Yıllardır İstanbul’u gezerken söylediğim bir şey vardı beni tanıyanlar bilir, hep şöyle derdim: ” Osmanlı’nın son dönemlerinde mimar Sinan gibi bizim içimizden , yaptığı eserlerde bizim geleneklerimizi, kültürümüzü yansıtan bir mimar sayısı keşke daha çok olsaydı. Cumhuriyet döneminin hemen başlarında Mimar Kemalettin, Vedat Tek gibi işlerini titizlik ile yürüten mimarlarımız çok şükür ki olmuştur. İşte bu usta mimarlarımızın yanına ekleyebileceğimiz, işini ustaca yapan, aynı zamanda başından geçen olaylar ile de mücadeleci kimliği ile de ön plana çıkan ve başta da söylediğim gibi eserlerinde geleneklerimizi Cumhuriyetin ilk yılları ile birlikte yapılara yansıtan bir mimardan bahsedeceğim bugün. Usta mimar Arif Hikmet Koyunoğlu bu yazımızın konusu . İşte detaylar:
SOYU KANUNİ DÖNEMİNDEN İBRAHİM PAŞA’YA DAYANIYOR
Aslen Malatyalı Koyunoğlu ailesinden olan Hikmet Koyunoğlu, 1889 yılında İstanbul’da doğar. Büyük büyük dedesi ile soyunun Kanuni ile birlikte Belgrad’ı fethetmek üzere tüm aşireti ile seferber olan İbrahim paşaya dayandığı bilinen Arif Hikmet’in eğitim hayatı, kadı olan babasının görev yaptığı Gebze’de başladı. Daha sonra İstanbul ‘ a dönen Koyunoğlu , burada Aksaray’da özel Mekteb-i Osmaniye’de ilk ve ortaokul eğitimini tamamladı. Lise eğitimini saygın kurumlardan İstanbul Vefa Lisesinde devam etmeye başlayan Arif Hikmet ,bu dönemde henüz 14 yaşında iken babasının vefatı üzerine geçim sıkıntısına düşen ailesine yardım etmek için çalışmaya başlar.
ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ VE FOTOĞRAFÇILIK BİRLİKTE
Resim öğretmeni Ali Rıza Hoca’dan resim ve Almanca dersleri de alan Hikmet , yine hocasını tavsiyesi ile mimarlık eğitimi için Sanayi-i Nefise Mektebine girmek üzere 1908 yılında açılan imtihanlara katılır ve birincilik ile burada eğitim almaya hak kazanır .Mimarlık eğitiminin yanı sıra önceden çeşitli kırtasiye malzemeleri almak için gittiği sadık beyin dükkanında gördüğü fotoğraf makinesi küçük Hikmet’in ilgisini oldukça çeker ve bu merakı onu ilerde meslek olarak fotoğrafçılık da yaparak geçimini sağlayabilmesinin önünü açacaktır.1910 yılında İstanbul’da Cağaloğlu’nda ilk Türk fotoğrafçı Giritli Rahmizâde Bahaddin Bey’in açmış olduğu fotoğrafhanede hem bir süre çalışır hem okuluna devam eder. Sonrasında ise Askerlikten İstanbul’a döndüğünde yapacağı ilk iş fotoğrafçılıktır. İlk fotoğrafhanesini Bâbıali Caddesi’nde “Yer Altı Fotoğrafhanesi” adı ile açar. Arif Hikmet Koyunoğlu, 1919 yılında İleri gazetesinde foto muhabiri olarak mesleğini sürdürecektir.

HEM BALKAN SAVAŞINDA HEM DE I. DÜNYA SAVAŞINDA CEPHEDE GÖREV ALIYOR
1912 yılına gelindiğinde Balkan savaşlarının başlaması ile savaşlara katıldı Savaşların sona ermesinin ardından 3. Sınıfta bıraktığı mimarlık eğitimini tamamlamak üzere kollarımı sıvadı ve 1914 yılında eğitimini tamamlayarak kendisine bir yazıhane açtı. Mimarlık işlerini yürütürken Bu defa I. Dünya savaşının patlak vermesi ile 1915 yılı itibari ile askere alınan Arif Hikmet Koyunoğlu ,Kafkas cephesinde askere gönderildi. Dört yıl boyunca başta Erzurum olmak üzere çeşitli cephelerde kayakçı olarak yaptı hatta Sarıkamış harekatına katılan 30.000 kişiden 216 kişi sağ kalır ki, bunlardan biri de Arif Hikmet’ti.
SAVAŞIN SONA ERMESİ,ÖNCE İSTANBUL SONRASINDA ANKARA
Savaşın sonra ermesi ile birlikte tekrardan İstanbul’a dönen Arif Hikmet’in mevcut şartlar ile birlikte mimarlık mesleğini İstanbul’da sürdürebileceğini düşünemez ,işgalciler ile de mücadele etmesine rağmen 1921 yılında milli mücadelenin merkezi Ankara ‘ya taşınır. Burada yazıhanesini açarak inşaat çalışmalarına başlar.
HAYATINDA ÖNEMLİ BİR DÖNÜM NOKTASI OLUYOR ANKARA
Ankara Arif Hikmet Koyunoğlu’nun profesyonel anlamda zirve yapmaya başladığı dönemdir. Ankara’da çok önemli anıtsal yapıların mimarlık ve ustalığını üstlenir. Eserlerinde yansıttığı üslup olarak Yeni bir Türk modern mimarisi olması gerektiğini, Ankara’nın yeni hükûmet merkezi olduğunu ancak bu şehrin İstiklâl Savaşı’nın kahramanlarının sağladıklarını bilen, anlayan Türk sanatkârların yapması gerektiğini söyleyen belirtir . Ayrıca “Bize asrın bütün düşünce ve ihtiyaçlarına cevap verecek, ruhlarımızı okşayacak bir modern mimari lazımdır. Fakat bu modern mimari, diğer milletlerin taklitçiliğini değil, yurdumuza, Türklüğe özgü bir mimari olmalıdır. Bize orijinal bir modern Türk mimarisi lazımdır.” Sözleri ile hem geleneği yansıtan hem de özgün bir Türk mimari anlayışını savunduğunu görüyoruz. Koyunoğlu’nun Ankara’daki en önemli eserleri arasında Etnografya Müzesi, Türk Ocağı Binası, Himaye-i Etfal Cemiyeti Binası, Adliye Binası, Büyük Otel, Hariciye Vekâleti, Lâtife Hanım Okulu binaları ve Maarif Vekâleti binaları başta gelir.

Arif Hikmet Koyunoğlu’nun Ankara’da her bir parçası ile ayrıntılı olarak ilgilendiği, gece gündüz, soğuk sıcak demeden büyük bir sevgi ve aşkla inşa ettiği yapılar arasında Ankara Türk Ocağı binası ayrı bir yer tutar. Yapının inşaatına 21 Eylül 1925 yılında başlanmış ve 18 ayda tamamlanmıştır.
ATATÜRK İLE İLGİLİ HATIRATINDA YER ALANLAR
Ankara Arif Hikmet’in Atatürk ile görüşmeler gerçekleştirdiği ,çeşitli planlamalar yaptığı yer de oldu aynı zamanda ve bu görüşmeler usta mimarın anılarında yer almaktadır. Bu görüşmelerin birinde Türk ocağının ikinci katını yapmakta olduğu sırada denetim ve ziyaret için Atatürk’ün şantiye ye gelişimden , kış gününde bardak bulamayan işçiler ile birlikte Atatürk’ün tahta kaşık ile tencereden çay içtiklerini anlatır.
Arif Hikmet Koyunoğlu’nun Atatürk ile anılarından biri de Nevşehir Hacı Bektaş Veli Türbesinin tamiri ve ek bina yapımı sırasındadır. Atatürk, yapının onarım ve ek bina projelerini inceler ve yanlış olduğunu düşündüğü bazı uygulamalar konusunda Arif Hikmet’e çeşitli konularda uyarır.
VE İSTANBUL’A YENİDEN DÖNÜŞ
Millî mimarlık anlayışının öncülerinden Mimar Kemalettin 1927 yılında ölür, Mongeri 1928 yılında, Mimar Vedat 1930 yılında akademi görevlerinden ayrılır ve 1935 yılında da Koyunoğlu tekrar İstanbul’a döner ve burada Minerva Handa bir büro açar. 77 yaşına kadar mimarlık ve inşaat faaliyetlerini sürdürür. Bu dönemde Türk Yurdu, Mimarlık ve Hâkimiyet-i Milliye, Yedigün gazeteleri gibi süreli yayınlarda mimarlıkla ilgili yazılarını yazmaya devam eder.
SON YAZILARI VE VEFATI
Açılan uluslararası yarışmada birincilik alması üzerine 1930-1934 yılları arasında Bursa’da Tayyare Cemiyeti Tiyatro ve Sineması’nı inşa eden Koyunoğlu, bu yapıyı tamamladıktan İstanbul’a yerleşti, eski yapıtların onarımı ve ev-apartman inşaatları ile uğraştı, dönemin ileri gelenlerinin evlerini yaptı. 1981 yılında kendisine Atatürk Sanat Armağanı verilen sanatçı 1982 yılında öldü.
Arif Hikmet, İstanbul’da Galata’da Minerva Handa bir büro açmış ve 77 yaşına kadar mimarlık ve inşaat faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu dönemde Türk Yurdu, Mimarlık ve Hâkimiyet-i Milliye, Yedigün gazeteleri gibi süreli yayınlarda mimarlıkla ilgili yazılar ve anılarını yazar. Koyunoğlu’nun Mimarlık Dergisi’nin 1982 yılında yayınlanan “En Dinç Mimardan En Genç Mimara” ve “Mimar Sinan’ı Anarken” başlıklı yazıları son yazılarıdır.

Koyunoğlu, Erzurum, İstanbul, Ankara, Bursa, Eskişehir, İzmir, Kütahya başta olmak üzere Balkanlar ve Anadolu’nun birçok yerinde anıtsal özel ve kamu yapıları, hatıra anıtlar, ticaret yapıları, dinî yapılar inşa etmiş ve tarihi yapıların onarımlarına imza koymuş milli mimarlığa, sanata yön veren, ömrünü bu anlayışa adamış öncülerden biridir.
“En Dinç Mimardan En Genç Mimara” ve “Mimar Sinan’ı Anarken” başlıklı yazıları 1982 yılında dergilere yazdığı son yazıları olan Üretken mimar Arif Hikmet Koyunoğlu, 27 Temmuz 1982 yılında İstanbul’da arkasında birçok kalıcı eser bırakarak Dünya’ya veda etti. Kabri annesi ve eşi için çizimlerini kendisinin yaptığı İstanbul Şişi’de bulunan Feriköy Mezarlığındadır.
MERAKLISINA DETAYLI BİLGİLER:
İstanbul’da Son Yılları Hem Türk Ocağı binası için hem de Tayyare Sineması için parasını alamadığını iddia eden Koyunoğlu İstanbul’a taşınır2 . Maddi zorluklar nedeniyle mimar arkadaşı Hüsnü Bey’in yaptığı apartman inşaatında usta olarak çalışmaya başlar. Yine aynı arkadaşının Arnavutköy tepesindeki köşkünü tamir eder. Ustalık yaptığı yıllarda mimar kimliğini gizler ve kendini “Boyacı Ahmet Usta” olarak tanıtır (Koyunoğlu, 1972-1982: 281-285)
Koyunoğlu’nun, mimarlık üzerine toplam 45 metni bulunur. Bunlardan, 30 tanesi mimarın kendisi hayattayken yayınlanır, geri kalan metinler ise, tezin giriş bölümünde de belirtildiği gibi, ölümünden çok sonra, mimarın mektupları, anı notları ve muhtelif biyografik belgeler ile birlikte derlenerek kitaplaştırılır. Mimarın ilk yayınlanan metni 1927 yılına tarihlenen “Milli Mimari ve Modern Stil” başlığını taşır ve dönemin ulusalcı yayını Hakimiyet’i Milliye Gazetesinde yayınlanır. Hayattayken yayınlanan son metni ise, 1984 yılında Mimarlar Odası’nın yayını olan Mimarlık Dergisi için yazdığı “Türk Mimarisinde Çini Sanatı ve Bezemeleri” başlıklı kısa tarihsel değerlendirmedir.
Kaynakça:
ÖZGE LALE YÜKSEK LİSANS TEZİ Mimarlık Anabilim Dalı Mimarlık Tarihi ve Kuramı Programı
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/arif-hikmet-koyunoglu-1889-1982/
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/arif-hikmet-koyunoglu-1889-1982/
https://arhm.ktb.gov.tr/artists/detail/2404/arif-hikmet-koyunoglu-1888-1982











Konya’daki Koyunoğlu Müzesi nedir acaba?
O müze farklı Ali bey