Genç yaşta hayatını kaybeden Ömer Seyfettin, hikayelerinde duygusal zekanın önemine dikkat çeken bir hikayeciydi. Ömer Seyfettin’in Vire, Kütük, Topuz hikayeleri beni çok etkilemiştir. Sizlerin de mutlaka okumasını isterim. Yolumuz bir dostumuzun vefatı nedeniyle Zincirlikuyu Mezarlığına düştü. Orada kimler var diye bir araştırma yapınca ilk önce hemen girişte Ömer Seyfettin merhumu gördük ve eserlerinden istifade ettiğimiz bu yazara teşekkür ettik. Sizlerin de onu yakından tanıyıp şaşıracağınızı tahmin ediyorum çünkü çok hüzünlü bir hayat hikayesi var.
KÜÇÜK YAŞTA KALEMİ ELİNE ALDI
Ömer Seyfettin 11 Mart 1884 tarihinde Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Bey ve Fatma Hanım’ın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan biriydi. 1900 yılında idadiyi bitirerek Mekteb-i Harbiye-i Şahane’ye başladı. İstanbul’da Mecmua-i Edebiye dergisinde şiirlerinin yayımlanmasıyla yayın dünyasına girdi. 1903’de Makedonya’da çıkan karışıklık üzerine “Sınıf-ı müstacele” denilen bir hakla okulundan imtihansız mezun oldu ve O’nun bulunduğu son sınıf o bölgede görevlendirilmek üzere erken mezun edildi. Başta Selanik , Manastır ,İzmir olmak üzere çeşitli yerlerde asker , öğretmen olarak görev yaptı. 31 Mart Vak‘ası’nı bastırmak amacıyla İstanbul’a gelen Hareket Ordusu’nda o da vardı.
YAZARLIK İÇİN ORDUDAN AYRILDI AMA VATAN SAVUNMASI İÇİN YENİDEN GİRDİ
İttihat ve Terakkî’nin maddî desteğiyle çıkan Genç Kalemler dergisinde “yeni lisan” hareketini başlattı . 1911’de, bütün zamanını kültür konularına ayırmak amacıyla Ziya Gökalp’in teşviki ve tazminatının İttihat ve Terakkî tarafından ödenmesiyle ordudan ayrıldı. Fakat Balkan Savaşı’nın patlak vermesi üzerine yeniden askere çağrıldı. 20 Ocak 1913’te Kanlıtepe’de Yunanlılar’a esir düştü. Atina yakınlarındaki Nafliyon kasabasında on ay kadar süren esirlik hayatının ardından İstanbul’a döndü (17 Aralık 1913). Bu sıralarda annesi ölmüş, babası tekrar evlenerek İstanbul’dan ayrılmıştı. Kendisini çok yalnız hisseden Ömer Seyfeddin 23 Şubat 1914’te askerlikten ikinci defa istifa etti.
HER HAFTA BİR ÖYKÜ YAZDI
Kabataş Sultanisi , İstanbul Darü’l Funun’da , Dârülmuallimîn’de çeşitli görevlerde bulundu.1.dünya savaşında alınan mağlubiyetten de etkilenen Seyfettin’in uzun Anadolu seyahatlerine çıktığı ve her hafta en az bir öykü yazmaya çalıştığı söylenir.

Siyasî ve hususi hayatındaki olumsuzluk, esasen bozulmuş olan sağlığını iyice kötüleştirdi. Manastır yıllarında kumandanı olan Câvid Paşa’nın Kalamış koyundaki yalısını kiraladı. “Münferit Yalı” adını verdiği bu evde tek başına yaşadı. 23 Şubat 1920’de yatağa düştü, 4 Mart 1920’de kaldırıldığı Haydarpaşa Tıp Fakültesi Hastahanesi’nde 6 Mart 1920 tarihinde öldü.
ÜZÜM HOŞAFINDAN VEFAT ETTİ ÇÜNKÜ …
Doktorlar yaşadığı bu hastalığı bir türlü teşhis edemiyorlardı ve elden hiçbir şey gelmiyordu. Genç yazar hızla ölümün soğuk kollarına doğru kayıyordu. Fakat bu rahatsızlık sırasında bile Ömer Seyfettin yazılarını ihmal etmedi, birçok hikaye yazdı, aynı zamanda öğretmenliği de sürdürüyordu. Doktorlar bol bol meyve yemesini, üzüm hoşafı içmesini tavsiye ediyorlardı. Oysa Ömer Seyfettin şeker hastasıydı, fakat o günün tıbbî şartları bunu anlamaya yetmemişti.
SON YILLARI
Siyasi ve özel yaşamındaki olumsuzluklar, esasen bozulmuş olan sağlığını iyice kötüleştirdi. Manastır yıllarında kumandanı olan Câvid Paşa’nın Kalamış koyundaki yalısını kiraladı. “Münferit Yalı” adını verdiği bu evde tek başına yaşadı. 1917’den öldüğü gün 6 Mart 1920’ye değin geçen sürede, birçok olumsuz duruma rağmen verimli bir öykücülük döneminin içinde olmuştur. Bu dönemde on kitap dolduran yazar, 125 de öykü yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken ve Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan da öğretmenlik görevini sürdürdü.
23 Şubat 1920’de hastalığı ağırlaşan Ömer Seyfettin, Üsküdar’daki Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne kaldırıldı. 6 Mart 1920’de 35 yaşında hayatını kaybetti. Önceden teşhis edilememiş olmakla beraber, yapılan otopsi sonucunda hastalığının diyabet olduğu belirlendi.
HALKIN GÖNÜLLERİNDE O HEP YAŞIYOR
Ömer Seyfettin’in cenazesini kimsenin sahiplenmediği ve bu yüzden cesedinin bir kadavra olarak istimal edildiği söylemi, tamamen uydurma bir söylentiden ibarettir. Modern Türk hikâyeciliğinin kurulmasında önemli bir rolü olan Ömer Seyfettin, ölümünün ardından sanılanın aksine sahipsiz kalmamış, arkadaşları ve sevenleri ona olan son vazifelerini yerine getirmişlerdir. Devrin basın yayın organları da haber niteliğinde de olsa sayfalarında onun ölümüne yer vermişlerdir. İlerleyen günlerde ve yıllarda da basın yayın organlarının bu ilgisi artarak devam etmiştir. Onun hayatı ve eserlerini konu alan özel bölümler ve anma sayıları basılmıştır. Bunlardan biri de Yarın dergisidir. Yarın dergisi, 1922 yılında çıkardığı 21. sayısının bir bölümünü Ömer Seyfettin’e ayırarak devrin edebiyatçılarının onun ölümü ve edebî hayatı hakkındaki görüşlerine yer vermiştir.
CEHALETİN EN BÜYÜK DÜŞMANIYDI
Hikâyelerinin önemli bir kısmında ironi diğer özellikleri ikinci planda bırakacak kadar belirgindir. “Kurbağa Duası”, “Perili Köşk”, “Keramet”, “Nezle” gibi hikâyelerinde toplum hayatının bönlük, cehalet ve taassuptan dolayı gülünçleşen taraflarını ortaya koyar. Yazarın hikâyelerinde tehlikeli olarak kabul ettiği diğer inançlar şunlardır: Sümbül Efendi türbesinden kuru üzüm alınması, Eyüp Sultan türbesinin anahtarının ağza sokulması, Mehdi’nin geleceği düşüncesinden hareketle kendini farklı göstermeye çalışanları Mehdi zannetme, kendini Pabucu Büyük’e okutmak, muska ve üfürük, arzın dümdüz olduğu, balığın üzerinde ve öküzün boynuzunda tıpkı bir tepsi gibi durduğu vs. İkincisi İslâmiyet’le ilgili olmayıp, Türklüğe has ve faydalı olan inançlardır.
Kaynakça:
https://islamansiklopedisi.org.tr/omer-seyfeddin
extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1885366
chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1756029













Cevap Yaz