“Osmanlı’nın Mütevazı Türk Evi: Harem, Hırka-i Saadet ve Asırlık Çınarlar”
Abdullah Zülkayıp Akkuş, Topkapı Sarayı’nda rehber ve tarihçi olarak görev yapan, İstanbul’a gönül vermiş bir isim. Bu söyleşide, Topkapı Sarayı’nın bilinmeyen yönlerini, Harem’in aslında bir eğitim kurumu olduğunu, Hırka-i Saadet’in manevi atmosferini ve sarayın asırlık çınarlarının hikâyesini onun ağzından dinliyoruz.
1. TOPKAPI SARAYI’NA GENEL BAKIŞ
Soru: Hoş geldiniz Abdullah Bey. Topkapı Sarayı’nı nasıl tanımlarsınız? Dinleyicilerimize kısaca anlatır mısınız?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Topkapı Sarayı, tek kelimeyle Osmanlı’nın mütevazı, kendine mahsus bir klasik Türk evi olarak takdim edebiliriz. Bunun dışına çıkmak doğru olmaz. Dolmabahçe, Yıldız, Çırağan veya Beylerbeyi ile karşılaştırılmamalı. O saraylar Batı tarzıdır. Topkapı ise özünde bir Türk evidir.
Soru: Peki Topkapı Sarayı’na gelen ziyaretçiler en çok hangi bölüme ilgi gösteriyor?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Özellikle yabancı misafirlerimiz öncelikle Harem bölümünü görmek istiyor. Ama büyük bir hayal kırıklığına uğrayarak çıkıyorlar. Neden mi? Çünkü kendi zihinsel dünyalarında Harem’i, Padişah’ın eşleriyle ilişki yaşadığı bir mekân olarak hayal ediyorlar. Oysa Harem öyle bir yer değil.
2. HAREM: BİR EĞİTİM MEKTEBİ
Soru: Harem’in aslında bir eğitim kurumu olduğunu söylemiştiniz. Biraz açar mısınız?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Kesinlikle. Harem, bizim açımızdan iki önemli mektepten biridir. Birincisi devletin en seçkin eğitim kurumu olan Enderun-ı Hümayun Mektebi‘dir. Onun karşılığı olan ise Harem-i Hümayun Mektebi‘dir.
Kızlar küçük yaşta hareme giriyorlar. Önce çırak oluyorlar, sonra kalfa, sonra usta oluyorlar. Okuma yazma öğreniyorlar, hayatlarını idame ettirebilecek bütün geleneksel Türk sanatlarını öğreniyorlar. Eğer Valide Sultan’ın gözüne girerlerse, Padişah’ın eşi olma ve erkek çocuk dünyaya getirme şansları oluyor. Bu durumda da Valide Sultan olmaya kadar yolları açık.
Ayrıca Harem’den çıkan kızlar, Enderun’dan mezun olan devlet adamlarıyla evlendiriliyor. Böylece saray kültürü taşraya yayılıyor. Yani Harem, bir cariye yatağı değil; bir mektep, bir eğitim kurumudur.
Soru: Peki Harem duvarlarında ne tür yazılar var?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Rehberlerimiz artık Harem’deki yazıların ayet-i kerimeler ve dualar olduğunu söylüyorlar. Mesela yemek odasında (yemiş odası) Rahman Suresi’nden ayetler var. Diğer odalarda da hep ayetler. Ziyaretçiler bunu görünce, Harem algıları tamamen değişiyor ve kendi hayallerindeki o fantastik dünyayı zihinlerinden siliyorlar.
3. HIRKA-İ SAADET: PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN EMANETİ
Soru: Şimdi Hırka-i Saadet’ten bahsedelim. Bu mukaddes emanet ne zaman, nasıl geldi?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Hırka-i Saadet, Yavuz Sultan Selim Han’dan itibaren, 1516-1517’de Memlük Devleti yıkıldıktan ve hilafet Osmanlı’ya geçtikten sonra Topkapı Sarayı’na getirilmiş. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın mübarek hırkasıdır.
Soru: Hırka-i Saadet’in özel bir yeri var mı?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Evet, Topkapı Sarayı’nın Has Odası’nda, bizzat Padişah’ın makam odasının içerisinde muhafaza ediliyor. Ayrıca Efendimiz’in mübarek kılıçları da yine orada. Sahabe-i Kiram’ın ve Efendimiz dışındaki peygamberlerin eşyaları da burada sergileniyor.
Soru: Ziyaretçilerin pek bilmediği bir detay var mı?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Evet, mesela bir toz kuyusu var. Hırka-i Saadet dairesinin bütün tozları temizlendikten sonra o kuyuda biriktiriliyor. Yani tozuna kadar önem veriyorlar. Efendimiz’in mübarek eşyalarına gösterilen bu hassasiyet, Osmanlı’nın sevgisini ve saygısını gösteriyor.
Soru: Ramazan ayında özel bir tören yapılıyor mu?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Ramazan-ı Şerif’in 13’ünden itibaren Hırka-i Saadet’in bulunduğu Has Oda’nın temizliği başlıyor. 15’inden bir gün önce devlet erkânına davetiyeler gönderiliyor. Ramazan’ın 15’inde, Padişah’ın bizzat başkanlığında Hırka-i Saadet ziyaret ediliyor. Padişah, gül suyu ile Hırka-i Saadet’i yıkıyor. Destimâl denilen özel bezler Hırka-i Saadet’e sürülüyor ve davetlilere hediye ediliyor. Alanlar, bu bezi göğüslerinin üzerine koyup Efendimiz’den şefaat umuyorlar. Bugün bu gelenek hâlâ devam ediyor. Geçen sene de Sayın Başbakanımız katıldı.
Soru: Hırka-i Saadet dairesinde sürekli Kur’an okunuyor mu?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Evet, Yavuz Sultan Selim’den itibaren Hırka-i Saadet dairesinde geceli gündüzlü (leyli nehar) Kur’an-ı Kerim okunuyor. Bugün de 18 hafız nöbetleşe bu görevi devam ettiriyor. Merhum Kemal Bey’in güzel bir sözü vardır: “Siz iki şey için savaştınız: Birincisi Ayasofya’da Fatih’in başlattığı Ezan-ı Muhammedî, ikincisi Yavuz’un Hırka-i Saadet dairesinde okuttuğu Kur’an-ı Kerim için.” Bu bizim için büyük bir şeref.
4. SARAYIN ASIRLIK ÇINARLARI
Soru: Topkapı Sarayı’nın avlularındaki çınarlardan bahsedelim. Ne kadar eski, ne anlama geliyorlar?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Devletimizin sembol ağacı çınardır. Dolayısıyla büyük meydanlara ve özellikle Topkapı Sarayı’nın ikinci ve üçüncü avlusuna devasa, asırlık çınarlar dikilmiş.
-
Bâb-üs Selâm dediğimiz ikinci kapının yanında, Fatih Sultan Mehmet Han’ın çeşmesinin dibinde yaklaşık 400-450 yıllık bir çınar var.
-
Bâb-üs Saadet dediğimiz üçüncü kapının önünde yine yaklaşık 400 yıllık bir çınar var.
Bu çınarların içi artık boşalmış, zamana meydan okuyorlar. Ama her şeyin bir sonu olduğu gibi onlar da yavaş yavaş sona eriyor.
Soru: Sadece çınar değil, servi ağaçları da var mı?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Tabii. Serviler de çok önemli. Cenab-ı Hakk’ın birliğini, tevhidini Elif harfiyle simgelemesi açısından Osmanlılar, avlulara ve bahçelere servi dikmişler. Servileri sadece mezarlık ağacı olarak görmemek lazım; onlar derin bir manevi anlam taşır.
5. ARZ ODASI: DEVLET TEŞRİFATININ KALBİ
Soru: Arz Odası’ndan biraz bahseder misiniz? Orada neler olurdu?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Arz Odası, Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren Osmanlı Padişahları’nın divana başkanlık etmediği, ama divanda alınan kararların Padişah’a takdim edildiği yerdir. Bütün arzlar, konuların sunuluşu burada gerçekleşir.
Soru: Elçi kabulleri nasıl olurdu?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Elçi kabulleri çok ilginçtir. Elçi, Bâb-üs Saadet önünde iki kapıcı tarafından kollarından tutulur, ayağı yerden kesilir ve Padişah’ın eteğini öptürülür. Bu, Osmanlı devlet teşrifatının olmazsa olmazıdır. Padişah kesinlikle elçiyle göz göze bile gelmez, konuşmaz. Getirdiği mektubu en düşük rütbeli görevliye verir, o da en son vezire, vezir de Padişah’a takdim eder. Hediyeler Pişkeş Kapısı’ndan getirilip gösterilir ve hemen elçi hanına gönderilir.
Bir de elçi kabulü, mutlaka Yeniçerilerin ulufe (maaş) töreni gününe denk getirilirmiş. Böylece elçi, o görkemli kalabalığı görsün, gözü korksun, devletin kudretini hissetsin diye. Yani Arz Odası, hem resmî kabullerin yapıldığı, hem de devlet teşrifatının en ince ayrıntılarıyla uygulandığı bir mekândır.
Soru: Dinleyicilere son olarak ne tavsiye edersiniz?
Abdullah Zülkayıp Akkuş: Topkapı Sarayı, bir günde gezilebilecek bir yer değil. En az iki-üç gün ayırın. Özellikle Harem’i mutlaka görün, ama orayı bir eğitim yuvası olarak zihninize kazıyın. Hırka-i Saadet dairesini mutlaka ziyaret edin, Fatiha okuyun. Asırlık çınarların altında bir an durun, Osmanlı’nın kaç nesil bu ağaçların altından geçtiğini düşünün. Ve unutmayın: Topkapı Sarayı, sadece bir saray değil, 600 yıllık bir medeniyetin kalbinin attığı yerdir.
Abdullah Zülkayıp Akkuş’a katıldığı için teşekkür ediyor, hayırlı günler diliyoruz.














Cevap Yaz