Fahri Sarrafoğlu/ İstanbul Seyyahı
İstanbul’a ilk geldiğimde babamla 1972 yılında geldiğimde altı yaşındaydım, Topkapı da bulunan otogara geldiğimde ilk gördüğüm o zaman daha net görünüyordu, “İstanbul’un Surlarıydı”. Benim ilk ziyaret ettiğim yer ise önce Ayasofya ya da Sultanahmet cami değil doğru Fatih Camiine gitmiştim ve Fatih Sultan Mehmet türbesine girerek dua etmiştim. Evet, ya bizim İstanbul sevgimiz altı yaşında başladı anlayacağınız. Ama dediğim gibi önce teşekkür Fatih Sultan Mehmet’e sonra da Ayasofya ve Sultanahmet. Neyse konu İstanbul Surları. İşte o konuda üzgün olduğum ve sizinle paylaşmak istediğim yazı:
İSTANBUL’UN KAÇ KAPISI VAR(DI)?
İstanbul’da 60’dan fazla sur kapıları var. Özellikle kara surlarında birçok kapının yanında İstanbul’un fethine gelen şehit olmuş Müslümanlar vardır. Emeviler- Abbasiler döneminde gelen Arap askerlerinden şehit olanlar ile 1453 yılında şehit olan, nimel çeyş (müjdelenmiş asker) türbe ve mezarları da vardır.
SURLAR NEDEN YIKILIYOR?
Medeniyetler beşiği İstanbul, tarihi binlerce yıl öncesine dayanır. Dünya tarihinin en büyük komutanlarından ve devlet adamlarından biri olan Fatih Sultan Mehmet “Ey Kostantiniye! Ya sen beni alırsın, ya ben seni alırım” demiştir. İstanbul’un önemini buradan anlayabiliriz. Birçok saldırı yaşayan İstanbul, güvenliğin en önemli teminatı ve iktidarın sembolü olan 1500 yıllık surlarla korunmuş ve muhafaza edilmiştir. İşte bu surların yıkılma sebepleri;
İstanbul, tarih boyunca stratejik coğrafi konumu, ılıman iklimi ve doğal limanları sayesinde birçok uygarlığın dini ve siyasi merkezi olmuştur. II. yüzyılda Bizans Dönemi’nde savunma amaçlı inşa edilen ve şehri çevreleyen surlar, zamanla artan nüfus ve genişleyen şehir alanı nedeniyle daha büyük bir alana yayılmıştır. İstanbul Surları, tarih boyunca savaşlar, doğal afetler ve depremler gibi çeşitli nedenlerle zarar görmüş, farklı dönemlerde onarılarak günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Bu surların tümü 5.yüzyılın ilk yarısında tamamlanmış olduğu tahmin edilmektedir. M.S. 439 yılında Vandal donanmasının olası bir baskınını önlemek için, kara suru Konstantin’in deniz suruna bağlandı.
Büyük Savaşçı Attila Surları Tehdit Etti ve Büyük Deprem
Ayrıca Attila tehdidinin bulunduğu bir sırada, Hem Konstantin hem de orijinal Theodosius surları, 25 Eylül 437 ve 6 Kasım 447 tarihlerinde meydana gelen iki depremde ciddi şekilde hasar gördü. İkincisi özellikle güçlüydü ve 57 kule de dahil olmak üzere duvarın büyük kısımlarını yok etti. Halkın seferber edilmesi sayesinde surlar altmış günde onarıldı. 740 yılında kentin kara surları, bir depremle daha büyük zararlara maruz kaldığı zaman, halkın bu zararları karşılayabilecek maddi güçleri ve yeterli ustalık bilgileri olmadığından yıkılan surları yeniden inşa edemediler. Nitekim sonrasında imparator, muhtemelen dışardan bir işgücü getirmek için halka özel bir vergi salmak zorunda kaldı. 754 yılına gelindiğinde veba salgını baş gösterdi ve nüfusun yetersiz kalması sonucunda başka yerlerden insanlar getirildi. 755 yılına gelindiğinde Konstantinopolis, Haçlı seferleri başlayıncaya kadar, çok zor bir düzelme sürecine girdi. 8. yüzyılda, istihkâmlar ile depremden dolayı zarara uğrayan yapıların onarımları dışında hiçbir inşaat faaliyeti mevcut değildi.
Tahrip Olan Surlar Onarıldı
Nitekim 9. Yüzyıla gelindiğinde yeni binalar inşa edilmeye başlandı; fakat bu yapılar Erken Bizans dönemi mimari uygulamalarından nitelik açısından farklılık gösteriyordu. Bu durum II. Mikhail 842-867 ile I. Basileios’un 867-886 döneminde bir “yenileme” ya da “yeniden yapma” anlamına gelmeyip, tahrip edilmiş yer ya da yapıların onarılması anlamına geliyordu. Dolayısıyla Surların günümüze ulaşmış bazı duvarlarındaki hâlâ okunabilen ve sonuncusu 1452 tarihini taşıyan yazıtlar, bize bu yapılara dair yapılan restorasyon müdahaleleri hakkında bilgiler vermektedir. Özellikle Surların Haliç’e yakın kısmı, ilk olarak 626’dan sonra Blakhernai Kilisesi’ni koruma altına almak için Herakleios tarafından değiştirilmiş, 813’te Bulgarların saldırısı sırasında, V. Leon tarafından sura ikinci bir set ekletilmişti. Bunun hemen güneyinde, I. Manuel Komnenos (1143-1180) Theodosius surunun 275 metresini yıktırmış ve suru Blakhernai Sarayı’nı da içine alacak şekilde ileriye doğru taşımıştı.
Kutsal Haç Kulesi İsmi Verildi
1204 yılında şehrin zayıflaması sonrası Galata, bir Venedik mahallesi haline geldi ve daha sonra Ceneviz Cumhuriyeti’nin kolonisi oldu. Bizanslıların itirazlarına rağmen Bizans kontrolü dışında, Cenevizliler mahallelerini kale hendeği ile çevirmeyi başardılar. Koloni etrafındaki kale tipi evlerini kendi yarattıkları ilk duvarla birleştirdiler. Galata Kulesi daha sonra “Turris Sancte Crucis” (Kutsal Haç Kulesi) olarak adlandırıldı ve diğer sur uzatmaları 1349 yılında kuzey kısımda yapıldı. Daha sonraki sur genişletmeleri 1387, 1397 ve 1404 yıllarında gerçekleştirildi. Kabaca yamuk bir şekilde yapılan bir genişleme onlara geniş bir kapalı alan sağladı. Genişleme, Azapkapı’dan kuzeye Şişhane’ye oradan Tophane’ye ve daha sonra Karaköy’e doğru oldu. Ayrıca Türklerin saldırısı karşısında ilk çökecek olan, tek sıradan oluşan bu bölümdür. Kara surları Bizans İmparatorluğu döneminde 15. yüzyılın ortalarına kadar sayısız kez deprem ve saldırılar neticesinde çok kez tamirler görmüştür.
Surlar Fatih Sultan Mehmet Tarafından Kuşatıldı
Fakat 1453 yılı Nisan ayına gelindiğinde Osmanlı padişahı II. Mehmet tarafından surlar kuşatılır ve kara surları pek çok yerinden top ateşinden dolayı tahribata uğrar. Romanos Kapısının bir kulesi tümüyle harap oldu. 29 Mayıs 1453 tarihinde büyük taarruz gerçekleşti. Türk ordusu, Romanos Kapısı ve Kharsios (Edirnekapı) Kapısı arasında açılan gedikten kente girerek, Konstantinopolis feth oldu. Kent fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet’in emri üzerine onarıldı. 1453 yılında surun güney ucunda, Altın Kapı’nın arkasında Yedikule İç Kalesi inşa edildi. Galata surları, Fatih Sultan Mehmet tarafından sembolik olarak bir kısmı alçaltıldı, ancak tamamen yıkılmadı.
1894 Depremi ve Sultan Abdülhamit’in Emri
Depremlerin en sonuncusu ise 1894 yılında meydana geldi. Tahmini büyüklüğü 7.0 olarak kaydedildi. binden fazla insanın hayatını kaybetmesine, yüzlerce kişinin yaralanmasına ve birçok yapının yıkılmasına neden olmuştur. Bu büyük felaketin ardından Sultan II. Abdülhamid’in emri ile derhal hasar tespit çalışmalarına başlandı. Ardından kapsamlı bir tamirat süreci yürütüldü.
Eski Eser Olarak Kabul Edilmeye Başlandı
- yüzyılın başlarında batılılaşma hareketleriyle birlikte, surların yıkılması gerektiği yönünde bazı gerekçeler ve öngörüler ortaya atıldı. Surlar işlevini kaybettiği için kendi haline bırakılmış, uzun zaman hiçbir bakım ve onarım görmeyen surlar, yıkım kararının ardından yaklaşık 30 yıl sonra, 1870’te eski eser dernekleri bunu engellemek için girişimde bulundu. Eski eser olarak kabul edilmeye başlandı ve korunması için yasal kararlar alındı. Ebu Ziya Tevfik de 1872’deki ilk sadrazamlık döneminde Mithat Paşanın İstanbul surlarının yıktırılması hususunda Padişah Abdülaziz’i ikna ettiğini ancak bu girirşimin İngiltere’deki tarihi eser derneklerinin baskısı nedeniyle sonuçlanmadığını dile getirmiştir. 1872 sonlarında Edirne’deki yıkım ise İngiliz Konsolosluğu tarafından eleştirildi. Bütün bu eleştiriler surların tarihi eser olarak önemini Osmanlılar tarafından kabul edilmesini hızlandırdı.
Surları Yıktırma Önerisi
1892’de Şehremaneti, bu tarihe kadar
1884 iradesine uyulmaya çalışıldığını ancak İstanbul surlarının büyük bölümünün haraplaştığını ve bu haliyle muhafazalarının gereksiz olduğunu savundu. Bütçe yetersizliği gerekçesiyle Şehremaneti’nin önerisi, tarihi eser statüsünde olduklarından muntazam kalan sur parçalarının korunması harap olmuş ve sakıncalı bulunan yerlerin yıktırılmasıydı. Bu önerinin reddedilme gerekçesi sur hendeklerinin askerlere siper olacağı ve yıkım için yapılacak masrafın tamiri için gerekenden fazla olmasıydı.
19.Yüzyılda Surların Yıkılması
Yeni otorite sembollerinin yaygınlaşması, kara gümrüklerinin lağvedilmesi ve modern gümrük ofislerinin kurulması gibi faktörler, surların işlevlerini tamamen kaybetmesine neden oldu. Tüm bu gelişmeler, 19. yüzyılda surların ortadan kaldırılmasının hem yerel hem de merkezi yönetimlerce desteklenmesine zemin hazırladı. İstanbul’un demiryolu ile Avrupa başkentlerine bağlanması, çağdaş aydınlatma için havagazı tesislerinin kurulması gibi yenilikler İstanbul Kara Surları ve yakın çevresinde değişikliklere neden oldu. 1870’lerde demiryolunun İstanbul’a gelişi ve Yedikule’den tarihi şehre girmesi sürecinde 6. ile 7. kuleler arasındaki duvar kalıntıları kaldırıldı. Ayrıca yol genişletme, tranvay gibi ulaşın hattı düzlemleri üzerinde bulunması, nüfusun artması ve yerleşim yerine ihtiyaç duyulması surların yıkımına neden olmuştur. 20 yüzyılda askeri teknolojideki ilerlemeler surların güvenlik fonksiyonunu azaltırken, liman kentlerinde korsan tehdidinin sona ermesi güvenlik endişelerini büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Tanzimat Dönemi’ndeki reformlar cemaatler arası eşitliği amaçlayarak surların ayrıştırıcı işlevini ve sembolik anlamını azalttı.
KAYNAKÇA
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2473181
Galata Surlarının Yıkım Süreci Yayınevi Fen Bilimleri Enstitüsü
GEÇ DÖNEM OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA KENT SURLARI VE YIKIM TARTIŞMALARI (1863-1917) METU JFA 2024/2 (41:2) 107–134
Arşiv Belgelerine Göre 1894 Depremi Sonrası İstanbul Surları’nda Oluşan Hasarların Değerlendirilmesi https://doi.org/10.35341/afet.1321385
- MEŞRUTİYET SONRASI OSMANLI ARŞİV BELGELERİNDE ŞEHİR SURLARI Sanat ve Dil Araştırmaları Enstitüsü
XIX. yüzyılda ve XX. yüzyıl başında doğal, sosyo-ekonomik ve politik olayların İstanbul’un mekansal gelişimine etkileri Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
























Cevap Yaz