Kosova’dan Kahire’ye, oradan İstanbul’a uzanan bir ilim yolculuğunun son durağı Fatih oldu. 1960’ta İstanbul’a yerleşen Ali Yakup Cenkçiler, 8 dil bilen, felsefeden edebiyata geniş bir kültüre sahip, Turgut Özal ve Necmettin Erbakan gibi liderlerin fikir danıştığı “Hezârfen” lakaplı bir alimdi.
Fahri Sarrafoğlu (İstanbul Seyyahı)
EVİNİ AKADEMİ YAPTI
Fatih’teki dört katlı evini kütüphaneye, dershaneye ve misafirhaneye dönüştüren Cenkçiler; Emir Buhârî’den Fatih Camii’ne, Haseki’den Mihrimah Sultan Camii’ne kadar İstanbul’un farklı noktalarında yıllarca ücretsiz ders verdi. Bugün kabri, yaşadığı semte yakın Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı’nda bulunuyor.
Balkanlar’dan Kahire’ye Uzanan Yolculuk
Ali Yakup Cenkçiler, 1913 yılında Kosova’nın Gilan kasabasında dünyaya geldi. Balkanlar’ın köklü medrese geleneğinde yetişti; Gilan Medresesi’nin ardından Üsküp’teki meşhur Meddah Medresesi’nde eğitim gördü. İlim tahsilini ilerletmek için gittiği Mısır’da Ezher Üniversitesi’nde öğrenim gördü ve dönemin önde gelen âlimleriyle yakın ilişkiler kurdu. Zâhid el-Kevserî ile sık sık görüşen Cenkçiler’in, Son Osmanlı Şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi ile ilişkisi zamanla baba-oğul yakınlığına dönüştü. aMustafa Sabri Efendi’nin 15 yılda hazırladığı Mevkıfü’l-Akl ve’l-İlm ve’l-Âlem adlı eserinin zor okunan el yazmasını temize çekerek yayımlanmasına katkı sağladı. Mısır yıllarında Hasan el-Bennâ başta olmak üzere birçok önemli isimle tanışan Cenkçiler üzerinde en fazla tesiri bırakan üç isim İmam Gazâlî, Mustafa Sabri Efendi ve Hasan el-Bennâ oldu.
Türkiye’yi “Ana Vatan” Gördü, İstanbul’a Kök Saldı
Mısır’da iyi bir akademik ve mesleki kariyer imkânı bulunmasına rağmen Türkiye’yi ana vatanı olarak gören Cenkçiler, 1957’de Türkiye’ye geldi. Ankara’daki Mısır Büyükelçiliği’nde Arapça tercüman olarak çalıştı ancak asıl amacı ilmî birikimini aktarabileceği bir ortam oluşturmaktı. 1960 yılında İstanbul’a yerleşen Cenkçiler’in bu şehirdeki hikâyesi esas olarak burada başladı.
MEŞHUR HAFIZ ABDURRAHMAN GÜRSES’İN EVİNDE KALDI
İlk zamanlar, Mısır’dan tanıdığı ve o dönem Bayezid Camii başimamı olan Abdurrahman Gürses’in evinde misafir kaldı. Ardından Topbaş ailesine ait Bahariye Kumaş Fabrikası’nda muhasebeci olarak çalışmaya başladı. 1961’de Fatihli Muammer Hanım’la evlenmesiyle hayatı değişti; eşine ait Fatih’teki dört katlı ev, zamanla sıradan bir konut olmaktan çıktı.
Evin bir katı kitaplara ayrılmış bir kütüphane, bir bölümü talebeler için derslik, diğer bir katı ise şehir dışından gelen misafirler için bir misafirhane haline geldi. Fatih’in öğrenci yoğunluğunun yüksek olduğu bir bölgesinde yer alan bu ev, resmî tabelası olmayan küçük bir ilim merkezine dönüştü.
Ders Halkaları Fatih’ten İstanbul’a Yayıldı
Öğrencilerin ilgisi arttıkça dersler eve sığmamaya başladı. Cenkçiler’in sohbet ve dersleri Kur’an kurslarına, camilere ve talebelerinin evlerine taşındı. Emekliliğinden sonra iyice yoğunlaşan ilmî faaliyetleri kapsamında düzenli ders verdiği yerler arasında Diyanet Haseki Eğitim Merkezi, Tuba Kız Kur’an Kursu, İsmailağa Camii, Emir Buhârî Camii, Atikali Paşa Camii, Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii, Fatih Camii ve Mesih Paşa Camii sayılıyor.
TALEBELERİNE ÇOK SEVİYORDU
Emir Buhârî Camii’ndeki İhyâu Ulûmi’d-Dîn dersleri, onun İstanbul’daki en dikkat çekici faaliyetlerinden biriydi. Burada yaklaşık 15 yıl boyunca İmam Gazâlî’nin eserini okuttu. Öğrencilerinin sayısı o kadar fazlaydı ki yıllar sonra sokakta karşılaşıp hâl hatır soran öğrencilerinin bir kısmının isimlerini dahi hatırlamadığını ifade ediyordu. Dersleri sıradan bir metin okuması şeklinde değildi; klasik metinleri sosyoloji, psikoloji, felsefe ve farklı düşünce alanlarıyla karşılaştırmalı olarak ele alıyordu.
Tuba Kız Kur’an Kursu’nda 17 Yıl Ücretsiz Ders
Cenkçiler’in eğitim anlayışını gösteren en çarpıcı örneklerden biri de Tuba Kız Kur’an Kursu’ndaki hocalığıydı. Burada 17 yıl boyunca Arapça dersleri verdi ve karşılığında ücret almadı. Evinden kursa yürüyerek gittiği belirtilen Cenkçiler, ücret kabul etmemesini Osmanlı’nın Balkanları İslam’la tanıştırmasına duyduğu minnetle açıklıyordu. Benzer şekilde talebelerinden de ücret almıyor, maddi imkânsızlık yaşayan öğrencilerine bizzat yardım ediyordu.
Haseki’den Siyasetin Zirvesine Uzanan Etki
Cenkçiler, 1975-1979 yılları arasında Diyanet Haseki Eğitim Merkezi’nde hocalık yaparak resmî din eğitimi kurumlarına da katkı sağladı. Ancak onun İstanbul’a bıraktığı asıl miras, yetiştirdiği insanlarda görüldü. Akademisyenler, din adamları, sanatçılar, bürokratlar ve siyasetçiler onun ders halkalarından geçti. Prof. Dr. Mahmut Kaya, Prof. Dr. Ahmet Turan Arslan, Prof. Dr. Osman Öztürk, Prof. Dr. Halit Zevalsiz, Mustafa Atalar, Ali Rıza Temel, Yahya Alkin, hattat Yusuf İzzeddin Sav, Cemâleddin Kapusuz, Ali İlhan, Mustafa Ballı, Halit Eren, Cüneyt Zapsu ve Aziz Zapsu gibi isimler öğrencileri veya derslerinden doğrudan yararlananlar arasında sayılıyor. Mısır yıllarından itibaren yakın ilişki içinde bulunduğu Ali Ulvi Kurucu’nun, Ezher’den çok Cenkçiler’den istifade ettiği ve onun edebiyat ile şiir kabiliyetini fark ederek bu alana yönlendiren kişinin Ali Yakup Cenkçiler olduğu aktarılıyor.
AYIRIM YAPMADAN EĞİTİM VERDİ
Cenkçiler’in etkisi yalnızca dinî eğitim çevreleriyle sınırlı kalmadı. Herhangi bir cemaatin lideri veya mensubu olmayan, farklı mutedil çevrelerin değer verdiği bir kanaat önderi olan Cenkçiler’e, dönemin siyasetçileri de müracaat etti. Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve Vehbi Dinçerler’in çeşitli konularda istişare etmek üzere kendisine başvurdukları kaydediliyor.
Hezârfen: Çok Yönlü Bir Alim
Cenkçiler, yalnızca dinî ilimlerle ilgilenen klasik bir medrese hocası değildi. Arap, Fars ve Türk edebiyatına hâkim olduğu kadar Batı düşüncesi, felsefe, psikoloji ve sosyolojiyle de ilgileniyordu. Bu geniş entelektüel birikimiyle Necip Fazıl Kısakürek gibi edebiyat dünyasının önemli isimleriyle yolu kesişti. Ana dili Arnavutçanın yanı sıra Türkçe, Arapça, Farsça, Fransızca, İngilizce, Hırvatça ve Sırpça olmak üzere toplam 8 dile hâkim olduğu için yakın çevresinde kendisine “Hezârfen” (çok şey bilen) denildi.
Son Durağı Yine Fatih Oldu
Hayatının son döneminde sağlık sorunları yaşayan Cenkçiler, felç geçirerek yatağa bağımlı hale geldi. Yaklaşık beş yıl süren hastalık döneminin ardından 21 Mayıs 1988 tarihinde vefat etti. Kabri, bugün Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı’nda bulunuyor.
Böylece Kosova’nın Gilan kasabasında başlayan, Üsküp, Saraybosna ve Kahire üzerinden İstanbul’a ulaşan uzun yolculuğun son durağı, hayatının en verimli yıllarını geçirdiği Fatih oldu. Bir zamanlar Fatih’teki dört katlı bir evin odalarında başlayan ders halkalarının izleri ise yetiştirdiği talebeler ve onların yetiştirdiği yeni kuşaklar üzerinden bugün de yaşamaya devam ediyor.
Meraklısına not:
Ali Yakup Cenkçiler’in bizzat kaleme aldığı bilinen bir eseri bulunmuyor. Bununla birlikte, onun hayatını, ilmi kişiliğini ve fikirlerini konu alan, öğrencileri tarafından hazırlanmış iki önemli eser mevcut:
- Ali Yakup Cenkçiler Hatıra Kitabı: Necdet Yılmaz tarafından hazırlanmış, 2013 yılında Bilge Yayım Habercilik ve Danışmanlık Yayınları tarafından basılmıştır . Bu eser, onun hatıralarını ve çevresindekilerin anılarını bir araya getirir .
- Hocam’la Yıllarım, Ali Yakup Cenkçiler’in İlim ve Fikir Dünyası: Mustafa Atalar tarafından kaleme alınmış, İnkılab Yayınları’ndan çıkan iki ciltlik bir çalışmadır . Bu eser, Cenkçiler’in çok yönlü hayatını ve fikir dünyasını detaylı bir şekilde ele alır
- Mehmet Akif Hayranlığı:Mısır’a tam Akif’i görmek için gitti, ancak vefat haberini yolda aldı. Yine de Akif’in dostu Yozgatlı İhsan Efendi ile Safahat okumaları yaptı ve “Fatih Camii” şiirini Arapça’ya çevirip Mısır’da yayımlattı.
- Osmanlı’ya Şükran Borcu:Türkiye’ye gelişini, atalarını İslam’la tanıştıran Osmanlı’ya vefa borcu olarak görüyordu. Bu yüzden ücretsiz ders veriyor ve “Osmanlı gelmeseydi kâfirdim” diyordu.
- Talebelerine Cebinden Destek:Ücret almamanın ötesinde, maddi durumu zayıf öğrencilerine kendi cebinden para yardımı yapıyor ve evinde misafir ediyordu. Çocuğu olmadığı için onları evladı gibi görüyordu.
- Tasavvuf Bağı:Metinde cemaat mensubu olmadığı belirtilse de, Mehmed Zahid Kotku’ya intisap etmiş (bağlanmış) bir tasavvuf yönü vardı.
- Cenaze Detayı:Vefatında cenaze namazı Fatih Camii’nde kılındı, namazı Hafız Abdurrahman Gürses kıldırdı ve cenaze kalabalığı “mahşeri” olarak tanımlanıyor.
- Vasiyeti ve Eserler:Talebesi Mustafa Atalar’a vasiyeti üzerine “Hocam’la Yıllarım” adlı iki ciltlik eser hazırlandı. Ayrıca İstanbul Pendik’te adını taşıyan bir Anadolu İmam Hatip Lisesi bulunuyor.
















Cevap Yaz