Fahri Sarrafoğlu(İstanbul Seyyahı)
Bostancı Marmaray İstasyonundan çıkarken gözümüz kenarda kalmış bir köprüye takıldı. Böyle var ile yok arası bir köprü. Allah Allah baktık ki bu Osmanlı köprülerinden niye kenarda kalmış adeta Külkedisi masalındaki gibi üvey evlat muamelesi görüyor. Köprünün hikayesini araştırdık ve çok çok önemli bir köprü olduğunu öğrendik. Meğer bu köprü Bostancıbaşı Köprüsü imiş ve aynı zamanda İstanbul’a girmek için buradan vize geçtiğiniz en önemli yermiş. Vizeniz yani “Murur Tezkiresi” yoksa İstanbul’a giremiyordunuz. Keşke bugün de böyle bir köprü olsa değil mi? İşte detaylar:

İSTANBULUN İLK SINIR KAPISI
Bostancı deresi Osmanlı idaresi sırasında şehrin sınırını teşkil ediyor, Anadolu’ya uzanan en önemli sefer ve kervan yolu bu noktadan başlıyordu. Devletin başşehrinin giriş çıkışları bostancıbaşının kontrolünde olduğundan burada bir de bostancı derbendi (karakol) kurulmuştu. XIX. yüzyılın ortalarına kadar Anadolu’dan İstanbul’a gelenler incelemeden geçirilir ve şehre girecek olanlarda “mürur tezkiresi” aranırdı.
BİZANS DÖNEMİNDE DE ÖNEMLİ BİR NOKTAYDI
Bostancı, Osmanlı devrinde olduğu gibi Bizans devrinde de özel bir öneme sahip karşılama ve uğurlama menziliydi. Poleatikon adı verilen bu kasaba, limana ve bir yazlık saraya sahipti. Deniz aşırı seferlerden dönen imparatorların ilk uğradığı ve İstanbul’daki saraylarına geçmeden önce dinlendikleri yerdi. Osmanlı devrinde XVI. yüzyılda dere üstüne yaptırılan üç gözlü köprü bir bakıma şehrin sınırını da belirliyordu.
BAŞKA KONTROL KÖPRÜLERİ DE VAR
Böyle kontrol merkezleri Küçükçekmece Köprüsü ile Göksu deresinin başında da vardı. Bostancıbaşı Köprüsü’nün yanına bir karakolhâneden başka bir çeşme ile bir de namazgâh yapılmış ve bunları gölgelemeleri için sonradan her biri birer ulu ağaç olan fidanlar dikilmişti. Çeşmenin kitâbesinde köprünün adı Cisr-i Derbend olarak geçmektedir. Eski Şam-Bağdat yolu üzerinde önemli bir menzil yeri olan Bostancıbaşı Köprüsü’nün çevresi de sefer sırasında ikmal malzemesinin toplandığı bir yerdi. 1730 tarihlerine ait bir belge, köprübaşındaki araziden nelerin ne miktarda toplandığını gösterir. Silâhdar Fındıklılı Mehmed Ağa’nın bildirdiğine göre 1121 yılı Cemâziyelâhirinde (Ağustos 1709) vuku bulan şiddetli bir fırtınada yağan yağmur ve dolu neticesinde taşan dere, köprünün yıkılmasına sebep olmuş, sonra sadrazamlığa yükselen Bostancı Hacı Halil Ağa yeniden ve daha güzel olarak yaptırmıştır.
İSTANBUL İÇİNDE NADİDE BİR KÖPRÜ BAŞKA ÖRNEĞİ YOK
Bostancıbaşı Köprüsü, âbidevî Türk köprü mimarisinin İstanbul içindeki tek örneğidir. Tamamen kesme taştan inşa edilen üç gözlü köprünün ortası yüksektir ve bu kısmın menba tarafında mihrap biçiminde kitâbe köşkü bulunur. Dışarıdaki konsollara oturan köşkün kitâbe yeri boşluğunun üstü, son tamirde kötü bir biçimde yapılan tomurcuklu bir taçla süslenmiştir. İki başında, tepelerinde kavuk biçiminde birer topuz bulunan ikişerden dört baba vardır (biri şimdi noksandır). Köprünün iki yanında 50 cm. yüksekliğinde taştan korkuluklar bulunur. 37,50 m. uzunluğunda ve 6 m. genişliğinde olan köprünün orta göz açıklığı 6,40 m., yan gözlerinin açıklığı ise 4 metredir. Bunların her üçü de sivri kemerli olup orta gözün iki yanında mahmuzlar (sel yaran) vardır. Mahmuzlardan menba tarafındakiler üçgen, mansap tarafındakiler beşgen şeklindedir.
KÖPRÜ KANLI BİR OLAYA DA SAHNE OLDU
Evliya Çelebi’nin yazdığına göre 1651’de kanlı bir olaya sahne olmuştur. Melek Ahmed Paşa’nın sadâreti sırasında Anadolu’da ayaklanan Celâlîler Kara Abdullah Paşa tarafından mağlûp edilip esir alınanlar İstanbul’a getirilirken tam Bostancıbaşı Köprüsü’nün önünde sadrazamdan, ele geçirilen âsilerin derhal idam edilmesi için emir gelmiştir. Fakat Abdullah Paşa’nın adamları âsilerin canlarının bağışlanmasını rica ederek, “Bir alay maldan, rızıktan ve ırzdan ayrılmış garîbü’d-diyâr, bî-dâr mahlûk-ı Hudâ’yı kırdırmayız, der-i devlete götürürüz; ümîddir ki her biri birer takrîb ile halâs ola” demişler ve bunun üzerine esirlerden bazıları çevredeki bostanlar içine saklanmış, birçoğu da kıyafetleri değiştirilerek serbest bırakılmışlardır. Bu arada Evliya Çelebi de serdara rica ederek altı kişiyi âzat ettirmiştir. Fakat ayaklanmanın elebaşılarından Dasnik Emirze (Mirza) ile Hanîfî Halife ve kırk kadar adamları köprünün yanında idam edilerek başları İstanbul’a götürülmüş, gövdeleri ise köprübaşında gömülmüştür
https://islamansiklopedisi.org.tr/bostancibasi-koprusu
https://www.gazetekadikoy.com.tr/yazarlar/emre-musazlioglu/istanbulun-kapisi-bostanci











Cevap Yaz