Camilerin olmazsa olmaz süsü “vitray” ya da revzen-i menkuş”
Fahri Sarrafoğlu (İstanbul Seyyahı)
Bendeniz ilk Vitray ya da revzen-i menkuş ile ilk tanıştığımda sene 1976’da çok şaşırmıştım. Allah Allah güneş ışıklarını orkestra şefi gibi nasıl yönetiyor diye uzun süre Süleymaniye Caminin vitraylarını seyretmiştim. Sonradan öğrendim ki Süleymaniye Caminin vitrayları gerçekten önemliymiş ki Mimar Sinan bu süslü camlar için Cebrail as kanatlarına benzetiyor. Hadi bizde vitray neymiş, nereden gelmiş onu araştıralım. Vaktiniz varsa buyurun detaylara:
CEBRAİL AS KANATLARI VE SÜLEYMANİYE CAMİ
Sâî Mustafa Çelebi tarafından kaleme alınan, Mimar Sinan’ın eserlerinin anlatıldığı Tezkiretü’l Bünyan’da, Koca Sinan, bu pencerelerin camlarından giren ışıkları Cebrail’in kanatlarına benzetiyor ve şu ifadeleri kullanıyor: “Bu kutlu caminin eşi olmayan nakışlı camları, Hazreti Cebrail’in kanatları gibi her ışıkta ayrı bir renge giriyor, her an bahar ve süslü bir gülşen oluyordu. Billûr ışınları bukalemunun süsleri gibi türlü türlü renklere giriyordu.”
VİTRAY NE DEMEK?
Fransızca vitrifié “cam haline gelmiş, camlanmış” sözcüğünden alıntıdır. Sözcük Fransızca vitrifier “camlaştırmak” fiilinin +é ekiyle geçmiş zaman fiil sıfatıdır. Bu fiil Geç Latince vitrificare fiilinden evrilmiştir. Vitray kelime manası olarak Macarcadan gelmiştir. Osmanlı döneminde Macar ustalardan alınan bir sanat dalıdır. Vitray kelimesini sadece Türkler ve Macarlar kullanır. Rivayete göre cam Finikeliler tarafından tesadüfen bulunulmuştur. Daha sonra soğuk havalardan korunmak amacıyla beton yığınları içerisine yerleştirilerek kullanılmaya başlanılmıştır. Zamanın geçmesi ile cam, metal oksitler ile renklendirilerek kullanılmıştır. Bunların ilk vitray örneği olarak bahsedilmektedir.
GÜNEŞİN DOĞUŞUNU VE BATIŞINI YANSITAN CAM TEKNİĞİ
En doğru ışık gün ışığıdır. Güneşin doğumu ve batışıyla güneş ışınlarının açısına göre şekil değiştirip camın doku ve rengine göre ortaya çıkmaktadır. Vitray aynı kalmayışı ve sürekli değişmesi ile diğer cam sanatlarından üstün tutulmuştur. İlk cam yapımı Mısır’da üfleme aletinin icadıyla başlamıştır. Vitrayın ise yapılan araştırmalar sonucunda MS.1.yy’da kalıntılara ulaşılmıştır. Hristiyanlarda sadece dini yapılarda kullanılan bu cam sanatı dalı, Türklerde ise tüm yapılarda ve mekanlarda zenginlik, ayrı bir değer kattığı için kullanılmıştır.
REVZEN-İ MENKUŞ= NAKIŞLI PENCERE
Batı sanatında vitray adı verilen renkli cam sanatına bizim topraklarda “revzen-i menkuş” yani “nakışlı pencere” adı verilir. Kısaca da revzen denir. İslam mimarisinin mekânlarını tanımlayan, onun geometrik açıklığını ve entelektüel berraklığını ortaya çıkaran gün ışığıdır, ışığa anlam katan da Revzen-i Menkuş’lardır.
Orta Asya’da Türklerin yerleştikleri bölgelerde yapılan kazılarda cam parçaları ele geçmiştir. İran üzerinden gelirken Anadolu’ya getirdikleri bu sanatı geliştirdiler. Selçuklu mimarları, «şemsiye» denilen cam süslemeleri kullandılar.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde bir çok yapıda bu teknik kullanıldı. Bu nakışlı pencereler, normal pencere dizisinin üstünde oluyordu. «Kafa penceresi» denen bu nakışlı camlar, bitkisel ve geometrik şekillerle nefis bir bezeme biçimi oluşturuyordu. Bu camlardan süzülen ışıklar yapı içinde değişik yansımalar yapıyordu.
Osmanlı revzenlerinin en güzel örneklerini Süleymaniye, Rüstempaşa, Yeni Cami gibi büyük camilerde, Topkapı Sarayı, Hünkâr Kasrı v.b. saray, kasır ve yalılarda görebilirsiniz.
CAMA CAN VEREN SANAT : VİTRAY
Vitray, kısaca cam süsleme sanatı olup, renkli camların bir araya getirilerek çeşitli desenlerle birleşmesiyle oluşturulan bir sanattır. Teknik olarak genellikle renkli cam parçalarının kurşun dolgu malzemesiyle birleştirilerek lehimlenmesiyle yapılır.
Vitrayı var eden, ona anlamını veren şey camdır. Ham maddesi kum, kil ve toprak olan “cam” var olalı beri bahsedebiliriz bu sanattan. Oldukça eski bir geçmişe sahip olan ve “ışıklı cam resmi” diye de adlandırabileceğimiz vitray, 7. yüzyıldan sonra Türkler tarafından kullanılmış ve sanat değeri yüksek eserler ortaya konmuştur.
BİNLERCE YILDIR KULLANILAN BİR SANAT
Vitray sanatının ilk öncüllerini Romalıların ortaya koydukları düşünülmektedir. Pompei, Hergulariom, Arezya, Strazburg, Manyas, Trev ve Roma’da yapılan kazılar sonucu ele geçen parçalar, vitrayın M.S. 1. yüzyıldan beri yapılmakta olduğunu ortaya koymuştur. Arapların 7. yüzyılda Bizans’tan bu tekniği daha çok tezyini motiflerde kullanmak üzere aldıkları ve daha çok alçı ile camların birleştirilmesine gidildiği bilinmektedir.
Vitray sanatı tarihinin Antik Çağ’a kadar uzandığı tahmin edilmektedir. En eski boyalı vitray örnekleri ise 9 ve 10. yüzyılda bulunmuştur. 11. yüzyılda dini yapılarda görülmeye başlanmış, takip eden birkaç yüzyıl dini yapılarda popüler bir şekilde uygulanmış, sonraları dini yapıların dışında da uygulamalar popülerleşmiştir. 12. yüzyıla ait çok sayıda vitraya, Almanya’da (Frankfurt Müzesi’nde), Avusturya’da, İsviçre’de, İngiltere’de ve özellikle Fransa’da rastlanmaktadır. Dizon’da bulunan Saint-Benigne Kilisesi ve Reims Kilisesi’nde bulunan vitraylar dönemin önemli örneklerindendir.
Türk Vitray Tarihi
Anadolu’ya gelip yerleşen Selçukluların cam eşyayı da beraberlerinde getirdiği bilinmektedir. Selçukluların cam işlerindeki ustalıkları, günümüzde Selçuklulara ait yapıların pencerelerindeki bazı izlerden anlaşılmıştır. 13.-11. yüzyıllarda Mezopotamya’nın cam teknolojisindeki üstünlüğü Selçuklu Türklerinin de bu konuya ilgi ile yaklaşımını sağlamış ve Selçukluların bu döneminde cam tabakların ve yapılarda alçı kafes içinde yer alan renkli camların kullandığı görülüştür.
Avrupa’da cam aralarına birleştirici olarak kullanılan kurşun, Osmanlı döneminde alçı olarak kullanılmıştır. Buna örnek verilecek olursa 16.yüzyıldan itibaren başlayarak örneklendirmek gerekir, Şehzade Türbesi, Süleymaniye Camiii, Selimiye Camii, Mihrimah Sultan Külliyesi, Topkapı Sarayı 3.Murad Köşkü ve yine Topkapı Sarayı içinde bulunan Harem Dairesi dönemin en güzel örnekleri olarak gösterilebilir.
Osmanlılar döneminde 17. yüzyılda İstanbul’da Eğrikapı ve Tekfur Sarayı arası ile Bakırköy’deki cam atölyelerinde üretilen cami kandilleri üstün bir sanatı yansıtıyordu. Osmanlı devletinin ilk döneminde önemli konulardan birisiydi kandiller. Çünkü bu dönemde cam, tepedeki ışıktır. Yani kandildir, tepe penceresidir. Tepedeki ışık da sembolik bir simgeydi. Binalarda, saraylarda, camilerde tepedeki ışığa büyük emek sarf edilmiştir. O dönemde gerçekten ciddi bir camcılık rekabeti de vardı. Bunun en ilginç örneği yürüyen cam fırınıdır. Topkapı Sarayı dönemi böyle bir camcılık olarak bugünkü Kapalı Çarşı ve çevresinde büyük bir endüstri yaratmıştır. Topkapı Sarayı döneminin dünya camcılığına armağanı tepe pencereleri, renkli cam pencereler ve kandiller gibi ürünlerdir. Yine bu dönem Osmanlı camilerinde yer alan alçı çerçeveli renkli cam uygulamalı kafes pencereleri, cam, ışık ve mekân üçlüsü en iyi şekilde bütünleşmiştir.
KAYNAKÇA
http://dspace.akdeniz.edu.tr/bitstream/handle/123456789/3449/T04622.pdf?sequence=1&isAllowed=y
http://www.turktarim.gov.tr/Haber/234/-isigin-cam-ile-dansi-vitray-
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/397082
https://www.penn.museum/documents/publications/expedition/PDFs/49- 2/Bass.pdf
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1183162
https://www.aysebayvas.com.tr/post/revzen-i-menku%C5%9F






















Cevap Yaz