BEYAZIT MEYDANINDA BİR ACI HATIRA

Fahri Sarrafoğlu(İstanbul Seyyahı)

Beyazıt Meydanı ile ilgili bir çok hatıralar, birçok olaylar olmuştur, yazılır çizilir ama Boğazlıyan Kaymakamı MehmetKemal Bey’in idamı kadar açı bir olay yaşanmamıştır. Haksız yere idam edilen  Mehmet Kemal Bey, 1915’te Boğazlıyan Kaymakamlığı görevinde bulunmuş bir Osmanlı bürokratıydı. İşte O’nun acı hikayesi:

 

İŞGAL DÖNEMİNİN SİYASİ BASKILARI ALTINDAKİ YARGILAMA
Mondros Mütarekesi sonrasında, Ermeni tehciri sırasında meydana gelen olaylardan sorumlu tutuldu ve 16 Aralık 1918’de Konya’da tutuklandı. İstanbul’a getirildi; önce sorgulandı, ardından Bekirağa Bölüğü’nde tutuldu.  Yargılaması 5 Şubat 1919’da başladı ve yaklaşık iki ay sürdü. Toplam 18 duruşma yapıldı. Mahkeme, 8 Nisan 1919’da Kemal Bey’i, Yozgat ve Boğazlıyan’daki tehcir sırasında suistimal ve öldürme olaylarında ihmali bulunduğu gerekçesiyle ölüm cezasına mahkûm etti. 1919 Perşembe günü Kemal Bey’in idamı gerçekleştirildi.Yer:Beyazıt Meydanı.

 

İSTANBUL HALKI SAHİP ÇIKTI
İdamın akşam saatlerinde gerçekleştirildiğine dair kaynaklar bulunuyor. İstanbul halkı olayın duyulması üzerine meydana toplandı. Kemal Bey’in idam sehpasında söylediği sözler, olayın hafızalarda kalmasının en önemli sebeplerinden biri oldu.

Boğazlıyan Kaymakamlığı’nın resmî sayfasında aktarılan son sözleri arasında şu ifadeler yer alıyor:

“Vatandaşlarım sizlere yemin ederim ki ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur.”

Ardından yabancı devletlerin baskısından söz ederek adalete tepki gösterdi ve çocuklarını millete emanet ettiğini söyledi.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE MİLLİ ŞEHİD İLAN EDİLDİ
İdamın ardından mesele kapanmadı. Tam tersine, 11 Nisan 1919’da İstanbul’da büyük bir tepki ve protesto gösterisi meydana geldi. Kemal Bey’in cenazesi Türk bayrağına sarılı olarak büyük bir törenle Kadıköy-Kuşdili tarafına götürüldü ve defnedildi.

Daha sonra TBMM döneminde, 14 Ekim 1922’de “Millî Şehit” ilan edildi. Kemal Bey, yalnızca 14 Ekim 1922’de TBMM tarafından “Millî Şehit” ilan edilmekle kalmamış; çıkarılan özel bir kanunla ailesine (eşi ve çocuklarına) “hidemat-ı vataniye” tertibinden maaş bağlanmıştır. Hatta 1926’da çıkarılan bir kanunla ailesine, tehcir edilen Ermenilerin el konulan mallarından iki katlı daire tahsis edilmiştir

📌 Meraklısına Not

1. Mehmet Kemal Bey yalnızca kaymakamlık yapmış bir memur değildi. Mülkiye Mektebi’nden 1908 yılında mezun oldu. Daha önce Rodos’ta kaymakamlık yaptı ve bir dönem lisede Türkçe, tarih ve coğrafya dersleri verdi. Bu ayrıntı, onun eğitim ve meslek geçmişini anlamak açısından önemlidir.

2. İdam kararından önce başka bir davada beraat etmişti. Terk edilmiş mallarla ilgili bir suçlama nedeniyle yargılandı; Konya İstinaf Mahkemesi, 25 Temmuz 1918’de beraatına karar verdi. Bu bilgi, Mehmet Kemal Bey’in yargı sürecinin yalnızca 1919’daki davadan ibaret olmadığını gösterir.

3. Mahkeme başkanlığı konusunda önemli bir tarihî düzeltme var. Bazı anlatımlarda Nemrut Mustafa Paşa mahkeme başkanı olarak gösterilir. Atatürk Ansiklopedisi’ndeki Taha Niyazi Karaca’nın araştırmasına göre ise Nemrut Mustafa Paşa heyette üyeydi; mahkeme başkanlığı görevini farklı isimler yürüttü. Bu ayrıntı, tarihî yazılarda isim ve görevlerin doğrulanmasının önemini ortaya koyar.

4. Mehmet Kemal Bey’in savunmasında askerî yardım talebi de yer alıyordu. Savunmasında, bölgedeki silahlı çetelerle mücadele ettiğini ve askerî destek istediğini belirtti. Atatürk Ansiklopedisi, Osmanlı arşiv belgelerine dayanarak Kayseri ve Niğde’den yardım talebiyle ilgili yazışmalara dikkat çekiyor. Bu konu, mahkeme sürecinin belgeler üzerinden ayrıca incelenmesini gerektirir.

5. İdamın ardından düzenlenen cenaze töreni toplumsal bir olaya dönüştü. Kaynaklarda, cenazenin Türk bayrağına sarılarak Kadıköy-Kuşdili tarafına götürüldüğü ve 11 Nisan 1919’da protesto gösterilerinin düzenlendiği aktarılıyor. İstanbul Barosu’nun tarihî değerlendirmesi, bu gösterilere tıp öğrencilerinin de çelenkle katıldığını belirtiyor.

6. Mehmet Kemal Bey’in ailesi de bu olayın doğrudan etkisini yaşadı. Atatürk Ansiklopedisi’ndeki biyografiye göre, idamından sonra dünyaya gelen bir oğlu vardı. Bu ayrıntı, tarihî olayların yalnızca devlet ve siyaset düzeyinde değil, ailelerin hayatında da iz bıraktığını hatırlatır.

  • İngilizlerin Tepkisi ve Strateji Değişikliği: İstanbul halkının idama gösterdiği büyük tepki ve cenaze merasimi, işgalci İngilizleri şaşırtmış ve tedirgin etmiştir. Bu olaydan sonra İngilizler, Bekirağa Bölüğü’ndeki diğer tutukluları (özellikle İttihatçı ileri gelenleri) idam ettirmenin zorluğunu anlamış ve onları Malta’ya sürgüne gönderme politikasına yönelmiştir.
  • Atatürk ile Babası Arasındaki Rivayet Edilen Diyalog: TBMM tutanaklarına yansıyan bir anlatıma göre, Mustafa Kemal Atatürk, Kemal Bey’in babasıyla yaptığı bir görüşmede şöyle demiştir: “Sen öyle bir evlat yetiştirdin ki oğlun bu meşaleyi tutmasaydı biz ateşi yakamazdık. Işık tutan senin oğlundur.”.
  • Mahkeme Heyetindeki Değişiklik ve “Nemrut” Lakaplı Başkan: Yargılama sırasında İngilizlerin ve Ermenilerin idam yönünde baskı yapması üzerine dönemin mahkeme başkanı Hayret Paşa istifa etmiş, yerine “Nemrut” lakaplı Mustafa Paşa getirilmiştir. Halk arasında “Nemrut Mustafa” olarak bilinen bu kişi, savunmayı dikkate almadan hızla idam kararı vermesiyle anılmıştır