Kelâmî Dergâhı’nın postuna geçebilmek için Kâdirî icazeti alması gerekti ve bu icazetten sonra 1883’te şeyhliğe tayin edildi.
- Dergâhta iki tasavvuf geleneği bir arada yaşatıldı. TDV İslâm Ansiklopedisi, Esad Erbilî’nin burada Kâdirî ve Hâlidî âdâb ve erkânı doğrultusunda faaliyet yürüttüğünü kaydediyor.
- Esad Erbilî’nin Kelâmî Dergâhı’ndaki görevi kesintisiz değildi. 1900’de Erbil’de ikamete mecbur edildi; II. Meşrutiyet sonrasında İstanbul’a dönerek faaliyetlerine devam etti.
- Kelâmî Dergâhı yalnızca bir zikir mekânı değildi. Meşrutiyet dönemindeki Cem’iyyet-i Sûfiyye’nin kuruluş çalışmalarının burada yürütülmesi, dergâhın dönemin tasavvuf çevreleri açısından teşkilat merkezi niteliği de taşıdığını gösteriyor.
- Esad Erbilî Osmanlı’nın tekke idaresinin en üst makamlarından birine kadar yükseldi. 1914’te Meclis-i Meşâyih reisliğine getirildi ve tekkelerin ıslahı gibi konular üzerinde çalıştı.
- Sultan Mehmed Reşad, Esad Erbilî’yi surre emini olarak hacca gönderdi. Böylece Kelâmî Dergâhı’nın şeyhi, İstanbul’daki görevlerinin yanında Osmanlı’nın Haremeyn’e yönelik önemli geleneklerinden birinde de resmî görev üstlenmiş oldu.
- Dergâhın en sıra dışı misafirlerinden biri Danimarkalı Carl Vett’ti. Vett, 1925’te tekkelerin kapatılmasından kısa süre önce Kelâmî Dergâhı’nda iki hafta kaldı ve gördüklerini daha sonra kitaplaştırdı.
- Esad Erbilî dört dilde şiir yazdı. Türkçe, Farsça, Arapça ve Kürtçe şiirlerinin yer aldığı bir Divan’ı bulunuyor.
- 1001 hadisi bir araya getirdi. Kenzü’l-İrfân adlı eserinde ibadet ve ahlâka ilişkin 1001 hadisin metin ve tercümesine yer verdi.
- Hz. Fâtıma için Farsça-Türkçe bir mevlid kaleme aldı. DergiPark’ta yayımlanan akademik araştırma, eseri Türk edebiyatında türünün nadir örneklerinden biri olarak değerlendiriyor.
- Esad Erbilî’nin hayatının sonu hâlâ tartışmalı tarih başlıklarından biridir. TDV İslâm Ansiklopedisi, Menemen yargılamasında verilen cezanın hangi delillere dayandığının ve olayla ilişkisinin mahiyetinin mevcut verilerle kesin biçimde anlaşılamadığını belirtmektedir.
KAYNAKLAR
Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi: Hasan Kâmil Yılmaz, “Esad Erbîlî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 11, İstanbul, 1995, s. 348-349. TDV İslâm Ansiklopedisi – Esad Erbîlî
DergiPark: İdris Kadıoğlu, “Es’ad-ı Erbilî ve Hz. Fâtıma Mevlidi (Farsça-Türkçe) [İnceleme-Metin]”, Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, C. 7, S. 2, 30 Haziran 2024. DergiPark – Es’ad-ı Erbilî ve Hz. Fâtıma Mevlidi

















Cevap Yaz