Geç Osmanlı döneminin zarif ahşap konağı, Türkiye’nin modern hemşirelik eğitimine ev sahipliği yaptı. Halide Edip Adıvar ile anılan yapı, bugün de İstanbul’un kültürel hafızasında özel bir yere sahip.
Haber: Fahri Sarrafoğlu (İstanbul Seyyahı)
İstanbul’un Fatih ilçesinde, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi yerleşkesinin içinde gözlerden uzak bir şekilde varlığını sürdüren Kazasker Ali Bey Konağı, yalnızca mimarisiyle değil, taşıdığı tarihî ve kültürel mirasla da dikkat çekiyor. Geç Osmanlı döneminin seçkin sivil mimarlık örneklerinden biri olan konak, zaman içerisinde konuttan eğitim yapısına dönüşerek Türkiye’nin sağlık ve kültür tarihine iz bırakan önemli mekânlardan biri oldu.
GEÇ OSMANLI MİMARİSİNİN NADİR ÖRNEKLERİNDEN
Yusuf Paşa Sıbyan Mektebi’nin hemen arkasında bulunan konak, mimari özellikleri dikkate alındığında 19. yüzyılın son çeyreği ile 20. yüzyılın başlarında inşa edilmiş kabul ediliyor.
Ahşap karkas ve bağdadi yapı sistemiyle inşa edilen konak;
- Tam simetrik cephe düzeni,
- Orta eksendeki sütunlu giriş bölümü,
- Geniş saçakları,
- Çıkmalı orta sofa düzeni,
- Düşey oranlı pencereleri
- ve çatı katındaki üçlü kemerli pencere grubu
ile Geç Osmanlı sivil mimarisinin karakteristik özelliklerini günümüze taşıyor.
Bugün hastane kampüsü içinde ayakta kalabilmiş ender ahşap konaklardan biri olması, yapının önemini daha da artırıyor.
ADI OSMANLI’NIN EN YÜKSEK YARGI MAKAMLARINDAN GELİYOR
Konak, adını Osmanlı Devleti’nin en üst düzey hukuk makamlarından biri olan Kazasker (Kadıasker) Ali Bey’den alıyor.
Kazaskerlik makamı, Divan-ı Hümayun’un en önemli üyeleri arasında yer alıyor; kadıların ve müderrislerin tayininden sorumlu yüksek yargı merci olarak görev yapıyordu.
Buna rağmen konağın ilk sahibi ve banisine ilişkin ayrıntılı arşiv belgeleri henüz yayımlanmış değil. Bu nedenle yapının erken dönem tarihinin, ileride yapılacak arşiv çalışmalarıyla daha net ortaya çıkması bekleniyor.
TÜRKİYE’NİN MODERN HEMŞİRELİK TARİHİNDE ÖNEMLİ BİR DURAK
Kazasker Ali Bey Konağı’nın en dikkat çekici özelliklerinden biri ise Cumhuriyet’in ilk yıllarında sağlık eğitimine yaptığı katkı.
Yapı, özgün konut işlevini kaybettikten sonra hastane yerleşkesine dâhil edildi ve 21 Şubat 1925 tarihinde açılan Hilâl-i Ahmer Hastabakıcı Mektebi’ne ev sahipliği yaptı.
Böylece konak, Türkiye’nin modern hemşirelik eğitiminin ilk merkezlerinden biri olarak tarihe geçti.
O yıllarda öğrencilerin eğitim, barınma, yemek ve kıyafet giderleri Hilâl-i Ahmer Cemiyeti tarafından karşılanıyor, eğitimini başarıyla tamamlayanlara “Hilâl-i Ahmer Hemşiresi” unvanı veriliyordu.
Kadınların eğitim hayatına katılımının henüz oldukça sınırlı olduğu bu dönemde okula öğrenci bulmakta güçlük çekildiği, ilk öğrenciler arasında kimsesiz genç kızların da bulunduğu tarihî kayıtlarda yer alıyor.
HALİDE EDİP ADIVAR İLE ANILIYOR
Kazasker Ali Bey Konağı, edebiyat tarihinin de ilgi çekici duraklarından biri olarak gösteriliyor.
Yerel tarih araştırmaları ve çeşitli biyografik kaynaklarda, Halide Edip Adıvar’ın evlendikten sonra bir süre bu konakta yaşadığı ve ünlü romanı “Sinekli Bakkal”ı burada kaleme aldığı ifade ediliyor.
Ancak bu bilgiye ilişkin bugün için doğrudan arşiv belgesi ya da konağı merkeze alan akademik bir çalışma bulunmuyor.
Bu nedenle söz konusu anlatım, yerel tarih literatüründe ve sözlü kültürde aktarılan güçlü bir gelenek olarak değerlendirilirken, kesin tarihî bilgi olarak kabul edilebilmesi için yeni belge ve araştırmalara ihtiyaç duyuluyor.
ÖNÜNDEKİ GİZEMLİ SÜTUN
Konağın önünde yer alan silindirik taş sütun, ziyaretçilerin en çok dikkatini çeken ayrıntılardan biri.
Uzmanlar, sütunun konağın özgün mimarisine ait olmadığını; büyük olasılıkla Bizans ya da Osmanlı döneminden devşirilmiş (spolia) bir mimari eleman olduğunu değerlendiriyor.
İstanbul’da özellikle Fatih ve çevresinde eski Roma ve Bizans yapılarına ait taşların daha sonraki dönemlerde bahçe düzenlemelerinde veya sınır taşı olarak yeniden kullanıldığı biliniyor.
Ancak sütunun kesin kökeninin belirlenebilmesi için taş envanteri ve arkeolojik kayıtların incelenmesi gerekiyor.
İSTANBUL’UN ÇOK KÜLTÜRLÜ HAFIZASININ BİR PARÇASI
Konağın bulunduğu Haseki-Samatya çevresi, Osmanlı döneminde Müslüman, Rum ve Ermeni toplumlarının birlikte yaşadığı İstanbul’un en eski yerleşim bölgelerinden biriydi.
Yakınındaki Yusuf Paşa Sıbyan Mektebi, Haseki Külliyesi ve Koca Mustafa Paşa çevresiyle birlikte düşünüldüğünde, yapı yalnızca bir konak değil; aynı zamanda dönemin sosyal ve idari yaşamına tanıklık eden önemli bir tarihî belge niteliği taşıyor.
AKADEMİK ÇALIŞMALAR HÂLÂ YETERSİZ
Bugüne kadar yapılan taramalarda, Kazasker Ali Bey Konağı’nı doğrudan konu alan kapsamlı bir akademik makale veya lisansüstü tez bulunmuyor.Yapı daha çok Halide Edip Adıvar biyografileri, Kızılay tarihi ve hemşirelik eğitiminin gelişimini anlatan çalışmalarda kısa bilgilerle yer alıyor.Uzmanlara göre Osmanlı Arşivi, Vakıflar Genel Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı ve Koruma Kurulu arşivlerinde yapılacak ayrıntılı araştırmalar, konağın gerçek tarihini ortaya çıkarabilecek önemli belgeleri gün yüzüne çıkarabilir.
GEÇMİŞİ YAŞATAN SESSİZ TANIK
Kazasker Ali Bey Konağı, bugün hastane yerleşkesinin içinde mütevazı bir şekilde varlığını sürdürüyor. Dış cephesi büyük ölçüde korunmuş olsa da zamanın izlerini taşıyan yapı, hem Osmanlı sivil mimarisinin zarafetini hem de Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki sağlık eğitimine yaptığı katkıyı birlikte temsil ediyor.
Belki de en büyük değeri, hakkında hâlâ araştırılmayı bekleyen pek çok bilinmeyen taşıması… Bu yönüyle Kazasker Ali Bey Konağı, yalnızca geçmişin değil, gelecekte yapılacak tarih araştırmalarının da önemli duraklarından biri olmayı sürdürüyor.















Cevap Yaz