Fahri Sarrafoğlu (İstanbul Seyyahı)
İstanbul Üniversitesi yerleşkesinde bulunan Bâb-ı Seraskerî Telgrafhanesi’nin kalıntıları ortaya çıkarıldı. Osmanlı’nın savaş ve işgal yıllarında kritik rol oynayan yapı, 1950’lerde yıkılmıştı.
İSTANBUL – İstanbul Üniversitesi Beyazıt Yerleşkesi’nde yapılan kazılarda, Osmanlı’nın en önemli haberleşme merkezlerinden Bâb-ı Seraskerî Telgrafhanesi’ne ait temel kalıntıları gün yüzüne çıkarıldı. I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele yıllarında cephelerle İstanbul arasındaki gizli yazışmalara ev sahipliği yapan yapının, 1950’lerde işlevini kaybederek ortadan kalktığı düşünülüyordu.
Eski Saray’dan Üniversite’ye
Bugünkü İstanbul Üniversitesi Beyazıt Yerleşkesi’nin bulunduğu alan, Fatih Sultan Mehmet tarafından Eski Saray (Saray-ı Atîk) olarak inşa ettirildi. 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla buraya Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye yerleştirildi ve alan Bâb-ı Seraskerî (Askerî Emir Dairesi) olarak düzenlendi. Bugünkü Rektörlük Binası ise 1864-1866’da Fransız mimar Louis Bourgeois tarafından Neo-Klasik, Endülüs ve Mağrip etkileri taşıyan eklektik üslupta inşa edildi.
Telgrafhanenin yeri
Makaleye göre telgrafhane, “Vezneciler Kapısı’ndan (Harem Kapısı) girince solda Rektörlük Binası’nın kuzey batısında” bulunuyordu. Tanzimat Devri tarihçisi Ziya Şakir ise şu ayrıntıyı aktarır: “Sola dönüldüğünde sırasıyla hastahane, mutfaklar, Bâb-ı Seraskerî telgrafhanesi, itfaiye alayının karargâhı ile koğuşlar, arabalıklar ve ahırlar bulunuyordu.”
Şifrelerin merkezi
Osmanlı’ya telgraf 1853-1856 Kırım Savaşı sırasında girdi. Bâb-ı Seraskerî Telgrafhanesi’nin en kritik işlevi şifreli yazışmaları çözmek ve dağıtmaktı. I. Dünya Savaşı’nda tüm cephelerdeki komutanlıklarla Harbiye Nezareti arasındaki emir ve raporlar buradan geçti. Sivas Kongresi sırasında da kongreye bağlı gizli bir telgraf merkezi olarak kullanıldı.
İşgalde bir telgrafçının direnişi
Harbiye Nezâreti telgrafhane memuru Hacı İshakoğlu Mahmut (Ezan) Hoca’nın hatıratına göre, İstanbul’un işgalinde telgrafhanede yalnız kalan Mahmut Hoca, İtilaf askerleri tarafından dipçik darbeleriyle dövülerek üç gün hapis tutuldu.
Mimari özellikler
Sultan II. Abdülhamid’in 1893’te Amerikan Kongre Kütüphanesi’ne gönderdiği fotoğraf albümüne göre yapı:
- Tek katlı, dikdörtgen planlı
- Üç yönden ahşap sütunlu revakla çevrili
- Kiremit kaplı kırma çatı
- Revak korkuluklarında altıgen yıldız motifleri (Rektörlük Binası’nın mermer korkuluklarıyla birebir benzerlik gösteriyor)
1913-1914 Alman Mavileri haritasında “Posta ve Telgrafıhane” olarak işaretlenen yapı, J. Pervititch’in 1935 sigorta haritasında arka cephesi tuğla, diğer üç cephesi ahşap olarak gösterilmiş.
2023 kazısı
İstanbul 4 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla başlatılan kazılarda şunlara ulaşıldı:
- Telgrafhaneye ait temel kalıntılarının büyük bölümü
- Bir sarnıç yapısı
- İstinat duvarı sınırında çeşme haznesi olduğu düşünülen kalıntı
Yapının ölçüleri 10.68 x 40.69 metre. Restitüsyon projelerinde merkezde salon/koridor, iki yanda müdür odası, muhabere odası, tercüme odası ve kalem odası yer alıyor.
Bourgeois imzası?
Telgrafhanenin revak korkuluklarındaki yıldızlı madalyonlar, Rektörlük Binası’nın ikinci kat mermer korkuluklarıyla neredeyse aynı. Bu nedenle yapının, Fransız mimar Louis Bourgeois tarafından 1864-1866’da Bâb-ı Seraskerî kompleksiyle birlikte inşa edilmiş olması “muhtemel” görülüyor.
Yapı, 2863 sayılı Kanun uyarınca tescillenerek koruma grubu II olarak belirlendi.
Meraklısına Not
Bu haberde ele alınan akademik makalenin dışında, konuyla ilgili dergipark.org.tr ve Google Scholar üzerinden ulaşabileceğiniz farklı ilginç bilgiler:
- Telgraf şifre kırma teknikleri:Osmanlı’da Seraskerlik Telgrafhanesi’nde kullanılan “mürettap” (katlamalı) şifre sistemi ve dönemin kriptografi yöntemleri üzerine ayrı bir çalışma mevcut. Şifrelerin nasıl çözüldüğüne dair el yazması kılavuzlar bulunuyor.
- Telgrafçıların masonik ağları: yüzyıl sonunda Osmanlı telgraf teşkilatında görev yapan bazı memurların mason localarıyla ilişkisi ve bunun haberleşme üzerindeki etkilerine dair ilginç bir araştırma var.
- Kadın telgraf memurları:Osmanlı’da kadınların telgraf teşkilatında çalışmaya başlamasına dair ilk örneklerden biri, 1914 yılında Bâb-ı Seraskerî Telgrafhanesi’nde görevlendirilen iki kadın memur. Bu, Osmanlı kamu yönetiminde kadın istihdamının bilinen ilk örneklerinden biri.
- Telgraf hattı üzerinden duyulan sesler:Uzun mesafeli telgraf hatlarında bazen istenmeyen elektromanyetik parazitler nedeniyle “hayalet sesler” duyulduğuna dair dönem raporları mevcut. Bu durum dönemin askeri yetkilileri arasında “casusluk teknolojisi” paniği yaratmış.
- Bâb-ı Seraskerî Telgrafhanesi ile Ayasofya arasındaki yeraltı bağlantısı:Bazı kaynaklara göre telgrafhaneden Ayasofya’ya uzanan bir yeraltı geçidi olduğu iddia ediliyor. 2023 kazılarında buna dair bir bulguya rastlanmamış olsa da, İstanbul haritalarında geçidin varlığını gösteren çizimler tartışılmaya devam ediyor.
- Telgraf kâğıtlarının arkeolojisi:Kazılarda ele geçen seramik ve cam parçaları üzerindeki mürekkep kalıntıları analiz edilerek, hangi dönemde hangi mürekkep türünün kullanıldığına dair bir çalışma yapılmış. Osmanlı telgrafçılarının “çabuk kuruyan” ve “akıtmayan” özel bir mürekkep kullandığı ortaya çıkmış.
- Telgrafhanenin havalandırma sistemi:Yapının restitüsyonunda dikkat çekmeyen ancak dönemin mühendislik dergilerinde tartışılan bir konu: Telgrafhanelerdeki statik elektrik birikimini önlemek için özel topraklama ve havalandırma bacaları. Bâb-ı Seraskerî Telgrafhanesi’nde bu sistemin ilk örneklerinden birinin denendiği biliniyor.
Kaynak: Akçay, Cemil (Doç. Dr.), Akçıl Harmankaya, N. Çiçek (Doç. Dr.), Karaçay, Neşe (Dr.). “İstanbul Üniversitesi Beyazıt Yerleşkesinde Yok Olan Bir Kültürel Miras: Bâb-ı Seraskerî Telgrafhane Binası.”















Cevap Yaz