OSMANLI’NIN SON SAVAŞLARI TUVALDE HAYAT BULDU

Fahri Sarrafoğlu (İstanbul Seyyahı)

Pamukkale Üniversitesi’nde tamamlanan bir doktora tezi, Osmanlı Devleti’nin 1700-1918 yılları arasında taraf olduğu savaşları yağlı boya tablolar üzerinden yeniden okuyor. Çanakkale’den Plevne’ye, Kırım’dan Osmanlı-Rus savaşlarına uzanan eserler yalnızca askerî tarihi değil; savaşın acısını, kahramanlığını ve insanî yüzünü de gözler önüne seriyor.

SAVAŞLAR TARİH KİTAPLARINDAN TUVALE TAŞINDI

Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Doktora Programı’nda Serpil Özkan tarafından hazırlanan “Osmanlı Devleti Savaşlarının Yağlı Boya Resme Yansıması (1700-1918)” başlıklı doktora tezi, Osmanlı savaş tarihine farklı bir pencereden bakıyor. Çalışma, Türkiye’nin önemli müze koleksiyonlarında bulunan savaş temalı yağlı boya tabloları, sanat tarihi ile askerî tarihi buluşturan disiplinler arası bir yaklaşımla inceliyor.

Tez kapsamında Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, İstanbul Harbiye Askerî Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, İstanbul Deniz Müzesi, İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Millî Saraylar Resim Müzesi ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonları incelendi.

88 ESERİN EN BÜYÜK BÖLÜMÜ HARBİYE’DE

Araştırmada toplam 88 savaş temalı yağlı boya eser değerlendirildi. En geniş koleksiyon, 34 eserle İstanbul Harbiye Askerî Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı’nda bulunuyor. Millî Saraylar Resim Müzesi’nde 22, İstanbul Deniz Müzesi’nde ise 20 eser yer alıyor.

Tablolar yalnızca saldırı, süngü hücumu ve top ateşlerini göstermiyor. Yaralanan askerler, cepheden dönüşler, nöbet tutan erler, askerlerin birbirine yardım ettiği anlar ve savaşın gündelik hayatından kesitler de tuvale taşınmış durumda.

EN ÇOK RESMEDİLEN DÖNEM I. DÜNYA SAVAŞI

Tezin sayısal sonuçlarına göre I. Dünya Savaşı, 28 yağlı boya tabloyla en fazla resmedilen savaş dönemi. Bu eserlerin 14’ü doğrudan Çanakkale Savaşı’nı konu alıyor. Ardından 16 eserle 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, 12 eserle 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve 10 eserle Kırım Savaşı geliyor.

Bu veriler, özellikle I. Dünya Savaşı ve Çanakkale’nin dönemin sanat dünyasında ne kadar güçlü bir karşılık bulduğunu ortaya koyuyor.

ENVER PAŞA VE ŞİŞLİ ATÖLYESİ

I. Dünya Savaşı tablolarının sayısının artmasında en önemli dönüm noktalarından biri Şişli Atölyesi oldu. Tezde, dönemin Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın Şişli’deki bir askerî depoyu ressamların çalışabileceği bir atölyeye dönüştürdüğü belirtiliyor. Amaç, tezde aktarıldığı şekliyle, Türklerin kahramanlıklarını Avrupalı müttefiklere tanıtmak ve savaşın görsel hafızasını oluşturmaktı.

1917’de etkin hâle gelen bu ortamda dönemin önemli ressamları savaş konulu eserler üretti. İbrahim Çallı’nın “Silah Arkadaşlığı”, Ali Cemal Benim’in “Yaralı Asker” ve “Yaralıya Yardım” adlı eserleri ile Sami Yetik’in savaş konulu tabloları bu dönemin görsel hafızasının önemli örnekleri arasında yer aldı. Bazı eserlerin daha sonra Viyana Sergisi kataloglarında da yer aldığı görülüyor.

SAVAŞIN ÖTEKİ YÜZÜ: BİR YUDUM SU, BİR MEKTUP

Tezin dikkat çekici yönlerinden biri de savaşın yalnızca kahramanlık ve çatışma sahneleriyle anlatılmaması.

Ali Cemal Benim’in “Yaralıya Yardım / Biraz Su!” adlı 1917 tarihli eserinde, yerdeki yaralı bir askere su veren Türk askeri resmediliyor. Tezde bu sahnenin özellikle merhamet duygusunu öne çıkardığı belirtiliyor.

Hikmet Onat’ın “Siperde Mektup Okuyan Askerler / Köyden Mektup” adlı eseri ise savaşın bambaşka bir tarafını hatırlatıyor: Cephedeki askerin geride bıraktığı ailesi ve memleketiyle bağı. Tez kataloğunda bu eser de doğrudan çatışma anını göstermeyen, savaşın insanî boyutunu yansıtan çalışmalar arasında yer alıyor.

YERLİ RESSAMLAR AĞIRLIKTA

Araştırmada incelenen eserlerin 62’si 31 yerli sanatçıya, 17’si 11 yabancı sanatçıya ait. Dokuz eserin sanatçısı ise tespit edilememiş durumda. Yerli sanatçıların 28’i Türk, 3’ü Ermeni asıllı Osmanlı tebaasından ressamlardan oluşuyor.

Ali Cemal Benim, Hüsnü Tengüz, Simon Agopyan, İbrahim Çallı, Sami Yetik ve Namık İsmail gibi isimler savaş resimlerinin oluşmasında dikkat çeken sanatçılar arasında yer alıyor.

SARAYIN DA RESSAMLARI VARDI

Osmanlı’da resim sanatının gelişmesinde sarayın desteği de önemli rol oynadı. Teze göre Osman Nuri Paşa, Osmanlı sarayının ilk yaver ressamı olarak biliniyor. Ardından Şeker Ahmed Ali Paşa, Yusuf Ziya Paşa, Halil Paşa ve Hüseyin Zekâi Paşa gibi isimler de yaver ressam olarak görev yaptı.

İtalyan ressam Fausto Zonaro ise 1896’dan itibaren II. Abdülhamid tarafından “Ressam-ı Hazret-i Şehriyari”, yani saray başressamı olarak görevlendirildi. İstanbul hayatını ve Osmanlı tarihini konu alan çok sayıda eser üretti.

TABLOLAR AYNI ZAMANDA BİRER TARİH BELGESİ

Araştırmanın ortaya koyduğu önemli sonuçlardan biri de savaş tablolarının yalnızca estetik eserler olmadığı. Üniformalar, silahlar, gemiler, askerlerin duruşları, cephe ortamı, toplumsal duygular ve devletin kendisini nasıl göstermek istediğine ilişkin ayrıntılar, bu eserleri aynı zamanda birer görsel tarih belgesine dönüştürüyor.

Osmanlı’nın güçlü olduğu dönemlerde zafer, fetih ve askerî kudret daha belirgin biçimde resmedilirken, 19. yüzyıldan itibaren kayıplar, yaralı askerler ve savaşın ağır yüzü de giderek tuvallere girmeye başladı. Böylece yağlı boya tablolar, imparatorluğun değişen askerî ve siyasî dünyasının görsel hafızası hâline geldi.

MERAKLISINA NOT

• Ayvazovski üç padişah döneminde Osmanlı sarayıyla ilişki kurdu: Deniz resimleriyle dünyaca tanınan İvan Ayvazovski, Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid dönemlerinde Osmanlı sarayıyla temas kurdu. Teze göre çeşitli derecelerde Osmanlı ve Mecidiye nişanlarıyla ödüllendirildi ve Osmanlı sarayından nişan alan ilk Rus ressam olarak anıldı.

• Padişahın portresi devlet dairelerine asıldı: Batılı tarzda resmin Osmanlı sarayına girişi yalnızca ressamlarla sınırlı değildi. Tezde, II. Mahmud döneminde padişahın kendi portresini yaptırdığı ve bu portrenin resmî dairelere asıldığı belirtiliyor. Abdülmecid döneminde ise Dolmabahçe Sarayı’nın duvarları ve portre çalışmaları için Avrupalı ressamlardan yararlanıldı.

• Askerî okullar aynı zamanda ressam yetiştiriyordu: Osman Nuri Paşa yalnızca asker ve ressam değildi; Harbiye ve Kuleli Askerî İdadisi’nde resim öğretmenliği de yaptı. Öğrencileri arasında Hoca Ali Rıza, Hüseyin Zekâi Paşa, Sami Yetik ve Diyarbakırlı Tahsin gibi Türk resim tarihinin önemli isimleri bulunuyordu. Tez, Osman Nuri Paşa’yı Türk resminde kahramanlık temasını işleyen ilk sanatçı olarak da aktarıyor.

• Saray ressamlığı resmî bir göreve dönüştü: Osmanlı’da ressamlık zamanla yalnızca sanatsal bir uğraş olmaktan çıkarak saray teşkilatı içinde bir göreve de dönüştü. Şeker Ahmed Ali Paşa’nın 1873’te düzenlediği sergilerde “Ressam ve Yaveran” unvanını kullanması, ressamlık ile devlet görevinin nasıl iç içe geçtiğinin ilginç örneklerinden biri.

• Savaş resimleri değişen imparatorluğun aynası oldu: İlk dönemlerde zafer, kuşatma ve askerî güç ön plana çıkarken, ilerleyen yıllarda yaralı askerler, kayıplar ve savaşın insan üzerindeki etkileri de tuvale girdi. Bu değişim, savaş resimlerinin yalnızca cephede yaşananları değil, Osmanlı’nın değişen dünyasını da yansıtan bir görsel hafıza olduğunu gösteriyor.

Kaynak: Serpil Özkan, Osmanlı Devleti Savaşlarının Yağlı Boya Resme Yansıması (1700-1918), Doktora Tezi, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Tarihi Anabilim Dalı.