İSTANBUL’UN MEDENİYET MÜCADELESİ

Bir zamanlar böyle bir “Saygısızlar” Derneğimiz vardı

Fahri Sarrafoğlu(İstanbul Seyyahı)

Düşünsenize dostlar sabah evden çıktınız işe ya da okula ya da çarşıya alışverişe çıkacaksınız daha kapıdan göğsünde Saygısızlar Derneği üyesi olan biri durduruyor ve diyor ki: “Sayın Bayım, kapıyı yüksek sesle kapattınız apartmanı rahatsız ettiniz lütfen yapmayınız.” Ya da , otobüse bineceksiniz kargaşa var hemen dernek üyesi yetişiyor: “Lütfen sıraya giriniz, birbirimize saygılı olalım.” Veeeeeee sokakta yürürken sigara içiyorsunuz, sigaranın dumanı sağa sola gidiyor. Aman Allahım o zaman yandınız işte dernek üyesi hemen yetişiyor ve basıyor size uyarıyı, sokakta sigara içilmez….Bunlar hayal mi sizce? Yok bir zamanlar böyle bir derneğimiz vardı .İşte detaylar:

MEDENİYETLER ŞEHRİYİZ AMA SAYGILIMIYIZ?
Dünyanın en değerli şehirlerinden biri olan İstanbul, asırlar boyunca sayısız medeniyete ev sahipliği yaptı. Büyük imparatorluklara başkentlik eden bu kadim şehir, coğrafi konumu ve tarihiyle her dönem önemini korudu. Ancak zamanla, çözülmesi gereken pek çok sorun ortaya çıktı. Özellikle kamusal alanlarda görgü kurallarını hiçe sayan davranışlar yaygınlaştı. İşte tam da bu noktada, İstanbulluların adab-ı muaşeret kurallarına uyması gerektiğine inanan bir grup, 1945 yılında Saygısızlıkla Savaş Derneği’ni kurdu.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e: Hoşgörünün Azalışı

Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul, farklı din ve kültürlerden insanları bir arada barındıran bir şehirdi. Ancak Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte şehirdeki çeşitlilik azaldı ve tek tip bir toplum yapısı oluşmaya başladı. Bu süreçte, İstanbul’un hoşgörü ve terbiye geleneği de zayıfladı.

Avrupai Bir Terbiye Anlayışı

19.yüzyıldan itibaren adab-ı muaşeret (görgü kuralları) konusu sıkça tartışılmaya başlandı. Bu kurallar, Avrupai bir yaşam tarzını benimsemeyi hedeflediği için politik bir boyut da taşıyordu. Özellikle 1920’lerden sonra bu yaklaşım daha da belirgin hale geldi.

Örneğin, C. Sahir’in Alem’i Medeniyette Adab-ı Muaşeret adlı eseri, şapka giyme usullerinden sofrada nasıl davranılacağına kadar pek çok konuyu ele alıyordu. Dr. Abdullah Cevdet ise 1927’de yayınladığı Mükemmel ve Resimli Adab-ı Muaşeret Rehberi ile hem özel hem de kamusal alanda nasıl davranılması gerektiğini anlatmıştı. Bu çalışmaların amacı, toplumu yeni normlara alıştırmak ve davranış biçimlerini dönüştürmekti.

Saygısızlıkla Mücadele Eden Bir Profesör: Zeki Zeren

İstanbul’un imajını zedeleyen ve birlikte yaşama kültürüne zarar veren davranışlarla mücadele etmek isteyenlerin en önemli ismi Prof. Dr. Zeki Zeren’di. Zeren, sosyal hayatta görgü kurallarına uymayan kişilerle mücadele etmenin gerekliliğini vurguluyordu.

Derneği kurmadan önce, konferanslar vererek bir bilinç oluşturmaya çalışan Zeren, kısmi bir başarı elde etmişti. Ancak şehirdeki saygısızlıkların artması, onu daha organize bir mücadeleye yöneltti.

Saygısızlıkla Savaş Derneği Neden Kuruldu?

Zeki Zeren’in şahit olduğu bazı olaylar, derneğin kurulmasında etkili oldu. Örneğin, doktor bir arkadaşının yeni aldığı keten elbisesi, bir kadının pencereden süprüntü dökmesiyle berbat olmuştu. Bir başka olayda ise sarhoş bir adam, herkesin gözü önünde duvar dibinde tuvalet ihtiyacını gidermişti.

Bu tür olaylar, Zeren ve çevresindekileri harekete geçirdi. Ayrıca, aydınların “bana ne” tavrı da saygısızlığın artmasına zemin hazırlıyordu. İşte bu nedenle, Saygısızlıkla Savaş Derneği kuruldu.

Derneğin Kuruluş Süreci ve Kurucuları

Dernek, 18 Temmuz 1945’te hükümete başvurdu ve 29 Ağustos’ta resmi izni aldı. Tüzükte kuruluş tarihi Temmuz 1945 olarak belirtildi. Kurucuların tamamı Türk vatandaşıydı ve aralarında doktorlar, avukatlar, bankacılar ve tüccarlar vardı.

Kurucular şunlardı:

  • Zeki Zeren (Doktor)
  • Sadi Bekter (Banka Müdürü)
  • Muharrem Nail Akdoğ (Avukat)
  • Üveys Maskar (Veteriner)
  • Sami Gürsoy (Tüccar)
  • Mehmet Arınç (Doktor)
  • İhsan Karlıklı (Doktor)

Dernek, Eylül 1945’te ilk toplantısını Moda Deniz Kulübü’nde yaptı.

Derneğe Üyelik Şartları

Derneğin asli ve fahri olmak üzere iki tür üyesi vardı:

Asli Üyelik Şartları:

  • Türk vatandaşı olmak,
  • 18 yaşından büyük olmak,
  • Daha önce mahkumiyet almamış olmak,
  • Yükseköğrenim görmüş olmak veya resmi okullarda öğretmenlik yapıyor olmak.

Fahri Üyelik Şartları:

  • Derneğin ideallerini benimseyen her İstanbullu fahri üye olabiliyordu.

Asli üyelerin bir de rozet takma ayrıcalığı vardı.

Derneğin İsmi ve Alay Konusu Olması

Derneğin amblemi ve rozetleri, saygısız davranışlara gönderme yapıyordu. Ancak bazı aydınlar, derneğin isminin kısaltmasını (S.S.D.) alaya aldı. Örneğin, Hikmet Feridun Es, derneği “saygı zabıtası” olarak nitelendirip, isminin böcek ilacı D.D.T.’ye benzediğini söyleyerek dalga geçti.

Derneğin Faaliyetleri ve Kapatılması

Dernek, İstanbul’u daha medeni bir şehir yapmak için çeşitli çalışmalar yürüttü:

  • Konferanslar düzenledi,
  • Afişler ve bilgilendirici levhalar astı,
  • Gazetelerde makaleler yayınladı,
  • Toplumsal farkındalık oluşturmak için öğütnameler hazırladı.

Ancak, aydınların alaycı tavırları ve yeterli desteğin olmaması derneği zor duruma düşürdü. 1945 Aralık ayında üye sayısı sadece 38’di. 1946’da bu sayı 50’ye çıksa da, dernek beklenen etkiyi yaratamadı.

Sonunda, 24 Kasım 1952’de yapılan kongrede, hükümet, üniversite ve basından yeterli ilgiyi göremedikleri gerekçesiyle derneğin feshedilmesine karar verildi.

Derneğin İlginç Kampanyaları

  • “Sokakta Tüküreni İkaz Et!”
    Dernek, İstanbul’un kalabalık caddelerine “Bu şehirde tükürenler medeniyetsizdir” yazılı afişler asmış, halka cepli mendil dağıtmıştı.
  • “Otobüs Kuyruğuna Dikkat!”
    Toplu taşımada sıra beklemeyenler için “Saygısız mısınız?” yazılı dövizlerle sürpriz protestolar düzenlemişlerdi.

1950’de Kadıköy Çarşısı’nda, dernek üyeleri bir kasabın tezgâhına çöp atan esnafı tek tek uyarmış, hatta olay tartışmaya dönüşünce polis çağrılmıştı. Bu olay, yerel gazetelerde “Saygısızlık Polisi mi Geliyor?” başlığıyla yer almıştı.

Saygısızlıkla Savaş Derneği’nin resmî üyeleri dışında, İstanbul sokaklarında kendilerini “saygı müfettişi” ilan eden gönüllü İstanbullular da ortaya çıkmıştı. Bu kişiler, derneğe üye olmasalar bile rozet takanları taklit ediyor, vapur iskelelerinde veya tramvay duraklarında yüksek sesle konuşanları, yere tükürenleri veya sıraya girmeyenleri nazikçe uyarıyorlardı.

Çarpıcı Sloganlar

Derneğin bastırdığı küçük afiş ve el ilanlarında dönemin diliyle etkileyici sloganlar yer alıyordu. Bazı örnekler:

  • “Saygı, evvela kulakta başlar.”
  • “Yüksek sesle konuşmak, iç huzurunu bozar.”
  • “Tüküren medeniyet dışıdır.”
  • “Hanımefendinin önüne geçmek, sadece terbiyesizlik değil, cehalettir.”
  • “Terbiye, İstanbul’un harcıdır!”

 

Kaynakça

Bu ilginç tarihi hikaye, İstanbul’un sosyal hayatında bir dönemin nasıl mücadelelerle geçtiğini gösteriyor. Peki sizce bugün böyle bir dernek kurulsaydı, başarılı olur muydu?