TARİHTE İZ BIRAKMIŞ TÜRK KADIN BİLİM İNSANLARI

NASA’dan CERN’e, tıptan astrofiziğe uzanan başarı hikâyeleri

Spot: Tarih boyunca kadınların bilimsel çalışmaları çoğu zaman erkek meslektaşları kadar görünür olmadı. Kimi üniversite kapılarında engellendi, kimi yaptığı keşfin karşılığını alamadı. Buna rağmen bilim dünyasının sınırlarını değiştiren kadınlar yetişti. Türk kadın bilim insanları da astronomiden tıbba, fizikten kutup araştırmalarına uzanan başarılarıyla bu uzun mücadelenin önemli temsilcileri oldu.

TÜRKİYE’NİN İLK KADIN DOKTORU: SAFİYE ALİ

Türkiye’nin ilk kadın doktoru Safiye Ali, yalnızca hekimliğiyle değil, kadın ve çocuk sağlığı alanındaki çalışmalarıyla da iz bıraktı. Kadınların yükseköğretimde ve meslek hayatında ciddi engellerle karşılaştığı bir dönemde tıp eğitimi alarak mesleğini icra etmesi, kendisinden sonra gelen kadın hekimlerin önündeki toplumsal engellerin aşılmasına katkı sağladı.

Onun açtığı yolda ilerleyen kadın hekimler arasında Prof. Dr. Müfide Küley de bulunuyordu. Küley, akademik tıp alanında yükselen öncü Türk kadınlarından biri olarak tıp tarihimizde yerini aldı.

TÜRKİYE’NİN YILDIZLARA BAKAN KADINLARI: NÜZHET GÖKDOĞAN VE DİLHAN ERYURT

Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan, Türkiye’de modern astronominin kurumsallaşmasında öncü rol oynayan bilim kadınlarından biriydi. Üniversitelerde astronomi eğitiminin gelişmesine katkıda bulunarak kendisinden sonra gelecek kuşakların önünü açtı.

Prof. Dr. Dilhan Eryurt ise yıldızların ve özellikle Güneş’in evrimi üzerine yaptığı çalışmalarla Türk astrofiziğinin öncü isimlerinden biri oldu. NASA’ya bağlı araştırma merkezlerinde görev yapan Eryurt, Apollo programı dönemindeki bilimsel çalışmaları nedeniyle de takdir gördü. Türkiye’ye döndükten sonra astronomi ve astrofizik alanının gelişmesine önemli katkılar sundu.

BİNLERCE YILLIK TABLETLERİN İZİNDE: MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ

Sümeroloji denildiğinde Türkiye’de akla gelen ilk isimlerden biri Muazzez İlmiye Çığ oldu. İstanbul Arkeoloji Müzeleri bünyesindeki çivi yazılı tabletlerin tasnifi ve bilim dünyasına kazandırılması için yıllarca çalışan Çığ, Sümer, Akad ve Hitit uygarlıkları üzerine yaptığı çalışmalar ve popüler eserleriyle eski Mezopotamya tarihinin geniş kitleler tarafından tanınmasına katkı sağladı. 1914 yılında doğan Çığ, 2024 yılında 110 yaşında hayatını kaybetti.

CÜZZAMLA MÜCADELENİN ÖNCÜ İSMİ: TÜRKAN SAYLAN

Prof. Dr. Türkan Saylan, Türkiye’de cüzzamla mücadele konusunda yürüttüğü çalışmalarla tanındı. Hastalığın teşhisi, tedavisi ve hastaların toplumdan dışlanmasının önlenmesi için uzun yıllar çalışan Saylan, aynı zamanda kız çocuklarının eğitime erişimi konusunda yürüttüğü faaliyetlerle de kamuoyunda önemli bir yer edindi. Böylece adı yalnızca tıp tarihiyle değil, eğitim çalışmalarıyla da özdeşleşti.

CERN’DEN TÜRKİYE’NİN ENERJİ TARTIŞMALARINA: ENGİN ARIK

Prof. Dr. Engin Arık, parçacık fiziği alanındaki çalışmalarıyla Türkiye’nin yetiştirdiği önemli fizikçilerden biriydi. CERN’deki uluslararası araştırmalarda görev alan Arık, aynı zamanda Türkiye’nin toryum rezervleri ve bunların gelecekte enerji alanında değerlendirilmesi gerektiği yönündeki görüşleriyle kamuoyunda tanındı. 2007 yılında geçirdiği uçak kazasında hayatını kaybetmesi bilim dünyasında büyük üzüntü yarattı.

DÜNYAYA UMUT OLAN AŞI: ÖZLEM TÜRECİ

Prof. Dr. Özlem Türeci, Prof. Dr. Uğur Şahin ile birlikte yürüttüğü mRNA teknolojisi çalışmalarıyla COVID-19 pandemisi sırasında dünyanın en fazla tanıdığı Türk kökenli bilim insanlarından biri oldu. BioNTech’in kurucu isimlerinden olan Türeci’nin uzun vadeli çalışma alanlarından biri ise kanser immünoterapisi. Pandemi döneminde dünya çapında kullanılan mRNA teknolojisi, bugün farklı hastalıkların tedavisinde kullanılabilecek yeni yöntemler açısından da araştırılıyor.

KARA DELİKLERİN PEŞİNDE: FERYAL ÖZEL

Prof. Dr. Feryal Özel, kara delikler ve nötron yıldızları üzerine yaptığı çalışmalarla dünyanın önde gelen astrofizikçileri arasında yer aldı. İlk kara delik görüntüsünü ortaya çıkaran uluslararası Event Horizon Telescope çalışmalarında yer alan Özel, özellikle aşırı yoğun gök cisimlerinin fiziksel özelliklerinin anlaşılmasına yönelik araştırmalarıyla tanınıyor.

GİYİLEBİLİR TEKNOLOJİNİN TÜRK MUCİDİ: CANAN DAĞDEVİREN

Prof. Dr. Canan Dağdeviren, insan vücuduna uyum sağlayabilen esnek elektronik sistemler ve giyilebilir tıbbi cihazlar üzerine geliştirdiği teknolojilerle dünya çapında tanındı. MIT’deki çalışmalarında vücudun hareketlerinden enerji elde edebilen cihazlardan hastalıkların teşhis ve takibine yardımcı olabilecek yeni nesil sistemlere kadar farklı projeler geliştirdi.

KANSERİN ERKEN TEŞHİSİNİN PEŞİNDE: GÖZDE DURMUŞ

Dr. Gözde Durmuş, biyoteknoloji, mikroakışkan sistemler ve hastalıkların erken teşhisine yönelik çalışmalarıyla uluslararası bilim dünyasında dikkat çeken Türk araştırmacılar arasında yer aldı. Kanser hücrelerinin fiziksel özelliklerinden yararlanılarak teşhis edilmesine yönelik araştırmaları, geleceğin tanı teknolojileri açısından dikkat çekici çalışmalar arasında gösterildi.

ANTARKTİKA’NIN BUZLARINDA BİR TÜRK BİLİM KADINI: BURCU ÖZSOY

Prof. Dr. Burcu Özsoy, Türkiye’nin kutup araştırmalarında öne çıkan bilim insanlarından biri oldu. Antarktika’daki bilimsel seferlere katılan Özsoy’un çalışmaları deniz buzu, iklim değişikliği ve kutup bölgelerindeki çevresel değişimler üzerine yoğunlaştı. Türkiye’nin Antarktika’daki bilimsel varlığının güçlenmesinde de önemli görevler üstlendi.

TÜRK KADINININ BİLİMDEKİ YÜKSELİŞİ

Bugün gelinen nokta, yüzyılı aşan bir mücadelenin sonucu. Kadınların üniversite eğitimi almasının dahi tartışıldığı dönemlerden, dünyanın önemli araştırma merkezlerinde Türk kadın bilim insanlarının görev yaptığı bir döneme gelindi.

Bilim tarihinde kadınlar yalnızca araştırma yaparken değil; üniversiteye kabul edilmek, ders verebilmek ve akademik çalışma yapabilmek için de mücadele etmek zorunda kaldı. Bazı dönemlerde üniversitelerin kadınları doktora programlarına dahi kabul etmediği biliniyor.

Safiye Ali’den Nüzhet Gökdoğan’a, Dilhan Eryurt’tan Feryal Özel’e, Engin Arık’tan Canan Dağdeviren’e uzanan bu hikâye, yalnızca bireysel başarıların değil, bilim dünyasında kadınların önündeki sınırların birer birer aşılmasının da hikâyesi.

MERAKLISINA NOTLAR

  1. Marie Curie’den ders alan Türk bilim kadını: Remziye Hisar

Türkiye’de modern kimyanın öncü kadınlarından Remziye Hisar, Paris Sorbonne Üniversitesi’nde öğrenim görürken Marie Curie’nin yanı sıra Nobel ödüllü Jean Baptiste Perrin ve kimyacı Georges Urbain gibi dönemin önemli bilim insanlarından ders aldı. Henüz 17 yaşındayken öğretmenlik yapmak üzere Bakü’ye giden Hisar’ın bilim yolculuğu daha sonra Paris’e uzandı. Sorbonne’da doktora yaptı ve Türkiye’ye dönerek bilim insanları yetiştirdi. Üstelik dünyaca tanınan teorik fizikçi Feza Gürsey’in annesiydi. Böylece aynı aileden iki kuşak Türk bilim tarihinde iz bıraktı.

  1. Türkiye’nin ilk kadın dekanı da bir astronomdu

Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan yalnızca Türkiye’de modern astronominin öncü isimlerinden biri değildi. 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanlığına seçilerek Türkiye’nin ilk kadın üniversite dekanı oldu. Türk Astronomi Derneği’nin kuruluşunda da yer aldı ve uzun yıllar başkanlığını yürüttü.

  1. Ay yolculuğunun arkasında bir Türk kadın bilim insanının da emeği vardı

Prof. Dr. Dilhan Eryurt, Güneş’in evrimi üzerine yaptığı hesaplamalarla NASA’nın Apollo programı dönemindeki bilimsel çalışmalara katkı sağladı. Apollo 11’in 1969’daki Ay’a inişinin ardından NASA tarafından Apollo Achievement Award ile onurlandırıldı. Türkiye’ye döndüğünde ise ODTÜ’de astrofiziğin gelişmesinde öncü rol üstlendi.

  1. Safiye Ali yalnızca hasta tedavi etmiyor, anneleri de eğitiyordu

Türkiye’nin ilk kadın doktoru Safiye Ali’nin çalışmalarının dikkat çekici yönlerinden biri koruyucu sağlık hizmetlerine verdiği önemdi. Süt Damlası kurumunda çocukların sağlık kontrollerinin yanı sıra anne sütü, beslenme ve sağlıklı çocuk bakımı konusunda annelerin bilinçlendirilmesi için çalıştı. Almanya’daki tıp eğitiminin ardından İstanbul’da muayenehane açtığında kadın doktor olduğu için başlangıçta önyargılarla da karşılaştı. Buna rağmen mesleğini sürdürdü ve uluslararası tıp kongrelerinde Türkiye’yi temsil etti.

  1. Türkan Saylan’ın mücadelesi hastanede bitmiyordu

Prof. Dr. Türkan Saylan’ın cüzzamla mücadelesi yalnızca hastaların tedavisinden ibaret değildi. Anadolu’da hastaların bulunması, teşhis edilmesi, tedaviye alınması ve toplumdan dışlanmalarının önlenmesi için saha çalışmaları yürüttü. 1976’da Cüzzamla Savaş Derneği’nin kuruluşuna öncülük etti. Dünya Sağlık Örgütü’nde cüzzam konusunda danışmanlık yaptı ve 1986’da Hindistan’da Uluslararası Gandhi Ödülü’ne layık görüldü.

  1. CERN’deki Türk bilim ekibinin başında bir kadın vardı

Prof. Dr. Engin Arık, CERN’deki ATLAS ve CAST deneylerine katılan Türk bilim insanlarının çalışmalarında önemli sorumluluklar üstlendi. Yüksek enerji fiziğinin Türkiye’deki gelişimine katkıda bulunan Arık, aynı zamanda Türkiye’nin toryum rezervlerinin gelecekte enerji alanında değerlendirilmesi gerektiğini savunan bilim insanlarının başında geliyordu.

  1. Hücreleri adeta havada yüzdürdü

Dr. Gözde Durmuş’un geliştirdiği araştırma yöntemlerinden biri hücrelerin manyetik özelliklerinden yararlanıyordu. “Microgravity on a chip” yaklaşımında hücrelerin manyetik alan içerisinde adeta havada yüzmesi sağlanarak fiziksel özellikleri incelenebiliyordu. Durmuş, 2015 yılında MIT Technology Review tarafından dünyanın “35 Yaş Altı 35 Yenilikçi” listesine seçildi.

  1. İki Türk kadın aynı yıl dünyanın en yenilikçi gençleri arasına girdi

2015 yılında MIT Technology Review’ın “35 Innovators Under 35” listesinde iki Türk bilim kadını birden yer aldı: Canan Dağdeviren ve Gözde Durmuş. Dağdeviren insan vücuduyla uyumlu elektronik ve enerji üretebilen tıbbi sistemler üzerinde çalışırken, Durmuş hastalıkların teşhisine yönelik yeni biyoteknolojik yöntemler geliştiriyordu.

BİLİMİN CİNSİYETİ YOK, AZMİN HİKÂYESİ VAR

Bir zamanlar kadınların üniversiteye kabul edilmesinin dahi tartışıldığı bir dünyadan; bugün NASA’da, CERN’de, MIT’de ve dünyanın önde gelen üniversitelerinde Türk kadınlarının bilim ürettiği bir dünyaya gelindi.

Türk kadın bilim insanlarının hikâyesini değerli kılan yalnızca elde ettikleri başarılar değil. Onlar, kendilerinden sonra gelecek kız çocuklarına “Bilimde benim de yerim var” diyebilecekleri bir yol bıraktılar.

KAYNAKLAR

  • Şimşek, Şerife, “Cumhuriyetin İlk Kadın Kimyacılarından Remziye Reşid’in (Remziye Hisar) Paris Sorbonne Üniversitesindeki Lisans Dönemi (1925-1928)”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, Cilt 26, Sayı 2, 2025.
  • Konya, Didem, “Türkiye’nin İlk Türk Kadın Doktoru: Safiye Ali ve Çalışmaları”, Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Dergisi, Cilt 19, Sayı 42, 2018.

ÖNEMLİ NOT: Aşağıda  ismi yer alan  bilim kadınlarımız hayattadır ve çalışmalarına devam etmektedir:

 

  • Dr. Özlem Türeci (Almanya)
  • Dr. Feryal Özel (ABD)
  • Dr. Canan Dağdeviren (ABD)
  • Gözde Durmuş (ABD)
  • Dr. Burcu Özsoy (Türkiye)