İSTANBUL’UN KAYBOLAN ESERLERİ / KAYBOLAN CAMİLER (Prof. Dr. Ahmet Kala)

 

Prof. Dr. Ahmet Kala ile İstanbul’da kaybolan eserler hakkında bir söyleşimiz.

Bir kitabınız hakkında konuşarak başlarsak İstanbul’da Kaybolan Camiler üzerine neler söylersiniz?

 

Genel olarak İstanbul’da kaybolan eserler üzerine konuşursak, diğer şehirlerimizde de çalışmalarımız var tabi, İstanbul’da kaybolan camiler derken mescit ve camileri katıyoruz medrese, tekke, zaviye hiç birini katmıyoruz. Yalnızca cami ve mescit kayıplarımız dört yüze yakın. Yayınlanan kitabımız sur iç bölgesini kapsıyor, daha önceki adıyla İstanbul Kadılığı’nın olduğu yer.

Bir camiyi ele alırsak bir cami en az 200- 300 yıl açık kalmış sonra kaybolmuş. Neden bu kadar ayaktayken kaybolmuş?

Ana soru bu ama bölerek cevaplayalım Birkaç nedeni var. Geneline yangın sebep oldu yandı kayboldu denir. Deprem vb gibi bina yıkılmaları söylenir. Osmanlı döneminden itibaren fetihten sonra inşa edilmeye başlanan mahalle kuruluken şehircilik yaklaşımı olarak Cuma namazı kılınmayan vakit namazlarının kılındığı mescit kurulumu yapılır. Neden mescit peki çünkü mahalle kurulacak ama kaç kişilik bir mahalle oalcak Cuma kılınacak kadar kalabalık olacak mı belli değil bu sebeple önce mahallenin mescidi yapılırdı. Fatih Sultan Mehmet vakfiyesinde yer alan önemli bir bölüm var mimari özelikleri neden yaptık dercesine anlatılan orada der ki fetihten önce bir karar alındı “İstanbul fethi nasip olursa fetihten sonra bize düşen mülkiyetleri vakfedeceğiz.” Bu böyle söylenince şehir yeniden inşa edilirken imar faaliyetleri vakıf eserleri olarak başlıyor. Tersane, tophane bunları devler kendisi yapıyor. Neredeyse konut ve iş merkezi aklınıza gelecek tüm mahalle unsurları, çeşme, kemer, bent tüm şehir unsurları vakıf eser olarak yapılıyor. Mahalle ilk olarak mescit adımıyla kuruluyor sonra minber ilave edilince demek ki Cuma kılınacak kadar kalabalık hale gelmiş oluyor. Ortalama 20 haneye ulaşınca mescitten camiye geçiş sağlanıyor.

Bu yapılan mescitlere de fethe katılan “ni’mel ceyş” olan askerlerin eserleri olarak yapılıyor. İlk dönem eserleri olduğu için kayıplar söz konusu. Bir diğer neden yenileme dönemleri varken yenilemeleri yapılmış ancak vakfın gelir kaynağı kalmamışsa bu mescit de ayakta kalamayıp kayboluyor.

Peki 75 cami cumhuriyet döneminde nasıl kayboldu?

Bu eserler anıt eser denen kavrama girerler. Mahallenin ilk unsuru olan bu mekanlar 300 yıl hüküm sürüp ayakta kalmış. Osmanlı’nın son dönemlerin İttihat Terakki’nin başa geldiği dönemde ilk gelişmeler olmuş. Kasıtlı olduğunu düşündüğümüz bazı yangınlar var. Abdülhamit döneminin sonuna doğru insanların isyanına sebep olacak büyük yangınlar çıkarılıyor. 1911- 1915 gibi yıllarda. Öyle bir yangın ki nüfusun üç yüz bini etkileniyor. Bugünkü terör saldırılarında ne kadar insan etkileniyorsa o tarzda bir etkiye sahip. Kasıt kısmını nasıl anlıyoruz peki hemen müdahale edilebilecekken bilinçli olarak müdahale edilmiyor. 1900 lerden sonra çıkan yangınlardan sonra da bu yerler ihya edilmiyorlar. Yanmış ve imkan yok ihya edilmemiş çok da masum durmuyor maalesef. Bunları kitaplarımızda yayınladığımız için belgeli de konuşmuş oluyoruz elbette.

Mütevelli değiştirme nedir peki? Görevli atamama nedir hocam kitabınızda bahsettiğiniz.

Vakfın mütevellilerini Cumhuriyet dönemine doğru 1918 den 1923 e kadar 5 yıla yakın bir işgal durumu var. Bu dönemde bir eğilim daha oluyor. Yangın olup yanma yanında görevli tayin etmeme durumu var. Mescidin bir vakfı var oranın da mütevellisi oluyor elbette. Boş kalmış camiler var işgalden çıkılmış Anadolu tarafına hocalar gönderilmişler. İstanbul’u terk etmişler görevli olarak, bu durumda İstanbul için görevli bulmak da zor oluyor. İhya faaliyetleri başlıyor tabi vakıf gelirleri ile yapılıyor kendi geliri var görevlisi olan bazı mescitlerin görevlileri başka yere gönderilerek boş bıraktırılıyor ve haliyle boş kalıp sahiplenmeyince yıkılıp kayboluyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website