Sinan’dan kalan hatıra

 İstanbul’da başka bir örneği olmayan minaresi halen ayakta

 Hazırlayan: Fahri Sarrafoğlu

Fevzipaşa Caddesi’nden Emniyet istikametinde, Vatan’a inerken, Akşemseddin
Caddesi üzerinde, henüz yapımı tamamlanmakta olan Ali Emîrî Efendi Kültür
Merkezi’nin çapraz karşısındaki parkın içerisinde mütevazı minaresiyle
Mimamar Sinan Mescidi’ni görebilmeniz için biraz dikkat gerekiyor.

20150613_195338

KENDİ CEP HARÇLIĞI İLE YAPTIRDI
Çukur bir zeminde, dikdörtgen planlı bu gerçekten tevazû timsali mescit Koca
Sinan’ın kendi cep harçlığıyla, kendisi adına yaptırdığı bir hayrâttır. 1573’de Koca Sinan, kendi hayratı olarak yapmıştır. Tezkiretülbünyan’da “bu fakirin mescidi” diye anlatır. Avlu kapısı mescitle minare arasındadır. Bir sıra kesmetaş, iki sıra tuğla ile örülmüş duvarları olan mescit dikdörtgen planlı ve kırma çatılıdır.
YAZLIK VE KIŞLIK İKİ BÖLÜMÜ VAR
Mescit, biri açık diğeri kapalı yazlık ve kışlık iki bölümdür (Dişören, 1998:469). Yanıbaşı çocuk parkıdır. Yazlık bölüm L şeklinde son cemaat yeridir. Harim pencereleri iki katlıdır. Müezzin mahfili kuzeydedir ve buradan demir merdivenlerle kadınlar bölümüne çıkılır. Kürsü, güneydoğudaki duvara bitişiktir ve ahşaptır.
MİNARESİNİN EŞİ VE BENZERİ YOK
Caminin minaresi kürsüsüz ve pabuçsuzdur ve küfeki taşından yapılma 10 m yükseklikte, mini kubbeli, sekizgen gövdelidir ve köşk tipi minarenin her yüzünde bir pencere bulunmaktadır. Bu mütevazi kişiliğin Fatih’te yaptırdığı mütevazi mescit ise maalesef yeterince korunabilmiş değil. 1918 yılında yanan yapı, daha sonra gecekonduların istilasına uğramış. Neredeyse tüm özgün ayrıntılarını kaybetmiş Koca Sinan’ın mescidi günümüzde bir çocuk parkının köşesinde yer almaktadır. Geçmişten günümüze orijinal olarak bu MİNARE kalmıştır…

DSC03258

MİMARLARIN UNUTTUĞU ADET

Mimar Sinan’dan günümüze kadar gelen tek olan bu mescidin bir özelliği daha var o da tüm mimarların her nerede olursa olsun bir mimari esere başlayacağı zaman mutlaka buraya gelip iki rekât namaz kılarak istihare yapar, onun feyzinden istifade etmek ve işlerinin kolaylaşması için dua ederlermiş… Günümüzde bilinmese de bu adet Osmanlı’nın son dönemlerine kadar devam etmiş…

DSC03282

VEE…MİMAR SİNANIN MEZAR TAŞINDAKİ KAVUĞUN SIRRI

Süleymaniye Camii `nin eski ağalar kapısının karşı köşesinde, yol ayrımında üçgen bir alandadır. Önde som mermerden yapılmış bir sebil görülmektedir. Sebilin arkasındaki ufak mezarlıkta 6 sütunlu, üstü örtülü ve etrafı açık türbede Mimar Sinan`ın mezarı bulunmaktadır.

SİNAN

Türbesini ölümünden az önce kendisi yapmıştır. 1933 yılında Mimar Vasfi Egeli tarafından restore edilmiştir. Sandukanın uçları ile üzerindeki burma kavuk, mermerdendir. Sokağa bakan demir parmaklıklı bir pencereden türbe görünür. Gelelim bu kavuğun sırrına..Normalde mezar taşlarına ölen kişinin görevi ile alakalı sarıklar veya kavuklar konur. Mimarsa mimarlığın sembolü olan kavuk konur. Ama Mimar Sinan’ın mezar taşının başında duran KAVUK Mimar Başı olanlara has Mimar KAVUK’uğu  değil HASEKİ kavuğu… İşte bunun hikayesi şöyle: “Hasekilik sırdaş, yakın dost anlamına gelir. Osmanlı yönetiminde hem güvenilir olanlara, hem de hizmette eskiyip iyice kıdem kazanmışlara verilen bir unvandır. Haseki unvanını alan askerler sultana en yakın birlikleri oluştururlardı… İşte Mimar Sinan’da 1535 yılında İran seferi sırasında Van Gölü’nü geçecek gemileri inşa ettiği için aldığı HASEKİ Rütbesini mezar taşına koymuştur. Yani Mimar Sinan her zaman dostluk ve yakınlığı yeğlemiştir. Mezar taşında Haseki rütbesini ifade eden, burma kavuklu Yeniçeri Subay Subayı taşı yer almaktadır. Bir TEK BU TAŞ SÜSLÜYOR MÜTEVAZI MEZARINI…

TÜRBE2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website