Hanedanın yurtdışına gönderilmesine karşı çıktı milletvekili olamadı
Fahri Sarrafoğlu(İstanbul Seyyahı)
İstanbul’a hizmet eden binlerce kişiden biri Ebubekir Hazım Tepeyran, onun hizmeti hem Osmanlı döneminde olmuş hem de TBMM açıldıktan sonra birçok konuda muhalefet etmiş özellikle Osmanlı Hanedanının yurtdışına sürgüne gönderilmesi konusunda çok ciddi mücadele etmiştir. Yıldız Sarayının yağmalanmasına engel olmuştur. Hayırla anacağımız nadir kişilerden biri Ebubekir Hazım Tepeyran: İşte detaylar
ÇOK YÖNLÜ BİR DEVLET ADAMI
1864 yılında Niğde’de doğmuş ve hem Osmanlı hem de Cumhuriyet döneminde birçok önemli görevde bulunmuş çok yönlü bir devlet adamıdır. Hem Osmanlı hem de Cumhuriyet döneminde birçok önemli şehirde yöneticilik yapan Hazım Bey aynı zamanda çok iyi bir yazar, şair ve sanatsal yönü güçlü olan biridir. Hazım Bey, Osmanlı Devleti’nin yetiştirdiği ender devlet adamlarından olup Arapça, Farsça ve Fransızca bilen biridir.
ATATÜRK İLE FİKİR AYRILIĞI YAŞADI
Cumhuriyet’in ilanından sonra milletvekilliği yaptığı dönemde, Atatürk ile fikir ayrılığı yaşamıştır. Özellikle Osmanlı hanedanı mensuplarının sınır dışı edilme yasasında, saraya damat olanların da sürgüne gidişine karşı ortaya çıktı. Aynı zamanda Cumhurbaşkanının hem yasama hem de yürütme organlarının başkanlık tanıtımını eleştirdi.
YILDIZ SARAYININ YAĞMALANMASINI ÖNLEDİ
Ebubekir Hazım Tepeyran’ın İstanbul’a yaptığı hizmetler özellikle belediye başkanlığı (İstanbul Şehreminiliği) döneminde yoğunlaşmıştır. 19 Mart 1909 tarihinde İstanbul Belediye Başkanı olarak atanmış, ancak bu dönem siyasi açıdan oldukça çalkantılı olmuştur.
Göreve geldikten kısa bir süre sonra, 31 Mart Vakası (13 Nisan 1909) patlak vermiş ve İstanbul’da büyük bir isyan yaşanmıştır. Tepeyran, İstanbul’un tarihsel ve düzenine yönelik bu süreçte Selanik’ten gelen Hareket Ordusu’na lojistik ve erzak desteği sağlamıştır.
Ayrıca Sultan II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesinin ardından Yıldız Sarayı’ndaki eşyaların saklanması ve muhafazası için toplantı komisyonu başkanlık yaptı. Bu süreçte saraydaki mücevherler, altınlar ve diğer değerli ürünler kayıt defterine imza atıldı ve bir kısmı Harbiye Nezareti’ne teslim edildi. Ancak ilerleyen yıllarda bu süreçteki bazı usulsüzlüklerin ortaya çıktığı iddialarla ilgili soruşturma açıldı.
Belediye başkanlığının yapılabilmesi, İstanbul’un gelir ve giderleri arasındaki dengesizliğin giderilmesiyle çalışıldı, ancak bütçe eksikliği nedeniyle reformları gerçekleştiremedi. Daha fazla bütçe talep etmesine rağmen bu artışlarla karşılanmayınca, 25 Temmuz 1909 tarihinde İstanbul Şehreminiliği kullanımından faydalanmıştır.
Kısaca Tepeyran’ın İstanbul’a katkıları özellikle belediye yönetimi, şehir düzeni ve kamu güvenliği alanları olmuştur. Ancak dönemsel siyasi çalkantıları nedeniyle görev süresi kısalmış ve birçok planını hayatta geçirmek zorunda kalmadan ayrılmak zorunda kalmıştır.
ATATÜRKLE FİKİR AYRILIĞI YAŞADIĞI KONULAR
1. Osmanlı Hanedanı Mensuplarının Sınır Dışı Edilmesi (Damatlar Meselesi)
1924 yılında halifeliğin kadınlarıyla birlikte Osmanlı hanedanı mensuplarının Türkiye’den sınırların dışında tutulmasına karar verilmiştir. Bu yasada, yalnızca hanedan Üyeleri değil, Osmanlı sarayına damat olanlar da sürgüne gönderilmek zorundaydı.
Tepeyran, bu düzenlemeye karşı ortaya çıktı. Ona göre, saltanatın aileleriyle hanedanların ülkesinden ayrılan bir durumdu, ancak yalnızca bir Osmanlı prensesiyle evlenmiş durumda, bir kişinin sürgüne kalması için yeterli bir neden olmaması durumu savunuldu. Özellikle zor zamanlarında yardımcı olan Saray’ın damatlarından Arif Hikmet Paşa’nın da sürgüne gitmesi onu rahatsız etmişti. Ancak Atatürk ve dönem yönetimi bu öneriyi kabul etmemiş ve yasa olduğu gibi kadının başına geçmişti.
- Cumhurbaşkanının Yetkileri Üzerine Çatışma
Tepeyran, cumhurbaşkanına hem yürütme hem de yasama organlarının başkanlığını veren anayasal düzenlemeye karşı ortaya çıktı. 1924 Anayasası tartışılırken, Atatürk’ün hem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne hem de Bakanlar Kurulu’na başkanlık edilmesi fiilen savunulmuştu. Tepeyran, bu durumun devam etmesi ve yasama arasında bir dengeyi bozacağını düşünerek, cumhurbaşkanının yalnızca yetkili olması ve yasama organının başkanlığını yapmaması savunmuştur.
Bu eleştiriler, Atatürk ve Cumhuriyet Halk Fırkası’nın yönetimi tarafından hoş karşılanmamış ve zamanında Tepeyran siyaset sahnesinden uzaklaştırılmıştır.
Köklü Bir Aileye Mensup
Hazım Bey köklü bir ailenin çocuğu olup Niğde’de 1661-1662 yıllarında içinde cami, türbe, han, hamam ve çeşmeden oluşan bir külliye yaptıran Murat Paşa sülalesinden Hasan Efendi’nin oğludur. Hazım Bey doğduğunda babası Hasan Efendi, Niğde’de tahrirat müdürü olarak görev yapmaktadır.
Katiplik ve Gazetede Yazarlık Yaptı
Ebubekir Hazım 1864 yılında Niğde’nin Tepeviran semtinde dünyaya geldi. Niğde’de Hafız Osman Mektebinde başladığı eğitim hayatına babasının memuriyeti nedeniyle Isparta ve Antalya’da devam etti. Daha sonra babasının tayini nedeniyle Niğde’ye geri gelen Hazım, 1877 yılında okulu bitirerek aynı yıl Niğde’de tahrirat kâtibi olarak memuriyet hayatına başladı. Hazım, memuriyet hayatını 1882-1885 yılları arasında Konya’da maarif meclisi kâtipliği ve Vilayet Gazetesi yazarı olarak sürdürdü. 1885-1891 yılları arasında Kastamonu vilayetinde, 1891-1893 yılları arasında Aydın vilayetinde mektubi kalemi mümeyyizliği görevlerinde bulundu ve 1893 yılında Edirne Vali Muavini olarak atandı. 1896 yılında atandığı Dedeağaç Mutasarrıflığı görevinden 1898 yılında azledildi.
Tutuklanıp İdama Mahkum Edildi
Kuvayımilliye taraftarlarına destek olduğu iddiasıyla tutuklandı. Yargılanıp idama mahkûm edilen Hazım Bey, yedi buçuk ay tutuklu kaldıktan sonra cezasının ömür boyu kürek cezasına çevrilmesi neticesinde serbest bırakıldı. Hazım Bey cezaevinden çıktıktan sonra Millî Mücadele’ye destek vermek amacıyla Anadolu’ya kaçtı. Ankara Hükümeti tarafından Millî Mücadele döneminde önce Sivas Valiliğine sonra Trabzon Valiliğine atandı.
Millet Vekilliği Yaptı
1923-1927 yılları arasında TBMM’nin II. Döneminde, 1939-1946 yılları arasında TBMM’nin VI ve VII. dönemlerinde Niğde milletvekilliği yaptı. Soyadı Kanunu çıktıktan sonra “Tepeyran” soyadını alan Hazım Bey 5 Haziran 1947 tarihinde İstanbul’da vefat etti.
Çalışkan ve Üretken Bir Kişiliğe Sahip
Hazım Bey, 1885 yılında Kastamonu Valisi Abdurrahman Paşa’nın isteği üzerine Kastamonu Mektubi Kalemi mümeyyizliğine atanır. Burada da çalışkanlığı, üretkenliği ile Vali’nin takdirini kazanır ve görev yaptığı altı yıl içerisinde birçok farklı görevde bulunur. Hazım Bey, Kastamonu Vilayet Gazetesi yazarlığı yanı sıra İdadi Mektebi’nde Mecelle ve Mülki Kanunlar muallimliği görevlerini de yerine getirir.
Hazım Bey, 22 Ağustos 1893 tarihinde Edirne’ye vali muavini olarak atanır. Burada da Abdurrahman Paşa’nın yakın ekibinde çalışır. 6 Kasım 1895 tarihinde Abdurrahman Paşa adliye nazırı olunca, Hazım Bey de Edirne’de vali muavini olarak çalışmaya devam eder.
Silah Kaçakçılığı İle Mücadele Etmiştir
Hazım Bey, Edirne’de görev yaptığı dönemde silah kaçakçılarına karşı yaptığı başarılı operasyonlardan dolayı 10 Ağustos 1896 tarihinde Dedeağaç Mutasarrıflığına atanır ve burada iki seneden fazla görev yapar. Dedeağaç o dönemde Selanik ve Kavala’dan sonra Balkanlardaki en önemli üçüncü liman kentidir. Dedeağaç’ta görev yaptığı dönemde fotoğrafçılığa merak salan Hazım Bey şehrin harap olmuş geri kalmış yerlerinin fotoğraflarını çekerek arşivler ve daha sonra yaptığı faaliyetleri de fotoğraflayarak şehirde nasıl bir değişim yaptığını belgeler.
İftiraya Uğramıştır
Hazım Bey’in çalışmalarından rahatsız olanlar çalışmalarına engel olmak için hakkında İstanbul’a çeşitli asılsız haberler iletmişlerdir. Hazım Bey’in Jön Türklerin ileri gelenlerinden olduğu, dine saygısı olmadığı, çok evliliğin aleyhine kitap yazdığı, Mithat Paşa’nın lehine hareket ettiği, Paris’ten zararlı kitaplar getirdiği ve II. Abdülhamit’e karşı olduğu şayialarını çıkarmışlardır. Bu haberlerden dolayı Hazım Bey II. Abdülhamit tarafından 15 Aralık 1898 tarihinde görevden alınır. Buna karşılık hakkında Dedeağaç’ta lehine birçok yazı da yazılır. Yaşadığı olaylardan dolayı çok müteessir olan Hazım Bey İstanbul’a gelir ve yakın dostlarının sayesinde jurnalin esasını öğrenir ve bunların tamamen iftira olduğunu belirtir. Fotoğraf çekme merakı onun kurtarıcısı olur. Hazım Bey’in çok yakın dostları onun iftiraya uğradığını anlayınca II. Abdülhamit’e konuyu açarlar ve Hazım Bey’in çektiği fotoğraflardan Dedeağaç’ta nasıl bir değişim yaptığını gösterirler. Hazım Bey’in yaptırdığı ve günümüzde müzik okulu olarak kullanılan Dedeağaç Gurebâ Hastanesi; içinde jandarma, hapishane, ziraat bankası, telgrafhane, adliye binaları olan bir kampüs onun şehirde nasıl bir değişim yaptığını ortaya koyar. Şehrin imarı ve gelişmesiyle ilgili Hazım Bey’in yaptığı çalışmaları fotoğraflardan gören II. Abdülhamit, Hazım Bey’i “Bala rütbesi” ve “Osmani Nişanı” ile taltif ederek 1 Şubat 1899 tarihinde Musul’a vali olarak atar.
II. Meclis döneminde Niğde milletvekili olarak Hazım Bey Meclis çalışmalarına çok aktif bir şekilde katılmış, değişik kanun teklifi görüşmelerinde 16 defa söz alarak konuşma yapmıştır Hazım Bey ancak Atatürk öldükten sonra bir daha 1939-1946 yılları arasında VI ve VII. Yasama dönemlerinde milletvekilliği yapmıştır. Hazım Bey 5 Haziran 1947 tarihinde vefat etti. Ölümü o dönemdeki ulusal gazetelerde ciddi bir şekilde yer aldı.
Eserleri
- Eski Şeyler
- Küçük Paşa
- İdari İçtimai Sanihat
- Les Fleurs Degenerees
- Kar Çiçekleri
- Canlı Tarihler
- Zalimane bir İdam Hükmü
- Belgelerle Kurtuluş Savaşı
Haziran 1947’de 83 yaşında vefat etti. Mezarı, İstanbul Erenköy Sahrayıcedit Mezarlığı’ndadır.
KAYNAKÇA
https://www.cahitcelik.com/pdf/valiebubekirhazimtepeyran.pdf


















Cevap Yaz