Anadolu topraklarında bulunan birçok tarihi eser yurtdışına kaçırıldı, bir kısmını geri aldık ve almaya çalışıyoruz ama yapılan bir akademik çalışmaya göre Rusya’dan ülkemizden kaçırılan eserlerden şuana kadar iade yok.
Fahri Sarrafoğlu (İstanbul Seyyahı)
Türkiye son yıllarda birçok ülkeden tarihi eserlerini geri almayı başarırken, akademik çalışmalara göre Çarlık Rusyası döneminde Osmanlı topraklarından Rusya’ya götürülen çok sayıda eser bugün hâlâ Moskova ve St. Petersburg’daki müze ve kütüphanelerde bulunuyor. Araştırmalara göre bugüne kadar bu eserlerden Türkiye’ye resmî olarak iade edilen herhangi bir parça bulunmuyor.
TÜRKİYE KAÇIRILAN ESERLERİN PEŞİNDE
Türkiye, son yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yürüttüğü kültür diplomasisi çalışmaları kapsamında ABD, Almanya ve İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerden çok sayıda tarihi eserini geri kazandırdı.
Ancak akademik araştırmalar, Osmanlı döneminde Rusya’ya götürülen eserlerle ilgili farklı bir tablo ortaya koyuyor.
Selçuk Üniversitesi’nde Nazım Yılmaz tarafından hazırlanan “Türkiye’den Rusya’ya Götürülen Eski Eserler (1839-1917)” başlıklı yüksek lisans tezinde, 1839-1917 yılları arasında Osmanlı topraklarından Rusya’ya götürülen tarihi eserler ayrıntılı biçimde inceleniyor.
Teze göre, özellikle Birinci Dünya Savaşı sırasında Trabzon ve Doğu Anadolu’dan yaklaşık 2 bin el yazması eser ile çok sayıda arkeolojik buluntu Rusya’ya taşındı. Bu eserlerin önemli bölümünün günümüzde Rus müze ve kütüphanelerinde bulunduğu belirtiliyor.
Araştırmada ayrıca, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında faaliyet gösteren İstanbul Rus Arkeoloji Enstitüsü’nün Osmanlı coğrafyasında yürüttüğü çalışmaların eserlerin Rusya’ya taşınmasında etkili olduğu değerlendirmesi yapılıyor.
ARAŞTIRMALARA GÖRE NE KADAR ESER GÖTÜRÜLDÜ?
Akademik çalışmalarda, Rusya’ya götürülen eserlerin kesin sayısının belirlenmesinin mümkün olmadığı ifade ediliyor. Bunun gerekçesi olarak, bazı eserlerin dönemin resmî izinleriyle, bazılarının ise savaş koşulları sırasında bölgeden çıkarılmış olması gösteriliyor.
Arşiv kayıtları ile Rusya’daki Ermitaj ve Puşkin müzelerinin kataloglarının incelenmesi sonucunda şu tespitlere yer veriliyor:
On binlerce arkeolojik eser
Trabzon, Erzurum, Kars ve Doğu Anadolu’nun Rus işgali altında bulunduğu dönemde kilise, manastır ve kazı alanlarından çok sayıda arkeolojik eser, sikke ve küçük heykelin Rusya’ya götürüldüğü belirtiliyor.
Yüzlerce el yazması eser
Doğu Anadolu ve Karadeniz’deki tarihi kütüphanelerden alınan Bizans ve erken Hristiyanlık dönemine ait yüzlerce el yazmasının bugün St. Petersburg’daki çeşitli kütüphanelerde bulunduğu ifade ediliyor.
Anıtsal kitabeler
Araştırmada, Palmira Antik Kenti’nden çıkarılan büyük taş kitabelerin de Rusya’ya götürülen önemli eserler arasında yer aldığı bilgisi paylaşılıyor.
DİKKAT ÇEKİCİ ÖRNEKLER
Sarmısaklı İncili
Teze göre, Kayseri’nin Sarmısaklı köyünden 1896 yılında satın alınan 6. yüzyıla ait el yazması İncil bugün Rusya Milli Kütüphanesi’nde bulunuyor.
Trabzon’dan götürülen eserler
Araştırmada, 1916-1917 yıllarındaki Rus işgali sırasında Trabzon’daki Ortahisar, Ayasofya ve Yeni Cuma camilerinde bulunan çok sayıda arşiv belgesi ile 500’den fazla el yazmasının Rusya’ya götürüldüğü belirtiliyor.
Ortahisar Camii’nde muhafaza edilen yaklaşık 30 ton ağırlığında (200 sandık) Osmanlı arşiv belgesinin de bu eserler arasında olduğu ifade ediliyor.
Van Koleksiyonu
Tezde, işgal döneminde Van ve çevresinden 1289 el yazmasının Rusya’ya taşındığı, ayrıca Hüsrev Paşa Camii’ne ait yaklaşık 300 metrekare çininin sökülerek götürüldüğü bilgisi yer alıyor.
İADE EDİLEN ESER VAR MI?
Nazım Yılmaz’ın tezinde yer alan değerlendirmelere göre, Rusya’ya götürülen bu eserlerden bugüne kadar Türkiye’ye resmî olarak iade edilen herhangi bir eser bulunmuyor.
Türkiye’nin Almanya, ABD ve Fransa ile yürüttüğü kültürel varlıkların iadesi süreçlerinde önemli sonuçlar aldığı bilinirken, Rusya ile benzer kapsamda bir iade sürecinin gerçekleşmediği belirtiliyor.
Araştırmada ayrıca 1929 yılında Türkiye’de kalan Rus Arkeoloji Enstitüsü koleksiyonuna ait yaklaşık 26 bin cildin Rusya’ya teslim edildiği, buna karşın Doğu Anadolu’dan götürülen eserlerin Türkiye’ye geri verilmediği ifade ediliyor.
Rusya ise uluslararası platformlarda, söz konusu eserlerin önemli bölümünün dönemin hukukuna uygun izinlerle, padişah fermanlarıyla veya hediye yoluyla edinildiğini savunuyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya’ya götürülen eserlerle ilgili ise farklı tarihî ve hukuki değerlendirmeler bulunuyor.
RUSYA’DA BULUNDUĞU BELİRTİLEN ESERLER
| Eser | Geldiği Yer | Bulunduğu Yer |
| Palmira Gümrük Tarifesi Anıtı | Palmira | Ermitaj Müzesi |
| Sarmısaklı İncili | Kayseri | Rusya Ulusal Kütüphanesi |
| İyi Çoban İsa Heykeli | Anadolu | Ermitaj Müzesi |
| Bizans mühürleri ve sikkeleri | İstanbul – Trabzon | Ermitaj / Devlet Tarih Müzesi |
| Trabzon manastır yazmaları | Trabzon | Rusya Bilimler Akademisi |
| III. Selim’in hediye ettiği Türk Çadırı | Osmanlı Sarayı | Ermitaj Müzesi |
Not: Bazı yayınlarda Truva Altınları’nın bir bölümünün II. Dünya Savaşı sonrasında Rusya’ya götürüldüğü yönünde bilgiler yer almakla birlikte, bu konuda farklı görüşler bulunduğundan tabloda yalnızca akademik kaynaklarda ortak kabul gören eserler esas alınmıştır.
Konuyla ilgili görüş bildiren tarihçi ve hukukçular, Osmanlı döneminde yurt dışına çıkarılan kültür varlıkları konusunda hazırlanan akademik çalışmaların, gelecekte yürütülebilecek diplomatik ve hukuki girişimlere önemli katkı sağlayabileceğini ifade ediyor.
Uzmanlara göre arşiv belgeleri ve bilimsel araştırmaların çoğalması, eserlerin envanterinin daha sağlıklı biçimde oluşturulmasına da imkân tanıyor.
MERAKLISINA NOT
🔎 Palmira Anıtı sadece bir taş değil, antik dünyanın vergi kanunu
Haberde adı geçen Palmira Gümrük Tarifesi, sıradan bir kitabe değil. MS 137 yılına tarihlenen ve Yunanca ile Aramice yazılmış bu anıt, Roma döneminin en ayrıntılı gümrük ve vergi metinlerinden biri kabul ediliyor. Antik İpek Yolu üzerindeki ticaretin nasıl işlediğini gösteren dünyadaki en önemli belgelerden biri olarak değerlendiriliyor ve bugün Ermitaj Müzesi’nin en değerli eserleri arasında yer alıyor.
🔎 Osmanlı’nın ilk “eski eser yasaları” sanıldığından daha eski
Osmanlı Devleti, yabancıların tarihi eser toplamasını tamamen serbest bırakmamıştı. Özellikle 19. yüzyılın sonlarında çıkarılan Âsâr-ı Atîka Nizamnameleri ile kazılar devlet iznine bağlandı ve bulunan eserlerin yurt dışına çıkarılması büyük ölçüde yasaklandı. Buna rağmen savaşlar, diplomatik ayrıcalıklar ve eski izinler nedeniyle çok sayıda eser ülke dışına çıktı.
🔎 Rus Arkeoloji Enstitüsü bilim merkeziydi ama tartışmalar hiç bitmedi
1894’te İstanbul’da kurulan Rus Arkeoloji Enstitüsü, Bizans ve Anadolu tarihi üzerine önemli bilimsel yayınlar yaptı. Ancak aynı enstitü, Osmanlı topraklarından Rusya’ya götürülen eserler nedeniyle tarihçiler arasında bugün de tartışılmaya devam ediyor. Akademik çalışmalarda enstitünün faaliyetleri hem bilimsel hem de kültürel miras açısından birlikte değerlendiriliyor.
🔎 Bugün müzelerde görülen her eser “kaçırılmış” kabul edilmiyor
Uluslararası hukuk açısından eserlerin durumu tek tip değil. Bazılarının dönemin padişah fermanlarıyla, satın alma yoluyla veya resmî izinlerle edinildiği; bazılarının ise savaş dönemlerinde götürüldüğü belirtiliyor. Bu nedenle her eser için hukuki süreç ve değerlendirme farklı yürütülüyor.
🔎 En zor iş, envanter hazırlamak
Uzmanlara göre kültür varlıklarının iadesindeki en büyük sorun, hangi eserin ne zaman ve hangi yolla yurt dışına çıkarıldığını kesin belgelerle ortaya koyabilmek. Bu nedenle arşiv belgeleri, eski kazı raporları ve müze katalogları bugün en az eserlerin kendisi kadar büyük önem taşıyor. Akademik araştırmaların artması da bu nedenle gelecekte olası iade süreçleri açısından kritik görülüyor
🔎 Sarıklı İncil” (Purpureus Rossanensis / Sarmısaklı İncili) Çelişkisi
Haberde geçen Kayseri Sarmısaklı İncili, sıradan bir el yazması değildir. Mor renge boyanmış parşömen üzerine gümüş ve altın mürekkeple yazılmış, dünyada sadece birkaç örneği bulunan paha biçilmez bir “Görkemli İncil”dir (Codex Purpureus). İronik olan şudur ki; Ruslar 1929’da Türkiye’de kalan kütüphane malzemelerini teslim alırken, bu kadar nadide bir eserin Anadolu’nun bağrındaki bir köyden St. Petersburg’a nasıl ve hangi kanallarla farksızca ulaştırıldığı hâlâ tam anlamıyla karanlıktadır.
🔎 Savaşın Ortasında “Arkeoloji Taburu” Kurmuşlar
1916’da Trabzon ve Erzurum işgal edildiğinde Ruslar buraya sadece asker göndermedi. Rus Bilimler Akademisi, işgal bölgelerindeki tarihi eserleri toplamak, kataloglamak ve Rusya’ya nakletmek üzere özel arkeoloji heyetleri ve uzman komisyonlar görevlendirdi. Yani yaşanan şey rastgele bir yağma değil; başında dünyaca ünlü Bizans uzmanı Fyodor Uspenskiy’nin bulunduğu devlet eliyle planlanmış, kurumsal bir “kültür nakli” operasyonuydu.
🔎 Diplomatik Jest Çıkmazı: 26 Bin Cilt Verdik, “Sıfır” Eser Aldık!
1929 yılında, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye, iyi komşuluk ilişkileri ve Sovyetler ile yürütülen diplomasi gereği İstanbul’daki kapatılan Rus Arkeoloji Enstitüsü’ne ait yaklaşık 26.000 ciltlik devasa koleksiyonu ve enstitü arşivini Rusya’ya iade etti. Ancak Rusya, Türkiye’nin bu büyük jestine karşılık Doğu Anadolu’dan götürülen 30 tonluk Osmanlı arşivini veya binden fazla el yazmasını “müfrez/savaş ganimeti” ve “diplomatik hediye” statüsünde değerlendirerek tek bir yaprağını dahi geri vermedi.
🔎 Troya Hazineleri ve Rusya’daki “Gizli Odalar”
Not kısmında değinilen Troya Altınları (Schliemann Hazinesi) konusu aslında haberdekinden çok daha gariptir. Almanya, Osmanlı’dan kaçırılan Troya hazinelerini Berlin’deki Müze’de saklıyordu. Ancak II. Dünya Savaşı’nda Berlin’e giren Kızıl Ordu, bu hazineleri tırlarla Moskova’daki Puşkin Müzesi’ne taşıdı. Rusya, 50 yıl boyunca bu hazinelerin ellerinde olduğunu reddetti! Ancak 1993 yılında hazinelerin Puşkin Müzesi’nin gizli depolarında olduğu kabul edildi. Yani Türkiye’den Almanya’ya, Almanya’dan da Rusya’ya kaçırılan “çifte kaçak” bir Osmanlı mirası söz konusudur.
🔎 Palmira Tarifesi’nin Arkasındaki Osmanlı Trajedisi
Haberdeki Palmira Gümrük Tarifesi, Dünya arkeoloji tarihinin en önemli iktisadi yazıtlarından biridir (MS 137 yılına ait vergi kanunları). Bu devasa taş kitabe Suriye Osmanlı toprağı iken Rus Prens Abamelek-Lazarev tarafından tespiti yapılıp Ermitaj’a götürülmüştür. İşin ilginç yanı, dönemin Osmanlı kanunu (1884 Asar-ı Atika Nizamnamesi) eserlerin yurt dışına çıkarılmasını kesinlikle yasaklamasına rağmen, diplomatik baskılar ve padişah fermanları kanunun üstüne geçirilerek bu devasa anıt Rusya’ya hediye edilmiştir.




















Cevap Yaz