İstanbul Boğazını zevk-i selim ile gezerken sahili adeta bir inci gerdanlık gibi süsleyen çok güzel eserlerimiz var. Bunlardan biri de Beylerbeyi Cami veya Hamid-i Evvel Cami.
Bizans döneminde bu bölgeye dikilmiş haç sebebi ile haç anlamına gelen‘ ’istavroz’’ deniliyordu. Bir de bu bölgeye sarayın yapılması ile ‘’istavroz sarayı’’ olarak anılmaya başlanan bu konum ,Osmanlı döneminde ise bu semt ,Rumeli Beylerbeyi Mehmet Mehmet Paşa’nın adı ile ‘’Beylerbeyi’’ olarak anılmaktadır. Osmanlı Padişahları buraya ilk olarak bir camii yaptırmış , devam eden süreçte ise birde saray yaptırılmıştır. Bugünkü yazımızda biz bir Padişah’ın annesi adına yaptırmış olduğu Beylerbeyi Camine dillerden kalplere giden bir yolculuk gerçekleştireceğiz…
İşte detaylar :
DENİZ KERANARINDA BİR SOSYAL YAŞAM İNŞASI
İstanbul yalıları ve köşkleri dediğimizde aklımıza denize nazır ferah ve iç açıcı manzaraları ile İstanbul estetiğini yansıtan güzel Konaklar ,zarif yapılar geliyor. Elbette denize nazır olan sadece Konaklar değil Osmanlı’yı zerafetini yansıtan camilerde bulunmakta. Beylerbeyi Camii Anadolu yakası’nın deniz kıyısında sahip olduğu konum olarak en güzel camilerimizden birisi
İLK DEFA KÜLLİYENİN PARÇALARI BİRBİRİNDEN FARKLI YERLERDE ,PEKİ NEDEN?
Osmanlı Padişahları tahta geçtikten sonra kendilerinden sonra hayırla anılmak için güzel eserler bırakmak için büyük emek harcarlar. Ama I. Abdülhamid tahta çıktığı dönemde Sur içinde büyük bir eser yapacak kadar mekan yoktu bunun üzerine ilk önce kendi adıyla bugün türbesinin de olduğu yere bir külliye yaptırdı, ama bu külliyenin camisi ise ilk defua külliyenin bulunduğu yerde değil de Üsküdar’da bugünkü Beylerbeyi dediğimiz yerde yapıldı. Sultan Abdülhamid, külliyenin sıbyan mektebi , kütüphane gibi bölümlerini farklı bir bölgeye ,Camii ise Beylerbeyi’ne yaptırılarak bir ilke imza atılmıştır.
VALİDE SULTAN ANISINA ESKİ SARAYIN HIRKA-İ ŞERİF DAİRESİNE YAPILIYOR…
Hamid-i Evvel Camii olarak ta bilinen camii, Sultan I. Abdülhamid’in annesi Rabia Şermi Sultan’ın anısına yapımına başlandı. Cami eski İstavroz sarayı olarak bilinen sarayın Hırka-i Şerif dairesinin yeri olarak biline yere konumlandırıldı ve 1777 yılında inşa süreci başladı. Sonrasında 15 Ağustos 1778 tarihinde caminin bir cuma namazında açılışı ile halk ile buluşan caminin biraz önce de belirttiğimiz gibi Eminönü semtimizde yeralan ve yine Sultan I. Abdülhamid’in inşa ettirdiği külliyenin devamı olarak görülmektedir.
MİMAR VE MİMARİ ÖZELLİKLERİ
Dönemin tarzını yansıtan barok bir üslup ile yapılan Beylerbeyi Cami’nin bazı kaynaklarda mimarının belirsiz olduğu geçmekle birlikte Laleli Camii gibi önemli eserlere imza atmış Mimar Mehmed Tahir Ağa’nın da bu camiyi inşasını ve mimari faaliyetlerini gerçekleştirdiği çeşitli kaynaklardan edindiğimiz bilgiler arasında. 55 pencereye sahip Selatin camimizin kısımlarında başta Osmanlı Devleti olmak üzere Avrupa’dan da farklı yapı ve şekillerdeki çinileri kedisinde barındırıyor. Bununla birikte camiye girdiğinizde sizi kubbede karşılayacak Osmanlı’nın yetiştirdiği usta hattalardan Yesarizade’nin ‘’esma-i hüsnası’’bir kuşak biçiminde kubbeyi çevrelemektedir.
SULTAN II.MAHMUT’UN EMRİ İLE YAPILAN BİRTAKIM DEĞİŞİKLİKLER
Deniz kenarında bir yapı olmanın avantajlı yönleri olmak ile birlikte elbette çeşitli zorluklarıda olacaktır. Sultan II. Mahmut dönemine gelindiğinde Beylerbeyi Camii zemini su almaya başlar. Son cemaat yeri olarak Su alan kısım Camii temelinde tehlike oluşturacak boyutlarda hal alması endişe vericidir. Bu durum üzerine Padişah ,Beylerbeyi Camii son cemaat yerinin değiştirilmesi devamında iki minarenin yıkılacak yerlerine yeni minarelerin yapılası karalaştırılmış, böylece tarihi yapı zarar görmekten kurtulmuştur.
HAMİD-İ EVVEL CAMİİ GEÇİRDİĞİ YANGINLAR VE RESTORASYONLAR
Caminin her bir satırında ve her bir karışında uzun uzun anlatabileceğimiz sanatsal ve edebi formlar binek taşı, muvakkithane, sıbyan mektebi, minber, vaaz kürsüsü, hünkar mahfili, mihrabın kabsar tacı, çinileri, çeşmeler, kapı üzerlerindeki hat levhaları gibi daha birçok sayabileceğimiz zarif detaylar bulunmaktadır. Cami 1969 yılında esaslı bir onarım görmüştür. 13 Mart 1983 gecesi bitişiğindeki İsmail Paşa Yalısı’nda çıkan yangın, caminin ahşap kubbesinin yanarak çökmesine neden olmuş ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek 29 Mayıs 1983 tarihinde tekrar ibadete açılmıştır. Cami en son 2014 yılında restore edilmiştir.
Camide kullanılan çinilerin İstavroz Sarayından getirilmiş oldukları bilinmektedir. Farklı
dönemlere ait çinilerin kullanıldığı camide İznik çinilerinin hakimiyeti söz konusudur.
Camide bulunan bütün çiniler sır altı tekniği ile fırınlanmıştır. Sadece mihrabın üstünde
bulunan lacivert renkli çiniler altınlanarak bir daha fırınlanmıştır.
HÜNKAR MAHFİLİ
Hünkar mahfelinin en ilgi çeken tarafı duvara resmedilmiş manzara resmidir. Sarı ve
yeşil tonlarının hakim olduğu bu duvar resmi, Topkapı Sarayı Harem Dairesi Valide Sultan
Yemek Odasında bulunan ve II. Mahmud dönemine tarihlenen manzara ile büyük benzerlik
göstermektedir.
I.ABDÜLHAMİD KİMDİR?
Yapının banisi Sultan I. AbdülhamidĶtir. Sultan I. Abdülhamid hakkında bahsedecek
olursak; Mehmed SüreyyaĶnın Sicill-i Osmani kitabına göre, III. AhmedĶin oğludur. 5 Receb
1137Ķde (20 Mart 1725) doğdu. 8 Zilkade 1187Ķde (21 Ocak 1774) tahta çıktı. 11 Receb
1203Ķde (7 Nisan 1789) vefat etti. Ömrü 66 yıl, saltanatı ise 15 yıl 8 ay 3 gün sürmüştür.
Naaşı Yeni Caminin yakınındaki türbesine defin olmuştur. İleri görüşlü, yardım sever, iyi bir
insandı. Saltanatı boyunca Avusturya ve Rusya ile savaşlar olmuş ve kendisi ordunun düzeni
ve ihyası için çalışmıştır. Rusya ile yapılan savaşta başarılı olmuş, zamanında yaşamış olan
zorbaları cezalandırmış ve Anapa ve Çerkezlerin devlete bağlanmasını sağlamıştır.
BeylerbeyiĶnde bir cami, mektep, hamam ve çeşmeleri, BahçekapıĶda bir sebil, imaret,
kütüphane, medrese, EmirganĶda cami ve hamam, MedineĶde bir medrese inşa ettirmiştir.
📌 MERAKLISINA NOT –
1. Mimar Mehmed Tahir Ağa’nın Çalkantılı Kariyeri
Mimar, 1761-1784 yılları arasında tam dört kez başmimar olarak atanmış ve görevden alınmıştır. Bu durum, Osmanlı sarayındaki bürokratik çekişmelerin ve mimarlık makamının ne kadar istikrarsız olduğunu gösteren somut bir örnektir.
2. Kubbenin Ahşap Olmasının Sebebi
Caminin kubbesi, ağır bir kagir (taş) kubbe yerine ahşap kasnaklı ve bağdadi sıvalı olarak inşa edilmiştir. Bunun nedeni olarak belgede, “denizden kazanılmış zemine fazla güvenilmemesi” gösteriliyor. Mimar, zemini sağlam olmadığı için bilinçli olarak daha hafif bir sistem tercih etmiş.
3. Minarelerin Külahları Zamanla Değişmiş
1880 yılında Abdullah Biraderler tarafından çekilen fotoğrafta minare külahları taş görünürken, 1924 tarihli bir başka belgede kurşun kaplı olarak tarif ediliyor. Bu değişimin büyük olasılıkla 1913 onarımı sırasında yapıldığı tahmin ediliyor.
4. 1913’teki Yanlış Onarım Camiye Zarar Vermiş
1913 senesinde yapıyı sağlamlaştırmak için rıhtıma beton kazıklar çakılmış, ancak bu kazıklar caminin temelinin su almasına, aşırı rutubete ve içindeki kalemişi süslemelerinin bozulmasına neden olmuştur.
5. 1964’te Rüzgâr Son Cemaat Yerini Yıkmış
1961-1964 yılları arasında minare çalışmaları sürerken, 1964 senesinde çıkan şiddetli bir rüzgâr sonucunda son cemaat yeri yıkılmış ve yeniden inşa edilmiştir.
6. Camide Çin Malı Çiniler Var
Camideki çinilerin bir kısmı Çin’den geliyor. 18. yüzyılda Hollanda Doğu Hindistan Şirketi ve İstanbul’daki Ermeni tüccarlar iş birliğiyle bu çiniler İstanbul’a getirilmiş. Aynı çinilerin benzerleri bugün Victoria & Albert Müzesi (Londra) ve Kahire Arap Müzesi’nde sergileniyor.
7. Sakal-ı Şerif Muhafaza Kutusu Günümüzde Kayıp
Eskiden vaaz kürsüsünün yanında, Topkapı Sarayı’ndakine benzer bir Sakal-ı Şerif muhafaza kutusu bulunuyormuş. Ancak bugün bu kutu yerinde değil – tarihî bir nesne kaybolmuş durumda.
8. Giriş Kapılarından Birinde Yusuf Suresi’nden Ayet Var
Yan kapıdan ana mekâna girişi sağlayan kapının üzerinde, Yusuf Suresi’nden “Ayrı ayrı kapılardan giriniz” anlamına gelen ayet yazılıdır.
9. Hünkar Mahfilindeki Manzara Resminin Bir Benzeri Sarayda
Hünkar mahfilindeki sarı ve yeşil tonlarındaki manzara resmi, Topkapı Sarayı Harem Dairesi’ndeki Valide Sultan Yemek Odası’nda bulunan II. Mahmud dönemi manzara resmiyle büyük benzerlik göstermektedir. Bu, caminin duvarında saray üslubunu taşıyan nadir bir örnek.
10. 1894 Depremi Camiyi Hırpalamış
1894 depreminde caminin ahşap kubbesi oynamış, yer döşemeleri, beden duvarları ve mahfiller ciddi hasar görmüştür. Cami defalarca depremle imtihan edilmiş.
11. 1820-1821’de II. Mahmud Kapsamlı Bir Tadilat Yaptırmış
II. Mahmud döneminde sadece minareler değil, aynı zamanda yeni bir hünkâr dairesi, mektep ve muvakkithane de yapılmıştır. Bu, caminin sadece onarım değil, aynı zamanda genişletildiği anlamına geliyor.
12. 1906’da Tüm Kurşun Kaplamalar Yenilenmiş
Caminin kurşun kaplamaları 1906 yılında baştan aşağı yenilenmiş. Bu, caminin sürekli bakım ve onarım gerektiren bir yapı olduğunu gösteriyor.
13. 1983 Yangınından Sonra Minber Zarar Görmüş
Yangın sırasında, maun ağacından fildişi kakmalı minber zarar görmüş, vaaz kürsüsü kurtarılmış ancak avize enkaz altında kalmıştır.
14. Baninin Hayır Eserleri Sadece İstanbul’la Sınırlı Değil
I. Abdülhamid’in yaptırdığı eserler arasında sadece İstanbul’dakiler değil, Medine’de bir medrese de bulunmaktadır. Ayrıca Bahçekapı’da sebil, imaret, kütüphane ve medrese gibi geniş bir külliye de inşa ettirmiştir.
KAYNAKLAR:
https://www.tarihi.ist/beylerbeyi-hamid-i-evvel-cami/
https://islamansiklopedisi.org.tr/beylerbeyi-camii-ve-kulliyesi–istanbul






















Cevap Yaz