İSTANBUL’UN TAŞLARINDA Kİ SAKLI HAZİNE

Fahri Sarrafoğlu (İstanbul Seyyahı)
Fotoğraf: Muharrem Arslan /Fevzi Akargül

Hani derler ya İstanbul’un taşı toprağı altın. Evet, gerçekten altın. Mezar taşlarımızdan tutun da çeşme, cami kitabelerine kadar özenle işlenmiş hat eserleri ile donatılmış taşlarımız altın değerinde. Yurt içinde belki kıymeti bilinmiyor ama yurt dışında o kadar rağbet görüyor ki biz kıymet bilmesek bile çoğu kaçırılıyor ve müzelerde sergileniyor. İstanbul’un cami kapılarında, çeşmelerinde ve türbelerinde ustalıkla işlenmiş yazılar, Osmanlı hat sanatının zirvesine işaret ediyor. Bu zarif satırların ardında ise bir isim öne çıkıyor: Hattat Sâmi Efendi. İşte detaylar:

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde yüksek lisans tezini tamamlayan Fatma Zehra Ülker, “Hattat Sâmi Efendi’nin İstanbul’daki Kitâbeleri” başlıklı çalışmasında bu büyük hattatın izini sürdü. Tez, Sâmi Efendi’nin İstanbul genelindeki mimari yapılarda yer alan celî sülüs ve celî nesta‘lik hatlarıyla yazılmış kitâbelerini sistematik biçimde belgeleyerek bir ilke imza attı.

Taş Üzerine Kazınmış Zarafet

İstanbul’un dört bir yanına serpiştirilmiş 32 mimari kitâbe ve birkaç mezar kitâbesi incelenerek bu değerli hazineler gün yüzüne çıkarılmış. Bazı kitâbeler, sadece dini mesajlar değil, aynı zamanda sanatsal bir ihtişam da taşıyor. Kapalıçarşı’nın Fesçiler Kapısı üzerindeki celî nesta‘lik yazı, günümüzde erişilmesi güç bir estetik seviyeyi temsil ediyor. Aynı şekilde, Valide Sultan Çeşmesi’ndeki celî sülüs kitâbe, Sâmi Efendi’nin hat dehasını ortaya koyan nadide örneklerden biri olarak öne çıkıyor.

Cami Kapılarında Dua ve Estetik Buluşması

Şehzade Mehmed Camii’nin batı kapısındaki kitâbe, Kur’an’dan “İnne’s-salâte kânet ale’l-mü’minîne kitâben mevkûtâ” ayetiyle karşılıyor ziyaretçilerini. Namazın vakitli bir farz olduğunu hatırlatan bu ayet, aynı zamanda harim girişine konumlandırılarak metin mekân ilişkisinin zarif bir örneğini sunuyor.

Benzer şekilde Zihni Paşa Camii’nin mihrabında, “Fevelli vecheke şatra’l-mescidi’l-harâm” ayeti işlenmiş. Mihrapta yer alan bu ifade, kıbleye yönelmenin önemine atıf yaparken, sanatla dini bütünleştiren bir hat kompozisyonuyla sunulmuş.

Çeşmelerdeki Kur’an Mührü

Kitâbelerde yer alan metinler yalnızca mimari estetik değil, aynı zamanda İslami mesajların taş üzerinde hayat bulduğu belgeler olarak da önem taşıyor. Kısıklı Meydan Çeşmesi üzerinde yer alan “Ve cealnâ mine’l-mâi külle şey’in hayy” (Her canlı şeyi sudan yarattık) ayeti, çeşme mimarisiyle anlamlı bir bütünlük oluşturuyor.

Mezar Taşları Sessiz Sanat Galerileri

Sâmi Efendi’nin mezar kitâbeleri de göz ardı edilmemeli. Özellikle Kıbrısîzâde İsmail Efendi’nin mezar taşı, Eyüp’teki Sünbül Efendi Haziresi’nde zarafet ve hüznü birleştiren bir sanat eseri olarak dikkat çekiyor. Her bir mezar taşı, Osmanlı toplumunun sanata verdiği önemi, ölüm kavramıyla estetik arasında kurduğu bağı gözler önüne seriyor.

Koruma Çağrısı Orijinaline Sadakat Şart

Tez çalışmasında ayrıca günümüzde bazı kitâbelerin yok olduğu, bazılarınınsa özensiz restorasyonlarla özgünlüğünü kaybettiği belirtiliyor. Özellikle cami içi veya saçak altı gibi korunaklı alanlarda yer alan kitâbeler orijinalliğini korurken, dış etkilere açık olanlar için acil koruma önerisi getiriliyor.

İşte bu dikkat çekici tezden seçilen bazı öne çıkan kitâbe örnekleri:

Topkapı Sarayı’ndaki Celî Sülüs Hadis Kitâbesi, Efendi’nin erken dönem eserlerinden biri. Sarayın bir bölümüne yerleştirilmiş bu kitâbe, mimariyle tam bir uyum içinde. Ne yazık ki hangi yapıya ait olduğu net olarak tespit edilememiştir.

Kantarcılar Camii ana giriş kapısında yer alan kitâbe, klasik celî sülüs üslubuyla yazılmış. Kitâbe zemini açık renk mermer üzerine siyah boya ile belirginleştirilmiş olup yazıdaki istif dengesi oldukça çarpıcıdır.

Râmi Camii kitâbesi ise caminin sonradan yıkılması nedeniyle günümüze ulaşamamıştır. Ancak bu eser, Efendi’nin imzasının yer aldığı belgelerde kayıtlıdır.

Gazi Atik Ali Paşa Camii’nin cümle kapısı kitâbesi, dikkat çekici büyüklüğü ve metin seçimiyle ön plana çıkıyor. “İnne’s-salâte kânet ale’l-mü’minîne kitâben mevkûtâ” ayeti hem anlamı hem de yerleştirildiği konum itibarıyla son derece anlamlıdır.

Kapalıçarşı’nın üç farklı kapısındaki kitâbeler, Efendi’nin ustalığını şehir mimarisiyle nasıl bütünleştirdiğini gösteriyor. Nûruosmaniye, Fesçiler ve Beyazıt kapılarında yer alan bu yazıtlar; üç farklı celî hat üslubu, üç farklı yüzeyde aynı ahengi yansıtıyor. Özellikle Fesçiler Kapısı’ndaki celî nesta‘lik yazı, hat sanatında estetik doruklardan biri olarak değerlendiriliyor.

Şehzade Mehmed Camii’nin batı kapısı üzerindeki kitâbe, yukarıda da belirtildiği gibi namazın vakitli farz olduğuna dair ayetle bezeli. Bu ayetin kapıya yerleştirilmesi, ziyaretçiyi ibadet ciddiyetiyle karşılayan sembolik bir eşiğe dönüştürüyor.

Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’nde sergilenen Celî Sülüs Âyet Kitâbesi, hangi yapıya ait olduğu bilinmemekle birlikte müze koleksiyonuna dâhil edilerek günümüze ulaştırılmıştır.

Şişli Etfal Hastanesi girişinde yer aldığı bilinen kitâbe ise günümüzde kayıptır. Arşiv kayıtlarında Sâmi Efendi’ye ait olduğu belirtilse de fiziki olarak ulaşılabilmiş değildir.

Galib Paşa Camii’ndeki Celî Nesta‘lik İnşâ Kitâbesi, zarif kıvrımları ve klasik Osmanlı mimarisiyle olan uyumu sayesinde dikkat çekici örnekler arasında yer alır.

Maçka Hamidiye Çeşmesi ve Yeni Valide Çeşmesi yine nesta‘lik hatla yazılmış inşa kitâbeleriyle Efendi’nin farklı mimari yapılarda yazı dilini nasıl çeşitlendirdiğini göstermesi açısından önemlidir. Özellikle Maçka’daki çeşmenin taşına işlenen yazının altın rengi boya ile belirginleştirilmesi ayrı bir sanatkârlık örneğidir.

Zihni Paşa Camii’nde tam üç farklı kitâbede Efendi’nin imzası yer alır: Mihrap kitâbesi, harim kapı kitâbesi ve ana giriş kapısı kitâbesi. Bu üçlü kompozisyon, camideki yazı düzenlemesinin nasıl bir bütünlük içinde ele alındığını gösterir.

Nallı Mescit, küçük yapısına rağmen barındırdığı batı kapısı kitâbesiyle önemli bir örnektir. Sâmi Efendi’nin küçük ölçekli yapılarda da aynı özeni gösterdiği bu eserde görülmektedir.

Yıldız Sarayı Hamidiye Çeşmesi’ndeki kitâbe, Osmanlı’nın son dönem mimarisini temsil eden ender örneklerdendir.

Mezar Kitâbeleri arasında Eyüp Sultan, Yahya Efendi ve Süleymaniye hazirelerinde yer alan taşlar öne çıkıyor. Özellikle İsmâil Rıdvan Paşa’nın Yahya Efendi haziresindeki mezar kitâbesi, sadece yazı değil, taşıyıcı motif ve biçim itibarıyla da bir sanat şaheseridir.

Bu dikkat çekici belgelerin pek çoğu tez kapsamında ya yerinde incelenmiş ya da kalıbı çıkarılarak fotoğraflanmıştır. Bu sayede eserlerin korunma durumu da tespit edilebilmiştir. Bazı kitâbeler özenli restorasyonlarla günümüze taşınırken, bazıları ne yazık ki ya zarar görmüş ya da tamamen ortadan kalkmıştır.

Fatma Zehra Ülker’in çalışması, sadece hat sanatı meraklılarına değil; mimarlık, tarih ve epigrafi ile ilgilenen herkes için kaynak niteliğinde bir başvuru eseri sunuyor. Kitâbelerin dili, yazı türü, malzemesi ve estetik dengesi gibi verilerle donatılmış bu tez, hattat Sâmi Efendi’nin Osmanlı sanatındaki yerini bir kez daha tescilliyor.

Kültür mirasımızın duvarlardaki sessiz çığlığı olan bu yazılar, yalnızca geçmişe değil, geleceğe de estetik bir köprü kuruyor.

📚 Kaynakça:
Ülker, Fatma Zehra. Hattat Sâmi Efendi’nin İstanbul’daki Kitâbeleri. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 2017.