SÜHEYL ERBOZ İLE ESKİ İSTANBUL SÖYLEŞİSİ

Süheyl Erboz ile Eski Beşiktaş’ın Hatıraları

“Komşuluk, Nezaket ve Kaybolan Güzellikler”

Soru: Hoş geldiniz Süheyl Bey. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? İstanbul’da nerede doğdunuz, çocukluğunuz nerede geçti?

Süheyl Erboz: Ben İstanbul’da Perşembe Pazarı denilen yerde doğdum. Şu anda Perşembe Pazarı, Haliç Köprüsü ile Unkapanı Köprüsü arasında kalan alan. Eskiden ikametgâh yeriydi, şimdi sanayi bölgesi oldu. Arap Cami’nin olduğu bölgeler, Küçük Ayvansaray Sokak… Orada doğdum. Sonra iki yaşında Beşiktaş’a geldim. Bütün tarihsel hayatım orada geçti.

Soru: Perşembe Pazarı’nda çocukken Galata surlarını gördünüz mü?

Evet, vardı. Hatta surların bir tanesinin üzerinde Ceneviz’den kalma bir kitabe, haç gibi işaretler vardı. Biz çocukken merak ederdik. Benim çıraklığım da orada geçti. 63-64-65 yıllarında babamın yanında çıraklık yaptım. O surlardan maalesef şimdi eser kalmadı. Çok az bir parçası var, o da Barbaros Hayrettin Paşa ile Andrea Doria’nın karşılaştığı Preveze Deniz Savaşı’yla ilgili bir yerde.

Soru: Beşiktaş’ta nerede oturdunuz, okula nasıl gidip geliyordunuz?

Süheyl Erboz: Beşiktaş’ta Tuz Baba’nın hemen yanında oturuyorduk. Büyük Esma Sultan İlkokulu’na gittim. Sonra Fındıklı Ortaokulu’nda okudum. 59-60 yıllarında Beşiktaş’tan, o ağaçlı yoldan –şimdi Beşiktaş Stadı’nın önünden– Kabataş’a kadar yürüyordum. Tramvay 15 kuruştu, ailem bana 25 kuruş veriyordu. Öğle yemeğine de yetmesi lazımdı, o yüzden yürümek zorundaydık. Yağmur, çamur, kar demeden iki yıl boyunca sabah okula, akşam eve yürüdüm.

Soru: O dönemde Beşiktaş nasıl bir yerdi? Bostanlar falan var mıydı?

Süheyl Erboz: Çok güzeldi. Beşiktaş’ta bostanlar vardı. Mesela Mısırlı Bostan diye bir sokak ismi hâlâ kalmıştır, ama bostanların eseri yok. Biz sebze ihtiyacımızı o bostanlardan karşılıyorduk. Bir de Beşiktaş’ın ortasından dere akıyordu. Hıdiv Kasrı’nın olduğu yerde bayram yerleri kurulurdu. Ramazan ve Kurban bayramlarında salıncaklar, dönme dolaplar, hop kabaklar… Kayık salıncakları vardı. Orada eğlenirdik.

Soru: Peki o dönemde komşuluk ilişkileri nasıldı?

Süheyl Erboz: Komşuluk ilişkileri süperdi. Bizim mahallemizde bir tane Ermeni, bir tane de Rum komşumuz vardı. Rum’un ismi Araksi’ydi. Kandil gecelerinde annem helva yapar, lokma dökerdi, biz onlara da ikram ederdik. Onlar da kendi dinî günlerinde bize ikramda bulunurlardı. Ailece görüşürdük, akşamları oturmaya giderlerdi büyüklerimiz. Annemin bütün elbiselerini Araksi dikerdi. Karşılıklı hoşgörü, sevgi ve saygı vardı.

Bir de babamın yetiştiği İspiro isimli bir Rum vardı Bebek’te. Babam Kastamonu’dan geldiğinde Perşembe Pazarı’nda onun yanında çırak olarak işe girmiş. Onlara büyük bir vefa borcu vardı. Her bayramda Bebek’teki madamı ziyarete giderdik, elini öperdik. Hem babamın vefa borcundan, hem komşuluk ilişkilerinden dolayı. İstanbul öyleydi.

Soru: Maalesef 6-7 Eylül olaylarını da yaşadınız. Ne söylemek istersiniz?

Süheyl Erboz: Maalesef 6-7 Eylül döneminde öyle bir perişan ettiler ki… O güzel komşuluklar, o hoşgörü ortamı çok zedelendi. Ama ben o dönemi yaşadım, biliyorum; İstanbul’un gerçek ruhu hoşgörüydü.

Soru: O dönemin nezaketinden biraz bahseder misiniz? İstanbul beyefendiliği nasıldı?

Süheyl Erboz: İstanbul’un nezaketi çok önemliydi. Mesela vapurlarda herkes birbirine ikram ederdi. “Buyurun efendim, buyurun efendim…” derken vapur hareket edemez, kaptan düdük çalardı. Ben nezaketle yetiştim. Alaylı okudum, ustama saygı duydum. Ustam karşıdan geldiğinde kenara çekilir, dururdum. Hocalarımıza da aynı saygıyı gösterdik. Şimdi çocuklar öğretmenleriyle sokaktaki arkadaşı gibi konuşuyor. Ne yazık ki bu nezaket kayboldu. Ama biz eski ustalarımızla ilişkimizi hâlâ sürdürüyoruz; yer veriyoruz, elini öpüyoruz.

Soru: İstanbul deyince sizin için vazgeçilmez yerler nereleri?

Süheyl Erboz: Yabancı misafirlerimiz geldiğinde bir kere Boğaz’da tekne turu yaptırırım. Erguvanları gösteririm. Rumeli yakasında Emirgan Korusu, Yıldız Parkı; Anadolu yakasında Çamlıca’ya çıkarıp çay içirtirim. Tarihî yarımadayı gezdirmeden olmaz: Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye… Bunlar İstanbul’un en önemli yerleri. Mutlaka görülmeli, sahip çıkılmalı.

Soru: Son olarak bugünün gençlerine ne tavsiye edersiniz?

Süheyl Erboz: İstanbul çok kalabalıklaştı, çok karmaşık ve kozmopolit bir hale geldi. Ama biz eski değerlerimizi unutmamalıyız. Nezaket, saygı, hoşgörü… Bunlar İstanbul’un gerçek ruhuydu. Gençler, özellikle İstanbul’da okuyanlar, şehri tanısınlar. Yürüyerek keşfetsinler. Tarihî yarımadayı, Boğaz’ı, manevi mekânları gezsinler. Çünkü İstanbul bir deryadır, bir ömre sığmaz.

Süheyl Erboz’a katıldığı için teşekkür ediyor, hayırlı günler diliyoruz.

Programın ilk konuğu, İMES OSB Başkanı Süheyl Erboz. 1948 yılında Perşembe Pazarı’nda doğan Erboz, çocukluk ve gençlik yıllarının Beşiktaş’ında yaşadığı samimi atmosferi anlatıyor.

  • Perşembe Pazarı ve Galata surları: Erboz, doğduğu semtteki Galata surlarını ve Ceneviz’den kalma kitabeleri hatırlıyor. Çıraklık yıllarında o surların hâlâ ayakta olduğunu, ancak bugün maalesef yok olduklarını belirtiyor.

  • Beşiktaş’ın bostanları ve dereleri: O dönemde Beşiktaş’ın ortasından bir dere akıyormuş, çevresinde bostanlar varmış. Yıldız Parkı, Hıdiv Kasrı ve Abbas Ağa Parkı, ailece gidilen mesire alanlarıydı.

  • Bayram yerleri: Hıdiv Kasrı’nın bulunduğu alan, bayramlarda salıncakların, dönme dolapların kurulduğu bir eğlence merkeziydi.

  • Okul yolculukları: Beşiktaş’tan Fındıklı Ortaokulu’na ve Maçka Sanat Okulu’na yürüyerek giden Erboz, o dönemde tramvayın 15 kuruş olduğunu, ancak harçlığının 25 kuruşla öğle yemeğine zar zor yettiğini hatırlıyor.

Komşuluk ve nezaket: En çarpıcı anılarından biri, mahallelerinde bir Rum ve bir Ermeni komşularıyla iç içe yaşamaları. Kandil gecelerinde annesinin yaptığı helvayı onlara ikram etmeleri, onların da kendi dini günlerinde karşılık vermesi, o dönemin hoşgörü ve saygı ortamını gösteriyor. Erboz, günümüzde bu nezaketin kaybolduğunu, çocukların öğretmenlerine bile yeterince saygı göstermediğini üzülerek ifade ediyor.

Erboz’a göre İstanbul’un en güzel yanı, Boğaz’da yapılan tekne turları ve misafirlerin mutlaka götürüldüğü Emirgan Korusu, Çamlıca ve tarihî yarımadadır.