İstanbul’dan bir Haşim İşçan geçti…

(İstanbul’un Sırları: 491)
Fahri Sarrafoğlu (İstanbul Seyyahı)

Haşim İşcan deyince aklımıza ne geliyor, hemen Saraçhane geliyor ve bisikletçilerin olduğu yer geliyor değil mi? İşte onun hikayesini anlatalım dedik bugün. İstanbul’a hizmet eden, halkın gönlüne giren, isim yapmış belediye başkanları arasında Haşim İşçan’ı da saymalıyız. Bu arada emeği geçen, İstanbul için taş üstüne taş koyan herkese ayrı ayrı teşekkürler.  Bugünkü yazımızda, halk arasında ‘Haşim Baba’diye anılan İstanbul’un doğrudan (tek dereceli seçimle) seçilen ilk belediye başkanından bahsetmek istiyorum.  (1963-1968) İşte detaylar şöyle:

TANSİYONUM ÇOK İYİ DİYEN BAŞKAN
10 Aralık 1963 günü mazbatasını almaya gittiğinde başkan Haşim İşcan, gazetecilerin “ne hissediyorsunuz?” sorusuna “tansiyonum çok iyi, hiç de bir şey hissetmiyorum, gayemiz memlekete hizmettir, biz bu aşka sahibiz” sözleriyle yanıt vermiştir. İstanbul halkı sabahları erken vakitte çekiş sesleri ile uyanmaya alışmıştı, çünkü “Başarıya ulaşmak için 8 saatlik uykumuzu 5 saate indirmek zorundayız.” diyordu yeni başkan. Haşim İşcan döneminin en önemli icatlarının başındaki Ata kulesi’nin Türk ve dünya turizmine kazandırılması gelmektedir Cumhuriyet tarihinde ilk kez Haşim İşcan döneminde Galata kulesi restorasyon geçirmiştir.

GÖREV BAŞINDA VEFAT EDEN İLK BAŞKAN
İmar altyapı ve trafik gibi kalıcı sorunların çözümü ile ilgili çabaları nedeniyle kamuoyunda “imarcı başkan” olarak anılan Haşim İşcan, Cumhuriyet devrinde İstanbul’un görevi başındayken vefat eden ilk belediye başkanıdır. 1968 yılında Kurban Bayramı’nın ilk gününü sabahında florya’daki başkanlık konutunda fenalaşarak hastaneye kaldırılmış, 11 Mart 1968 sabahı da hayata gözlerini yummuştur.
HAŞİM İŞCAN’DAN KALANLAR
Haşim Işcan 1963 yılında İstanbul’un başına geldiğinde malum sorun yine gündemdeydi. Adnan Menderes zamanında İstanbul’da geniş bulvarlar açılmış ancak şehir belli bir plana göre imar edilmediğinden trafik sorunu had safhaya ulaşmıştı. Işcan özellikle trafik sorununa çözüm getirmek için kolları sıvadı ve İstanbul’a 1.500.000 metre asfalt yol yaptı.
Sıkışıklıkların giderilmesi için çözümü yeraltı ve yerüstü geçitlerinin yaptırılmasında buldu. Kısa sürede bitirdiği Şehremini geçidinden sonra Hürriyet Meydanı ile Divanyolu arasında yayalara geçiş olanağı veren, trafiğin duraklamadan akışını sağlayan Çarşıkapı yeraltı geçidini hizmete soktu.
Üç ayda bitirdiği Karaköy yeraltı geçidinin arkasından ölümünden sonra kendi adı verilen Saraçhanebaşı Geçidi’ni yaptı.
Işcan’ın icraatleri geçitlerle, düzenlenen parklarla, açılan yeni dükkanlarla sınırlı kalmadı. Tamamlanan Güneş Plajı, Galata Kulesi’nin restorasyonu, düzenlenen Taksim Gezisi çerçevesinde açılan sanat galerisi (pek çok özel galerinin açılışına öncülük etmiştir), kafeterya, büyük bir gazino, Florya’daki mevcut turistik tesislere ve motellere ilave edilen on iki lojmanlı bir motel, Bebek Bahçesi’ndeki Belediye Gazinosunun yeniden yapımı, sekiz çocuk bahçesi, Haşim Işcan’ın İstanbul’a bıraktıklarıdır.

 

DEVREN BAŞKANLIK
İstanbul’un problemleriyle cebelleşmek için kollarını sıvayan Haşim İşcan’ın başkanlık koltuğuna oturuşu da problemlidir. İhtilalden önce 71 üyesi olan Belediye Meclisi, ihtilalde, henüz birinci seçim döneminde iken feshedilir. Yeni Belediye Meclisi ile birlikte tek dereceli seçimle ilk defa Belediye Başkanı seçileceği zaman İşcan CHP’den aday olur. Seçimi Adalet Partisi adayı Nuri Erdoğan 19 bin oy farkla kazanır ama önemli bir formalitenin yerine getirilmemesi yüzünden Başkanlık kanunen Haşim İşcan’a kalır. Haşim İşcan Başkanlığa geçtiği takdirde parti muhalefetinin gerekli ölçüde yapılamayacağı endişesiyle itiraza taraftar olmamıştır. Fakat parti prensibine uyarak Belediye Başkanlığına taraftar olmuştur. Haşim Işcan da aynı nedenlerle Başkanlığı arzulamamış fakat partisi ve kendisine oy verenler için görevi kabul etmek zorunda kalmıştır. Ekrem Özden’le her karşılaşmasında, onun başkanlık davasını kazandırmış olmasından ötürü yarı ciddi yarı şaka: ‘Sebebi katlim budur.’ diyerek Özden’e takılırmış. Nitekim 1968 seçimleri yaklaşmakta iken yollarda eski DP’li, AP’li şoför geleneğinden olan direksiyon üzerine yemin ederek ‘Oyumu babaya vereceğim.’ demelerine rastlanırdı.”

 

HAYATI

Haşim Işcan, Türkiye’nin pek çok yerinde izler bırakacak yaşamına 1901 yılında Edirne’de başlıyordu. Babası son Osmanlı paşalarından Ahmet Cevdet Paşa’ydı. Ve büyük olasılıkla İşcan, “otoriter, iş bitirici” kimliğini babasından miras almıştı. İlk ve orta öğrenimini Edirne’de tamamlayan Haşim Işcan 1922 yılında Mülkiye mektebini bitiriyordu. Edirne’de Kız Öğretmen Okulu ve Edirne Lisesi’nde öğretmenlik yapıyordu. Ardından özel kalem müdürlüğü, kaymakamlık, mülkiye müfettişliği ve emniyet genel müdürlüğü gibi işler geldi. Sıra valilikteydi. Tekirdağ, Erzurum, Antalya, Bursa, Samsun Valiliği yaptı. Bu illerde de gelecekte “rahmetle” anılmasını sağlayacak pek çok başarılı işe imza attı.

Bu yörelerde 400’den fazla okul açtı. Hastane, liman, stadyum, park, kütüphane ve halkevi gibi yararlı kurumlar kazandırdı. Bursa Valisi iken bir güzelleştirme cemiyeti kurmuştu. Genel bütçeden ödenek alamadığı için işlerini tüccarların, iş adamlarının verdikleri paralarla yürütüyordu.

GÖÇMENLER

Haşim Işcan’ı “özel” kılan işlerinden biri de göçmen iskanı ile ilgili sorunları çözmesidir. Kaderin garip cilvesi olmalı ki, Haşim İşcan hayatında iki kez göç sorunuyla uğraşmak zorunda kalıyordu. Göçlerden ilkiyle 1934-1935 yılında karşılaşıyordu. Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya’dan gelen göçmenlerin, Tekirdağ vilayetine yerleştirilmesine karar veriliyordu. Iskan görevi Tekirdağ Valisi olan Haşim Işcan’a veriliyordu. Göçmenlerin zorunlu olarak bir yıllık yiyecek ihtiyacı valilik tarafından karşılandı. Ancak bir taraftan da üretici kılınmaları için her türlü ziraat aleti, tohum ve hayvan yardımı yapılarak, sorun uzun vadeli olarak çözüldü. 1949-1950 senelerinde Bulgaristan’dan gelen 165.000 göçmenin iskan sorununu çözme görevi gene bu konuda deneyimli olan Haşim İşcan’a veriliyordu. Bu kez gelenler için ülkenin çeşitli yerlerinde köyler kuruyor ve gelenlerin yetenek ve bilgilerine göre çalışmalarını sağlıyordu. Bütün mesele Belediye gelirlerini tahsil için adım adım kovalamaktır; sabahın köründen akşamın karanlığına kadar nefes almadan davanın ucunu bırakmamaktır. Benim kerametim işte burada!”

Saraçhane ve Unkapanı yeraltı ve yerüstü geçitlerini hizmete açarken o gün yaptığı konuşmada, demokrasinin yolunun şeffaflıktan geçtiğinin altını çiziyordu.