AHMET FAİK ÖZBİLGE İLE BİZANS’IN İSTANBUL’U SÖYLEŞİSİ

“Ayasofya’dan Önce, Polyevktos’tan Haçlı Yağmasına…”

Ahmet Faik Özbilge, İstanbul rehberi, araştırmacı ve şehrin Bizans mirasına gönül vermiş bir sanatseverdir. Bu söyleşide, İstanbul’un çoğu zaman göz ardı edilen Bizans dönemine, ayakta kalan eserlerine ve unutulmuş hikâyelerine odaklanıyoruz. Ayasofya’nın ihtişamından Aziz Polyevktos’un inatçı kadın banisine, porfir taşından Dördüncü Haçlı Seferi’nin yıkımına kadar uzanan keyifli bir yolculuk.

1. BİZANS MİRASINA GENEL BAKIŞ

Soru: İstanbul denince akla ilk gelen Bizans eseri nedir?

Ahmet Faik Özbilge: Elbette Ayasofya. Geleneksel olarak bilinen, günümüze kadar gelmiş, müze olarak (şimdi cami olarak) devam eden en önemli eser odur. Onun dışında surlar göz önünde. Birkaç sütun var: Çemberlitaş (Konstantin Sütunu), Yılanlı Sütun, Örme Sütun… Ama bunların isimleri pek bilinmez.

Soru: Osmanlı öncesi İstanbul’un genelde ihmal edildiğini düşünüyor musunuz?

Ahmet Faik Özbilge: Biz aldığımız eğitimlerde, özellikle İslam medeniyeti ağırlıklı bir eğitim aldığımızda, daha önceki kültürlere pek değinilmiyor. Tabii ki Bizans’ın önemini kabul ediyoruz, ama Fatih Sultan Mehmet’le başlar gibi bir algı var. Oysa hepsi bizim değerimiz. Bu konulara değinmeniz çok hoşuma gitti.

2. AZİZ POLYEVKTOS KİLİSESİ’NİN HİKÂYESİ

Soru: Sizin özellikle bahsettiğiniz Aziz Polyevktos Kilisesi’nden bahseder misiniz? Neredeydi, ne kadar büyüktü?

Ahmet Faik Özbilge: Şimdi dinleyicilerimiz, İstanbul’da biraz gezerlerse, Saraçhane’deki Büyükşehir Belediyesi binasının yakınındaki o harabeleri görmüşlerdir. İşte orası, benim bahsettiğim Aziz Polyevktos Kilisesi. Ayasofya’dan önce yapılmış, belki de Ayasofya’dan önceki en büyük kiliseydi.

Soru: Bu kilisenin çok ilginç bir hikâyesi var, değil mi? Kim yaptırmıştı?

Ahmet Faik Özbilge: Evet, çok ilginç. Kilise, Anicia Juliana adında bir hanımefendi tarafından yaptırılmış. Kendisi bir asilzade, Theodosius hanedanının torunu. İmparator I. Justinianus ile hiç anlaşamazlarmış. Juliana, tahta çıkma hevesi olan bir kadın. Hayatının sonuna doğru, Justinianus ona “Çok paran var, hazineye biraz ver” deyince, Juliana “Ben bütün altınlarımı bir kiliseye koyacağım” diyerek inat etmiş.

Gerçekten de bütün altınlarını ve mücevherlerini eritmiş, kilisenin duvarlarına işlemiş. Yani Justinianus’a hiçbir şey koklatmamış! Ebat olarak devasa, süsleme ve zenginlik açısından da muhteşem bir kiliseymiş. Osmanlı döneminde üzeri kapatılmış, üstünde hamam, mektep varmış. 1960’larda yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış. Bugün kalıntıları ve sütunları hâlâ görülebiliyor.

3. PORFİR TAŞI VE İMPARATORLUK RENGİ

Soru: Oradaki taşlar çok ilginç değil mi? Porfir taşı nedir, neden bu kadar önemli?

Ahmet Faik Özbilge: Biz o taşa “porfir” deriz. Mısır’da Porfir Dağı diye bir dağ var. Vakti zamanında Mısırlılar ve diğer uygarlıklar bu taşı ayrıcalıklı görmüşler. İmparatorluğun rengi olduğu için, imparatorların doğduğu odalar porfirle kaplanırmış. O odada doğan çocuklara “porfirogennetos” (porfir odada doğan) denirmiş. Sultanahmet’teki Çemberlitaş’ın asıl adı da “Konstantin Porfirogennetos Sütunu”dur. Yani porfir renkli, purpur (erguvan) rengi… İmparator lahitleri de hep bu taştan yapılmış.

Soru: Peki bugün o lahitler nerede?

Ahmet Faik Özbilge: Maalesef 1204’teki Dördüncü Haçlı Seferi’nde büyük bir yağma oldu. Haçlılar girdiklerinde ilk açtıkları yerler lahitlermiş. Değerli taşlarla dolu olan bu mezarları yağmalamışlar. Bugün Arkeoloji Müzesi’nde birkaçını görebiliyoruz.

4. DÖRDÜNCÜ HAÇLI SEFERİ’NİN YIKIMI

Soru: Haçlı Seferi’nden biraz bahseder misiniz? Genelde Osmanlı dönemindeki kayıplardan bahsedilir ama Haçlı yağması çok daha ağır değil mi?

Ahmet Faik Özbilge: Kesinlikle. Dördüncü Haçlı Seferi, 1204’te İstanbul’u vurdu. Ama bir günlük yağma değil, tam 60 sene boyunca İstanbul’un ve çevresinin iliğini kemiğini sömürdüler. Batılılar bu yağmayı hep unuttururlar, Osmanlı’nın gelmesiyle her şey yağmalanmış gibi anlatırlar. Oysa 1204’teki yağma müthişti. 200 yıl sonra Bizans toparlanabildi, ama artık Osmanlı çok güçlenmişti. Hele bir de Fatih Sultan Mehmet gibi bir deha gelince, 29 Mayıs 1453 kaçınılmaz oldu.

Soru: Peki bugün hala ayakta olan Bizans eserleri neler?

Ahmet Faik Özbilge: Ayasofya başta olmak üzere, surlar, Bozdoğan Kemeri, Yerebatan Sarnıcı, Binbirdirek Sarnıcı, Tekfur Sarayı kalıntıları, şehirdeki birkaç kilise (Kariye Müzesi, Fethiye Müzesi, Küçük Ayasofya), sütunlar (Çemberlitaş, Yılanlı Sütun, Örme Sütun) sayılabilir. Ama en ilginci Aziz Polyevktos gibi, üzeri kapanıp sonra yeniden keşfedilen yerler.

5. SON SÖZ: BİZANS DA BİZİMDİR

Soru: Bizans konusunda dinleyicilere ne tavsiye edersiniz?

Ahmet Faik Özbilge: İstanbul’un tarihini sadece 1453’ten sonra değil, öncesiyle birlikte okumak lazım. Bu şehrin her taşında, her sütununda farklı bir medeniyetin izi var. Bizans da bize ait, Osmanlı da. Bugün kullandığımız yollar, su kemerleri, hatta bazı hamamlar Bizans’tan kalma. Yeter ki onları görebilelim, anlayabilelim. İstanbul’u gezerken gözlerimizi dört açalım; her köşe başında tarih bizi bekliyor.

Ahmet Faik Özbilge’ye katıldığı için teşekkür ediyor, hayırlı günler diliyoruz.