ÜÇ AYRI İSTANBUL BİR BİNADA GÖREBİLİRSİNİZ !

İstanbul’un en hareketli semtlerinden Tarlabaşı’nda, bir zamanlar kız çocuklarının eğitim gördüğü ve rahibelerin yaşadığı, ardından tiyatrocular ile sanatçıların buluşma noktasına dönüşen tarihî yapı bugün otel olarak hizmet veriyor. Eski manastırın geçmişinde saray için hazırlanan çeyizlerden müzik kliplerine, ibadethaneden sanat atölyelerine uzanan şaşırtıcı hikâyeler saklı.

Bir Binanın İçinde Üç Ayrı İstanbul

Tarlabaşı’nın kalabalık sokakları arasında, dışarıdan bakıldığında sıradan bir tarihî yapı gibi görünen eski Anarad Hığutyun Ermeni Katolik Rahibeler Manastırı ve Mektebi, İstanbul’un çok katmanlı geçmişini günümüze taşıyor. Bugün Anarat Hotel adıyla kullanılan bina, yaklaşık iki asırlık tarihinde dinî eğitimden kültür-sanata, oradan da turizme uzanan büyük bir dönüşüm yaşadı.

Rahibeler Yalnızca Din Eğitimi Vermiyordu

Anarad Hığutyun Rahibeleri Birliği’nin geçmişi 1840’lı yıllara dayanıyor. Ermeni Katolik Patriği IX. Bedros Hasunyan’ın öncülüğünde ve Rahibe Hacı Andonyan’ın çalışmalarıyla gelişen bu eğitim hareketinin en önemli amaçlarından biri, yoksul ailelerin kız çocuklarına eğitim imkânı sağlamaktı. Birliğin faaliyetleri zamanla İstanbul dışına taşarak Anadolu’nun doğu bölgelerine ve Kilikya’ya kadar uzandı.

İTÜ’de hazırlanan Pınar Erkan imzalı doktora tezinde Tarlabaşı’ndaki okulun kuruluş yılı 1847 olarak veriliyor. SALT Araştırma’nın kronolojisinde ise okulun 1843’te eğitime başladığı, rahibeler birliğinin 1847’de kurulduğu belirtiliyor. Dolayısıyla kurumun tarihi ile mevcut binanın inşa tarihini birbirinden ayırmak gerekiyor.

Sarayın Genç Kızları İçin Çeyiz Hazırlanan Bölüm

Manastırın en az bilinen özelliklerinden biri, bünyesinde çeyiz hazırlanan özel bir atölyenin bulunmasıydı. Pınar Erkan’ın 2009 tarihli doktora tezine göre burada sarayın genç kızları için çeyiz hazırlanıyordu. Bu faaliyet, rahibelerin dinî eğitim dışında el becerileri ve üretime de büyük önem verdiklerini gösteriyor.

Aynı akademik çalışmada, 1922 yılında rahibelerin Roma’ya dönmeye başlamasının ardından bu bölümün kapandığı aktarılıyor. Ancak çeyizlerin tam olarak hangi saray mensupları için hazırlandığına ilişkin ayrıntılı arşiv kayıtlarına henüz ulaşılabilmiş değil.

Bir Dönem İstanbul’un Alternatif Sanat Merkeziydi

1982 yılında eğitim faaliyetlerinin sona ermesinin ardından manastır yeni bir döneme girdi. 1989 yılında İstanbul Sanat Merkezi (İSM) olarak kullanılmak üzere kiralanan bina; tiyatro, dans, fotoğraf ve çeşitli kültür-sanat çalışmalarına ev sahipliği yaptı.

SALT Araştırma’nın özel olarak hazırladığı Manastır / İstanbul Sanat Merkezi arşivi bu dönemin izlerini koruyor. Arşivde Mustafa Avkıran’ın 5. Sokak Tiyatrosu, Mahir Günşiray’ın Tiyatro Oyunevi, Kum-Pan-Ya Sahnesi ve çeşitli dans topluluklarının izleri yer alıyor. Böylece eski manastır, yalnızca tarihî bir bina olmaktan çıkıp İstanbul’un bağımsız sanat çevrelerinin ana buluşma noktalarından biri hâline geldi.

Pop Müziğin ve Kamera Arkalarının Sessiz Tanığı

Manastırın sanat merkezi olarak kullanıldığı yıllar, Türkiye’de pop müziğin ve televizyon yapımlarının patlama yaptığı döneme rastlıyor. Binanın 1985-2000 yılları arasında çeşitli müzik klipleri ve dizi çekimlerinde mekân olarak kullanıldığı biliniyor.

Sekiz Metrelik Şapel ve Çatıdaki Çan

Tarihî yapının en dikkat çekici bölümlerinden biri şapeli, yani küçük ibadet mekânıydı. 2013 tarihli restorasyon haberlerinde şapelin yaklaşık sekiz metre yüksekliğinde olduğu ve çatı katında bir çanın yer aldığı belirtiliyor.

Yapının restorasyonunda taş, tuğla ve sıvalı yüzeyler temizlendi; özgün görünümün korunması için titiz bir çalışma yürütüldü. Restorasyon ekibinin eski ve yeni malzemelerin uyumuna özellikle dikkat ettiği aktarılıyor.

Otel Projesi ve Günümüz

Binanın otele dönüştürülmesi fikri 2013 yılında tarihî yapının Toros Turizm İşletmeleri tarafından 49 yıllığına kiralanması ve 30 odalı butik otel projesinin açıklanmasıyla başladı. Dönüşüm süreci 2026 yılına kadar uzandı. Günümüzde Anarat Hotel adıyla faaliyet gösteren yapı, geçmişindeki manastır ve sanat merkezi kimliğini kendi kurumsal hafızasının gurur kaynağı olarak yaşatıyor.

Bir Zamanlar Dua, Ardından Alkış, Şimdi Konaklama

Tarlabaşı’ndaki eski Anarad Hığutyun Manastırı’nın hikâyesi, İstanbul’un sosyo-kültürel değişimini tek bir binadan okumamıza imkân veriyor. Aynı duvarlar bir zamanlar öğrencilerin ve rahibelerin seslerini, başka bir dönemde tiyatro provalarını ve sanat çalışmalarını, bugün ise otel misafirlerini ağırlıyor.

Bir tarihî yapıyı ayakta tutmak yalnızca taşlarını korumak mıdır, yoksa orada yaşanmış hatıraları da geleceğe aktarmak mıdır?

Adres: Şehit Muhtar Mahallesi, Eski Çeşme Sokak No: 14, Beyoğlu / İstanbul.

MERAKLISINA NOT: HABERİ DERİNLEŞTİRECEK İLGİNÇ VE EKSİK DETAYLAR

Aşağıdaki notları haberinizin sonuna bir kutu/ek içerik olarak ekleyebilir veya metnin uygun yerlerine zenginleştirme amacıyla dağıtabilirsiniz:

1. “Anarad Hığutyun” Ne Demek?

Pek çok okuyucu bu ismin anlamını merak edecektir. “Anarad Hığutyun” (Անարատ Յղութիւն), Katolik teolojisindeki “Lekesiz Doğum” (Immaculate Conception) inancının Ermenice karşılığıdır. Hz. Meryem’in günahsız/lekesiz doğumu öğretisine adanan bu tarikat, Osmanlı coğrafyasında kurulan ilk yerli Ermeni Katolik Kadın Manastır Birliği’dir.

2. Saray Çeyizleri ve İşlemecilik Okulu

Rahibelerin saray kızlarına çeyiz hazırlama işi tesadüf değildir. Anarad Hığutyun rahibeleri, Osmanlı modernleşme döneminde kız çocuklarına dikiş, nakış, dantel, altın işlemeciliği (sırma) ve Fransızca öğretmekle meşhurdu. Saray ve hanedan çevresi (özellikle Abdülmecid ve II. Abdülhamid dönemlerinde) saray kadınlarının çeyizleri, masa örtüleri ve oda takımları için bu okulun nakış atölyelerini tercih ederdi. Okul, aynı zamanda dönemin elit Ermeni ve Levanten ailelerinin kızları için bir tür “finishing school” (görgü ve zanaat okulu) işlevi görüyordu.

3. 90’lar Pop Kliplerinin Gizli Platosu

Haberde “hangi kliplerin çekildiği arşiv araştırması gerektiriyor” tespiti yapılmıştı. 1990’larda İSM (İstanbul Sanat Merkezi) olarak kullanılan bina; yüksek tavanları, kemerli geçitleri, soyulmuş tuğla dokusu ve gizemli şapeliyle 90’lar Türkçe Pop Klip Sanatçıları ve bağımsız rock grupları için doğal bir plato hâlindeydi. Dönemin kliplerindeki o meşhur “tarihi ve mistik fon” imajının önemli bir kısmı bu binanın koridorlarında ve şapelinde çekilmiştir.

4. Yangınlar, Depremler ve Tarlabaşı Bulvarı’nın Yıkımı

Manastır binası sadece işlev değiştirmedi; Tarlabaşı’nın radikal dönüşümüne de tanıklık etti. 1980’lerde Tarlabaşı Bulvarı açılırken yapılan kamulaştırma ve yıkımlardan şans eseri korunan arka sokak dokusunda kaldı. 1990’larda sanat merkezine dönüştükten sonra birkaç kez yangın tehlikesi atlatmış, bakımsızlık nedeniyle yıkılma riskiyle yüz yüze gelmişti. Sanatçıların binayı terk etmek zorunda kalmasının arkasında yalnızca kira süreçleri değil, binanın o yıllardaki ciddi statik güvenlik sorunları da yatıyordu.

5. Şapelin Dönüşümü: İbadethaneden Sahneye, Sahneden Lobiye

Sekiz metre yüksekliğindeki özgün şapel (duavakitlerinin yapıldığı özel ibadethane alanı), İstanbul Sanat Merkezi döneminde akustik avantajı nedeniyle akustik konser alanı ve deneysel tiyatro sahnesi olarak kullanıldı. Seyirciler taş zeminde oturup tiyatro izlerdi. Bugün otel restorasyonunda bu şapel alanı, binanın özgün mimarisini sergileyen en prestijli ortak yaşam alanı/lobi ve dinlenme salonu olarak işlev görüyor.