AYASOFYA’NIN GÖLGESİNDE UNUTULAN 1600 YILLIK HAZİNE

Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan Lala Hayrettin Paşa Camii yeniden hayat buldu

Fahri Sarrafoğlu (İstanbul Seyyahı)

İstanbul’un tarihi yarımadasında, Ayasofya ile Sultanahmet Camii arasında çoğu kişinin fark etmeden geçtiği dar bir sokakta, tam 1600 yıllık bir tarih sessizce ayakta duruyor. Bugün “Lala Hayrettin Paşa Camii” adıyla bilinen bu yapı, Bizans döneminde “Chalkoprateia Meryem Kilisesi” olarak inşa edildi; Osmanlı döneminde ise camiye dönüştürülerek yeni bir kimlik kazandı.

Asırlardır yangınlara, depremlere, yağmalara ve ihmale direnen yapı, kapsamlı restorasyon çalışmalarının ardından yeniden ibadete ve ziyarete açıldı. Ancak bu eser yalnızca bir cami değil; İstanbul’un katman katman biriken hafızasının canlı bir tanığı…

ÖNCE KAPATILDI, SONRA YAĞMALANDI

Fatih’in Alemdar Mahallesi’nde bulunan yapı, uzun yıllar adeta kaderine terk edildi.

1937 yılında ibadete kapatılan caminin minaresi yıktırıldı, çatısı çöktü, taşınabilir mimari unsurları sökülerek yağmalandı. Kimi dönem depo olarak kullanılan yapı, zamanla harabeye dönüştü.

Bir dönem yalnızca dört duvarı ve mihrap kalıntısı ayakta kalan cami, Ayasofya’nın gölgesinde unutulmuş bir tarih mirasına dönüştü.

BİZANS’TAN OSMANLI’YA UZANAN YOLCULUK

Tarihçiler, yapının ilk çekirdeğinin 5. yüzyılda Bizans İmparatorluğu döneminde oluşturulduğunu belirtiyor. O dönem “Chalkoprateia Bazilikası” adıyla anılan yapı, Hristiyan dünyası açısından büyük önem taşıyordu.

Rivayetlere göre Hz. Meryem’e ait kutsal emanetler burada muhafaza ediliyordu. Özellikle “Meryem Ana’nın Kuşağı” olarak bilinen kutsal emanetin, yapının altındaki kriptada saklandığına inanılıyor.

1453’te İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı yönetimine geçen yapı, yaklaşık 30 yıl sonra II. Bayezid döneminde Arpa Emini Lala Hayrettin Çelebi tarafından mescide çevrildi. Böylece Bizans kilisesi, Osmanlı camisine dönüştü.

Kaynaklarda yapı zaman zaman “Acem Ağa Mescidi” adıyla da geçiyor.

AYNI YAPIDA İKİ MEDENİYET

Lala Hayrettin Paşa Camii’ni özel kılan en önemli özelliklerden biri, Bizans ve Osmanlı mimarisini aynı bünyede taşıması.

Bizans döneminden kalan taş örgüler, kemer sistemleri ve yer altı bölümleri hâlâ görülebiliyor. Osmanlı döneminde ise yapıya mihrap, minber ve minare eklenerek İslam mimarisine uygun hale getirildi.

Uzmanlara göre bu yapı, İstanbul’daki “dönüşüm mimarisi”nin en dikkat çekici örneklerinden biri kabul ediliyor.

YER ALTINDAKİ GİZEM: KRİPTA

Camiyi asıl farklı kılan bölüm ise yer altında bulunan tarihi kripta…

Yaklaşık 1600 yıllık olduğu düşünülen bu alan, restorasyon çalışmaları sırasında yeniden ortaya çıkarıldı. Haç planlı kriptada Bizans dönemine ait taş işçiliği, duvar izleri ve fresk kalıntıları dikkat çekiyor.

Araştırmacılar, bu bölümün dini törenlerde kullanıldığını ve kutsal emanetlerin burada korunduğunu değerlendiriyor.

İstanbul’daki pek çok tarihi yapıda yer altı mekânları bulunsa da, Lala Hayrettin Camii’nin kriptası korunmuşluğu ve mimari yapısıyla ayrı bir önem taşıyor.

YANGINLAR VE DEPREMLERLE GEÇEN YÜZYILLAR

Yapı tarih boyunca büyük felaketler yaşadı.

475 yılındaki büyük yangınla başlayan yıkım süreci, sonraki yüzyıllarda depremler ve yangınlarla devam etti. 12. yüzyılda yaşanan ağır tahribat sonrası görkemli bazilikanın büyük kısmı yok oldu.

Osmanlı döneminde ise Sadrazam Mehmed Said Paşa tarafından 1756 yılında önemli bir onarım gerçekleştirildi. Minberin ise Maktul Ali Paşa tarafından yaptırıldığı belirtiliyor.

Ancak en büyük yıkım modern dönemde yaşandı. Uzun yıllar ihmal edilen yapı, neredeyse tamamen yok olma noktasına geldi.

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞDU

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan kapsamlı restorasyon çalışmalarıyla cami yeniden ayağa kaldırıldı.

7 Kasım 2019’da başlayan çalışmalar sırasında hem Osmanlı hem Bizans dönemine ait detayların korunmasına özel önem verildi.

Restorasyonun tamamlanmasının ardından yapı yeniden ibadete açıldı ve ziyaretçilerini kabul etmeye başladı.

Bugün caminin içerisinde yürürken aynı anda hem Bizans’ın hem Osmanlı’nın izlerini görmek mümkün.

AYASOFYA’NIN GÖLGESİNDE KALAN MİRAS

Her yıl milyonlarca turistin ziyaret ettiği Ayasofya ve Sultanahmet Camii’nin hemen yanında bulunmasına rağmen, Lala Hayrettin Paşa Camii uzun yıllar boyunca bilinmeyen yapılar arasında kaldı.

Oysa bu eser, İstanbul’un yalnızca taşlardan oluşmadığını; medeniyetlerin birbirine bıraktığı izlerle yaşayan bir şehir olduğunu gösteriyor.

MERAKLISINA NOTLAR

■ Kutsal Kuşak Efsanesi

Bizans kaynaklarına göre Hz. Meryem’e ait olduğuna inanılan kutsal kuşak burada saklanıyordu. Rivayete göre bu emanet hastalara şifa veriyordu.

■ Üç Farklı İsim

Yapı tarih boyunca üç farklı isimle anıldı:

  • Chalkoprateia Bazilikası
  • Lala Hayrettin Mescidi
  • Acem Ağa Mescidi

Bugün resmi kayıtlarda “Lala Hayrettin Paşa Camii” adı kullanılıyor.

■ Cam Taban Detayı

Caminin batı cephesindeki cam taban bölümünde Bizans dönemine ait mozaikler görülebiliyor.

■ Ziyaret Bilgisi

Kripta bölümü namaz vakitleri dışında ziyarete açık.

Adres: Zeynep Sultan Camii Sokak No:12, Sultanahmet / Fatih

KÜLTÜREL HAFIZANIN SESSİZ TANIKLARI

Uzmanlara göre Lala Hayrettin Paşa Camii gibi yapılar, İstanbul’un kültürel hafızasının korunması açısından büyük önem taşıyor. Çünkü bu eserler, farklı medeniyetlerin, inançların ve sanat anlayışlarının aynı mekânda buluştuğu nadir örneklerden biri olarak kabul ediliyor.

Ayasofya’nın gölgesinde kalmış olabilir…
Ama taşıdığı tarih, İstanbul’un en büyük hazinelerinden biri olmaya devam ediyor.

 

KAYNAKÇA

  • Akademik Makale: Sav, Murat. (2026).*Lala Hayrettin Çelebi/Acem Ahmet Ağa Camii (Theotokos Chalkoprateion Basilikası) ve 2019-2022 Yılları Restorasyon Uygulamaları.* Vakıf Restorasyon Yıllığı. (Sayfa 1’deki web kaynağı)
  • İstanbul Tarihi Platformu: Tarihi Yarımada Net.Lala Hayrettin Mescidi / Acem Ağa Mescidi. (Sayfa 2’deki web kaynağı)
  • Röportaj ve Güncel Haber: Diyanet Haber. (2024).Osmanlı’dan izler taşıyan Lala Hayrettin Camii onarıldı. (İçinde Arkeolog Murat Sav röportajı) (Sayfa 4’teki web kaynağı)