(İstanbul’un Sırları: 649)
Fahri Sarrafoğlu-İstanbul Seyyahı
Fotoğraflar: Muharrem Arslan
Hezaren Han: Bankalar Caddesi’nin Zamana Direnen İhtişamlı ve Hüzünlü Tanığı
Karaköy’ün kalabalığında gözden kaçabilir, ama bir bakışta belli olur: Hezaren Han sıradan bir bina değildir. Yalnızca beş ayda inşa edilmiştir. Taş üstüne taş koymak değil, bir çağın hafızasını örmek gibi.. Abdülhamid Döneminin döneminin hızlı değişen İstanbul’unu tek başına anlatan bir yapıyla ilgili detaylar şu şekilde:
DÖNEMİN İLK APARTMANLARINDAN
Hezaren Han, 1900’lerin başındaki iddialı, kozmopolit ve hızla değişen İstanbul’un adeta bir özeti gibidir. O dönemin ticaretini, mimarisini ve şehir hayatını tek başına anlatabilecek güçte bir yapıdır. Önemi “ilk” olmasından değil, döneminin en karakteristik ve en güçlü örneklerinden biri olmasından gelir.
Hezaren Han: Karaköy’ün Sessiz Tanığı
Bankalar Caddesi’nde kalabalığın arasında sessizce yükseliyor Hezaren Han. Üzerinden yüzyıldan fazla zaman geçmiş, ama hâlâ orada. Kimi zaman bir banka binası, kimi zaman tüccarların uğrak yeri, şimdilerde ise yalnızca bir dükkân ve birkaç depo… Ama taşları hâlâ anlatıyor.
Bir zamanlar kömür ve odun yığınıydı bu alan. Sonra dönemin gözde mimarı Alexandre Vallaury’nin elinde bir iş hanına dönüştü. 1903’te kapılarını açtığında içeriye girenler, Levanten tüccarlar, bankerlerdi. Caddede para akıyor, sözler Fransızca, Rumca, Osmanlıca yankılanıyordu. İçeride tombak ticareti, dışarıda at arabaları ve telaş.
Yıllar geçti, isimler değişti, han el değiştirdi. Ama o kaldı. Bir dönem unutuldu, sonra 2000’lerde bir sergiyle yeniden hatırlandı. Geçmişi kazıldıkça hikâyesi zenginleşti. Mimarının kim olduğu, hangi ellerin bu taşı işlediği ortaya çıktı.
Bugün ise sessiz. Cephesindeki görkem hâlâ dikkat çekici ama yorgun. İçindeki hayat neredeyse durmuş gibi. Yine de her pencere, her çıkıntı, geçmişten bir ses fısıldıyor. Kayıp bir İstanbul’un hayaleti gibi…
Bir Sergiyle Başlayan Keşif
Hezaren Han’ın gerçek hikâyesi, 2000 yılında Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi ile Tarih Vakfı’nın iş birliğiyle düzenlenen “Osmanlı’dan Günümüze Voyvoda Caddesi” sergisi sırasında gün yüzüne çıktı.
Serginin küratörlüğünü Prof. Dr. Edhem Eldem üstlenmişti. Arşivlerde yapılan araştırmalar sırasında Bankalar Caddesi’ndeki yapılara ait kapsamlı dosyalar incelenirken, Hezaren Han’a ilişkin önemli belgelere ulaşıldı.
Bu belgeler sayesinde yapının mimarının, Pera Palas Oteli ve İstanbul Arkeoloji Müzesi gibi simge yapılara imza atan Alexandre Vallaury olduğu kesinlik kazandı. Uzun süre kimliği belirsiz kalan hanın mimari geçmişi böylece aydınlandı.
Odun ve Kömür Deposundan Finans Hanına
Hezaren Han’ın yükseldiği arsa, 19. yüzyılın sonlarına kadar bambaşka bir işleve sahipti.
Burada Osmanlı Bankası’na ait, kiremit çatılı ahşap bir bina bulunuyordu. Yapı odun ve kömür deposu olarak kullanılıyor, yanında ise bir ahır yer alıyordu.
1898 tarihli kayıtlara göre Osmanlı Bankası, St. Pierre Hanı’ndan yeni binasına taşındıktan sonra bu arsayı gözden çıkarmıştı. Vallaury tarafından yaklaşık 900 lira değer biçilen arsa artık bankanın ihtiyaç fazlası mülklerinden biriydi. Ancak plan değişti.
Bir Kontratla Başlayan Yeni Dönem
1899 yılında komşu arsa sahipleriyle yapılan değiş tokuş sayesinde parsel büyütüldü. Buna rağmen satış gerçekleşmedi. Aksine, 20 Haziran 1902 tarihinde Osmanlı Bankası ile Alexandre Vallaury arasında imzalanan kontratla burada yeni bir iş hanı inşa edilmesine karar verildi. Bu karar, Bankalar Caddesi’nin finans merkezi kimliğini pekiştiren önemli adımlardan biriydi.
Hızla Yükselen Bir İş Hanı
Vallaury’nin çizim masasında şekillenen proje, 1901–1902 yıllarında hayata geçirildi. İnşaatın yaklaşık beş ay gibi kısa bir sürede tamamlandığı belirtilmektedir. 1903 yılına gelindiğinde Hezaren Han kiracılarını kabul etmeye hazırdı. Bu hız, dönemin organize inşaat pratiğini ve Vallaury’nin planlama başarısını gözler önüne serer.
İlk Kiracılar ve Altın Çağ
Han açıldığı andan itibaren seçkin kiracılara ev sahipliği yaptı. “Société du Tombac” (Tömbeki Şirketi) binanın ilk üç katını kiraladı. Bir diğer kat ise banker E. Eugenidi tarafından kullanıldı. Hezaren Han başından itibaren bir ofis hanı olarak tasarlanmıştı. 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başının finansal hareketliliği içinde, Bankalar Caddesi’nin önemli ticaret merkezlerinden biri haline geldi.
Beklenmedik Bir El Değiştirme
1905 yılı hanın kaderinde yeni bir dönüm noktası oldu. Osmanlı Bankası, bazı gayrimenkullerini satışa çıkarma kararı aldı. 5 Ocak 1906’da bina, Beyoğlu Mutasarrıfı Hamdi Bey’e satıldı. Bu tarihten sonra yapı bir süre “Hamdi Bey Hanı” adıyla anıldı. Ancak 1914’ten itibaren yeniden Hezaren Han adının kullanılması, mülkiyetin tekrar değişmiş olabileceğini düşündürmektedir.
Zamana Meydan Okuyan Mimari Bir Mücevher
Hezaren Han’ı özel kılan yalnızca tarihi değildir. Alexandre Vallaury’nin mimari ustalığı, yapının cephesinde açıkça hissedilir.
Art Nouveau ile Neobarok üslubun bir arada kullanıldığı cephe, taşta işlenmiş bir kompozisyon gibidir.
- Birinci kattan çatıya kadar yükselen cumbası
- Volütlü konsollar
- Kenger yaprağı bezemeleri
- Korint başlıklı plasterler
- Geometrik ve nebati süslemeler
- Kartuşlardaki stilize böcek ya da bitki motifleri
özellikle ikinci kattaki pencere alınlıklarında yer alan süslemeler, yapının en dikkat çekici detayları arasındadır. Bu belirsiz motifler, Art Nouveau’nun doğadan beslenen estetik anlayışını yansıtır.
Buna rağmen yapı, İstanbul II Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından “Korunması Gerekli Kültür Varlığı” olarak tescillenmiştir.
KAYNAKÇA
[1] Aktemur, A. M. (2025). Karaköy’de Cephesi Art Nouveau ve Neobarok Üslubunda Tasarlanmış Bir Yapı: Hezaren Han. Kesit Akademi Dergisi, 11(44), 16–32.
[3] Envanter.gov.tr – Kültür Varlıkları Envanteri.
[4] Barillari, D. & Godoli, E. İstanbul 1900: Art Nouveau Mimarlığı ve İç Mekanları. YEM Yayınları.
[5] Beyoğlu Kültür Yolu / Kültür Portalı envanter kayıtları.
[6] Yerel basın arşivleri ve mimari koruma yayınları (Arkitera, Mimdap vb.).














Cevap Yaz