Fahri Sarrafoğlu (İstanbul Seyyahı)
İstanbul’un bugün milyonlarca insanın hayranlıkla baktığı birçok simge yapısı, Osmanlı’nın son iki yüzyılında Almanya, Avusturya ve İsviçre’den gelen mimar ve mühendislerin imzasını taşıyor. Sirkeci Garı, Haydarpaşa Garı, Alman Çeşmesi, Ayasofya restorasyonu ve İstanbul Üniversitesi’nin ilk yapıları gibi şehrin hafızasında yer eden eserler, yabancı uzmanların katkısıyla inşa edildi.
Osmanlı’nın klasik döneminde Mimar Sinan, Sedefkâr Mehmet Ağa ve Davut Ağa gibi büyük ustalar yalnızca teknik bilgiyle değil, medreselerde aldıkları eğitimle de eserlerine estetik ve kültürel bir kimlik kazandırıyordu. Ancak 19. yüzyılda modernleşme süreciyle birlikte yetişmiş mimar sayısının yetersiz kalması üzerine devlet, Avrupa’dan mimar ve mühendis davet etmeye başladı.
Yaklaşık iki asır boyunca özellikle Alman, Avusturyalı ve İsviçreli mimarlar yalnızca bina yapmakla kalmadı; İstanbul’un şehir planlaması, demiryolları, limanları, eğitim kurumları ve restorasyon çalışmalarında da önemli görevler üstlendi.
Sirkeci Garı’ndan Haydarpaşa’ya
İstanbul’un en önemli ulaşım yapılarından Sirkeci Garı, Alman mimar August Jasmund tarafından tasarlandı. Neo-Oryantalist mimarinin en dikkat çekici örneklerinden biri olan gar, bugün de şehrin simgeleri arasında yer alıyor.
Anadolu’nun kapısı olarak görülen Haydarpaşa Garı ise Alman mimarlar Hellmuth Cuno ve Otto Ritter von Kühlmann tarafından projelendirildi. Neo-Rönesans mimarisinin görkemli örneklerinden biri olan yapı, İstanbul’un en önemli tarihi eserleri arasında bulunuyor.
Ayasofya’dan Alman Çeşmesi’ne
İsviçreli Fossati kardeşler, 1847-1849 yılları arasında Ayasofya’nın ilk kapsamlı modern restorasyonunu gerçekleştirdi. Sultanahmet Meydanı’nın simgelerinden Alman Çeşmesi ise Alman mimar Max Spitta’nın tasarımıyla hayat buldu. Çeşmenin parçaları Almanya’da hazırlanarak İstanbul’da birleştirildi.
Üniversitelerde de iz bıraktılar
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Avrupa’dan gelen mimarlar yalnızca projeler üretmedi. Güzel Sanatlar Akademisi ile İstanbul Teknik Üniversitesi’nde görev yapan Bruno Taut, Paul Bonatz, Ernst Egli ve Clemens Holzmeister gibi isimler, Türk mimarlık eğitiminin gelişmesine önemli katkılar sundu.
1954 yılında çıkarılan düzenlemeyle yabancı mimarların Türkiye’de bağımsız çalışmaları sınırlandırıldı. Bundan sonraki süreçte İstanbul’a gelen yabancı mimarlar daha çok misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı.
Bugün İstanbul’un tarihi siluetine bakıldığında garlardan saraylara, hastanelerden bankalara, okullardan limanlara kadar birçok yapıda Avrupa’nın farklı mimarlık anlayışlarının izleri görülüyor. Bu eserler, İstanbul’un yüzyıllar boyunca farklı kültürleri ve mimari gelenekleri buluşturan dünya kentlerinden biri olduğunun da önemli göstergeleri arasında yer alıyor.
KUTU BİLGİ 1-
İSTANBUL’A İZ BIRAKAN YABANCI MİMARLAR
Antoine-Ignace Melling
Beşiktaş Sarayı, Çırağan Sarayı düzenlemeleri, Tarabya ve Emirgan’daki yalılar ile Osmanlı İstanbul’unu anlatan gravürleriyle tanındı.
Gaspare ve Giuseppe Fossati
Ayasofya’nın ilk modern restorasyonunu gerçekleştirdi. Darülfünun binasının yapımında görev aldı.
Helmuth von Moltke
İstanbul’un ilk ayrıntılı şehir haritalarını hazırladı. Çalışmaları sonraki imar planlarına kaynaklık etti.
August Jasmund
Sirkeci Garı’nın yanı sıra Germania Han, Rumeli Pasajı ve çeşitli kamu yapılarının mimarı oldu.
Hellmuth Robert Julius Cuno
Haydarpaşa Garı’nın baş mimarı olarak tanındı. Alman Hastanesi ve çeşitli apartman projelerine de imza attı.
Otto Ritter von Kühlmann
Haydarpaşa Garı ve Haydarpaşa Limanı projelerinde görev aldı.
Max Spitta
Sultanahmet Meydanı’ndaki Alman Çeşmesi’nin mimarı olarak tarihe geçti.
Heinrich August Meissner Paşa
Hicaz Demiryolu’nun yapımını yönetti. Cumhuriyet döneminde İTÜ’de ders verdi.
Bruno Taut
Ortaköy’deki kendi evi, Atatürk’ün katafalkı ve mimarlık eğitimi alanındaki çalışmalarıyla öne çıktı.
Ernst Egli
Modern mimarlığın Türkiye’deki öncülerinden biri oldu. Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim reformları gerçekleştirdi.
Clemens Holzmeister
İstanbul’da konut projeleri hazırladı, İTÜ’de birçok Türk mimarın yetişmesine katkı sağladı.
Paul Bonatz
Taşkışla’nın restorasyonunu gerçekleştirdi. Boğaz için ilk asma köprü tasarımını hazırlayan isimlerden biri oldu.
Martin Wagner
İstanbul’un ilk kapsamlı trafik analizlerinden birini hazırladı ve şehircilik dersleri verdi.
Gustav Oelsner
Şehir planlaması ve liman projeleri üzerine çalışmalar yaptı, İTÜ Şehircilik Kürsüsü’nün ilk başkanı oldu.
KUTU BİLGİ 2
YABANCI MİMAR İMZALI ESERLER
- Sirkeci Garı
- Haydarpaşa Garı
- Alman Çeşmesi
- Ayasofya’nın ilk modern restorasyonu
- Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) binası
- Alman Lisesi
- Alman Hastanesi
- Bâb-ı Âli’nin yeniden inşası
- Haydarpaşa Limanı
- Hicaz Demiryolu’nun İstanbul bağlantıları
- Taşkışla restorasyonu
İstanbul’un ilk şehir ve trafik planlarıMERAKLISINA NOT
- Sirkeci Garı’nın mimarı August Jasmund sadece gar tasarlamadı. 1894 İstanbul depreminden sonra Sultan II. Abdülhamid tarafından camiler, okullar ve kamu binalarının restorasyonunu yürüten komisyonun başkanlığına getirildi. Ayrıca Mühendis Mektebi ve Sanayi-i Nefise’de ders vererek mimar yetiştirdi.
- Jasmund’un İstanbul’a en büyük miraslarından biri eğitim oldu. Araştırmaya göre geliştirdiği eklektik İslami üslup, öğrencisi Mimar Kemaleddin Bey’i etkileyerek Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın oluşumuna ilham verdi. Bu ayrıntı mimarın etkisinin sadece yaptığı binalarla sınırlı olmadığını gösteriyor.
- Haydarpaşa Garı açıldığı dönemde herkes tarafından beğenilmedi. Neo-Rönesans Prusya mimarisini yansıtan görkemli yapı, dönemin bazı mimarları tarafından İstanbul siluetine yabancı bulundu ve eleştirildi. Garın iskelesi ise daha sonra Vedat Tek tarafından Milli Mimari üslubunda yeniden tasarlandı.
- Alman Çeşmesi’nin yanı sıra Almanlar Haydarpaşa Limanı, silolar, depolar ve iskelelerin yapımında da etkili oldu. Bağdat Demiryolu için kurulan Philipp Holzmann şirketinin İstanbul’da 22 yıl boyunca faaliyet göstererek çok sayıda kamu yapısı ve altyapı projesini üstlendiği belirtiliyor.
- Heinrich August Meissner’e “Paşa” unvanı verildi. Hicaz Demiryolu’nun yapımını yöneten Alman mühendis, Cumhuriyet döneminde Atatürk tarafından yeniden Türkiye’ye davet edildi; demiryolu projelerinde çalıştı ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde ders vererek mühendis yetiştirdi.
- Bugünkü Alman Lisesi’nin inşasında ilginç bir fedakârlık yaşandı. Binanın mimarı Dr. Otto Kapp, okulun yapım masraflarının büyük bölümünü üstlenmeyi kabul etti; mimari proje ve şantiye denetimini de ücretsiz yaptı.
- I. Dünya Savaşı çıkmasaydı İstanbul’da büyük bir “Türk-Alman Dostluk Evi” yükselecekti. Walter Gropius, Peter Behrens ve Paul Bonatz gibi dönemin ünlü Alman mimarlarının katıldığı yarışma savaş nedeniyle uygulanamadı. Bugün bu girişimden geriye sadece Fatih’teki “Dostluk Yurdu Sokak” adı kaldı.
- Ayasofya restorasyonunda Fossati kardeşlerin yaptığı belgeler bugün de büyük önem taşıyor. Restorasyon sırasında ortaya çıkarılan Bizans mozaikleri suluboya çizimlerle kayıt altına alındı; mozaikler yeniden kapatılsa da bu çizimler sayesinde günümüze ulaştı.
Kaynak: Saygıner, F. Yasemin & Suri, Leyla, Alman, Avusturya ve İsviçreli Mimarların İstanbul’daki Etkinlikleri, Kent Akademisi, Cilt 17, Sayı 4, 2024.






















Cevap Yaz