Fahri Sarrafoğlu(İstanbul Seyyahı)
İstanbul’da bulunan dokuz kaleden biri olan Garipçe kalesi hakikaten adı gibi garip kalmış. İstanbul’un kalelerini gezmeye devam ediyoruz. İstanbul’un bugüne kadar surlarını biliyorduk ama surları kadar önemli olan kaleleri de hem değerli hem de bizim için emanet. İşte Garipçe Kalesi’nin hikayesi:
BOĞAZIN EN CEFAKâR KALESİ
Günümüze kadar sağlam gelen, Sultan III. Mustafa döneminde (1757-1774) inşa edilen ve bir dönem Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kullanılan Garipçe kalesi iki denizi birbirinden ayıran özelliği ile eşsiz bir tarihi eserdir. Bu eser maalesef uzun bir dönem bakımsız kalmış ve hatta 20’yüzyılda birçok niteliksiz müdahaleler sonucu yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Bu tehlikenin gerçekleşmemesi için, 2022 yılında restorasyon çalışmaları başlatıldı.
*İSTANBUL BOĞAZINDAKİ KALELERİN ÖNEMİ *
Dünya’nın denizyolu ile ulaşım ağında kilit noktalarından biri olan İstanbul Boğazı birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Kenti korumak için çağlar boyunca Boğaz Kıyıların da birçok savunma yapısı inşa edilmiştir. Başka bir değişle, Boğaz’ın korunması her iki yakadaki kalelerle sağlanıyordu. Mevcut olan kaleler yetersiz bulunduğundan Boğaz’ın Karadeniz’e açılan kısmına yakın mevkilere yeni kale ve istihkamlar yapılmıştır. Boğaz’a yeni kaleler yapılırken eski istihkamların tamir ve donanımına da özen gösterilmiştir. Boğazda yeni inşa edilen kalelerin yapımında Osmanlı Devleti hizmetinde bulunan Avrupalı uzmanların bilgi ve tecrübelerinden yararlanılmıştır. Bu yapılardan bazıları günümüze kadar ayakta kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında düşmana geçit vermeyen Sarıyer’de bulunan Garipçe kalesi de bu kalelerden biridir.
BOĞAZIN ÜÇÜNÇÜ KALESİ
Garipçe Kalesi Boğaz’ın yakasında Rumeli kavağı ve Rumeli feneri arasında, Anadolu yakasındaki Poyraz Kalesinin karşısındadır. Kilyos ve Rumeli Feneri kalelerinden sonra Garipçe Kalesi boğazın üçüncü kalesidir. Yapılma amacı, düşmanların boğazdan geçişini engellemektir. Kale, uzun yıllar boyunca bu görevi yerine getirmiştir. Boğaza hakim bir tepede ve kayalıklar üzerinde olduğu için hem işgal edilememiş hem de düşman geçişlerini önlemiştir. Surlarda kısa aralıklarla burçlar bulunmakta. Ayrıca duvar boyunca belirli aralıklarla konulmuş, küçük boyutlu ve beşik kemerli gözetleme pencereleri bulunuyor. Bulunduğu konum bakımından kale, hem İstanbul Boğazını hem de Karadeniz’e seyir manzarasını sunuyor.
*YAĞMURLARDAN ETKİLENEN GARİPÇE KALESİ *
1773 Mart’ında Sadarete sunulan bir takrir ile Garipçe ve Pilav burunlarına inşa edilen kalelerde ihtiyaç duyulan tulumba, hortum, yangın söndürmede kullanılan meşk denilen su kabı, örtü, sakalar için kova, semer ve kantarma ile iki adet yamağa ihtiyaç duyulduğu ifade edilmiştir. İhtiyaç duyulan malzeme ve iki yamağın verilmesi hususu Defterdar’a havale edilmiştir. İşlemlerin tamamlanmasıyla talep edilen yamak ve malzemeler 18 Mart 1773 tarihinde kalelere gönderilmiştir. Yapımı uzun süren Garipçe Kalesi zaman ve hava koşullarından dolayı zarar görmüştür. Su haznesi sağlam yapılmadığından su tutmadığı gibi su haznesi tahrip olmuştur. Yine kayıkların muhafaza için bir kayıkhane yapılmamış olduğundan devletin verdiği kayıklar açıkta kalmış ve yağmur suları altında kalması sonucunda çürümeye yüz tutmuştur. Tüm bu aksaklıkların giderilmesi için Mimar Ağa tarafından keşif yapılmasına ihtiyaç duyulmuş. Mustafa Ağa’nın müracaatı üzerine gerekli teftişlerin yapılması için Mimar Ağa görevlendirilmiştir. Bu teftişler o zamanlar işe yaramış olsa dahi bir zamanlar tarihin en önemli kalelerinden biri olan Garipçe Kalesinin, kaderine terk edilmesi sonucunda oluşan çöp dağları ve üzerine yazılan yazılar nedeniyle kale harabe haline gelmiştir.
GARİPÇE KÖYÜ HAKKINDA BİLGİLER
Eski adı Gypopolis olan Garipçe Köyü, mitolojik bir destan olan Argo Gemicilerinde kahramanlara Karadeniz’e çıkmanın yolunu gösteren efsanevi kral Phineus nedeniyle ünlüdür.
Yunan asıllı yazar Skarlatos
Byzantios(1798-1878) Bizans İmparatorluğu Devri’nde Garipçe de Tarasios adlı bir manastırın bulunduğunu söylemektedir. Her ne kadar Garipçe Köyü’nden birkaç ev diye bahsedilen yayınlar varsa da, köyün arkasındaki mezarlıkta 1787 ve 1812 yıllarına ait taşların bulunmasından yola çıkarak en az 140 yıllık bir yerleşme olduğunu ve birkaç evlik, küçük bir yerleşim olmadığını söylemektedir. 1925 yılına kadar köyde namazın, kale içindeki camide kılındığı bilinmektedir. 1838 tarihli Boğaziçi haritasında Garipçe Kalesi’nin 100 zira-i Osmani ölçekli planı bulunmaktadır.
KAYNAKÇA
Karadağ, Evrim Reyhan(2003) “Rumelifener Kalesi Restarasyon Projesi” İstanbul, ss.27
https://tr.wikipedia.org/wiki/Rumeli_Feneri_Kalesi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2374510
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3207077
https://dergipark.org.tr/en/pub/tda/issue/70380/1103526


















Cevap Yaz