Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’un Fethinden sonra şehri adeta gül bahçesi gibi İslami eserlerle bezenmesine büyük önem veriyordu. İstanbul’un içi kadar, Beyoğlu dediğimiz bugünkü İstanbul dışındaki yerlerin de Müslüman mahallesi haline gelmesi için gayret ediyordu. İşte bunlardan biri de 1460 tarihlerinde Fatih Sultan Mehmet’in Taht Kadısı olan Mehmet Efendi tarafından inşa ettirilmiştir. Taht Kadısı demek, İstanbul Kadılığı veya kendisine “İstanbul Mollası” da denirdi. Taht Kadılıklarının en yükseği idi. Bazen Divân toplantılarına da katılırdı. Cami Küçük Piyale Mahallesi, Tahta Kadı Sk. No:4, 34440 Beyoğlu/İstanbul adresinde bulunmaktadır.
İşte detaylar:

BAŞKENT OLAN ŞEHİRLERİN KADISINA BU AD VERİLİYOR
Osmanlılarda Bursa, Edirne ve İstanbul kadılarına verilen ad. İmparatorluğa başkentlik yapmış kentlere atanan taht kadıları, Fatih Medresesi’ndeki müderrislerin arasından seçilirdi. İstanbul kadısı, taht kadılarının en büyüğü sayılırdı. Mehmet Efendi 1468 de vefat etmiş, caminin bahçesinde medfundur. Taht Kadısı Payitaht kadısı demektir. Halk bu unvanı Tahta Kadı olarak benimsemiştir. Cami 1892 tarihinde yanmış ve Bahriye nazırı Bozcaadalı Hasan Hüseyin Paşa tarafından 1895 de yenilenmiştir. Caminin minberi Abacı Yusuf Ağa isimli bir zat koydurtmuştur. Duvarları kargir, çatısı ve minberi ahşaptır. Son senelerde çeşitli tamirler geçirmiştir. Yapının tarihi bir özelliği kalmamıştır. Tek şerefeli bir minaresi olup, alt kısmı taş ve tuğladandır. 200 metrekare arsa üzerine inşa edilen caminin alanı 80 metrekaredir.

KADILIK NEDİR? NEDEN ÖNEMLİDİR?
Devlettin merkeziyetçiliğinin sağlanmasında temel taşlarından birisidir. Osmanlıda yürütme ve yargı işlerinin ayrılığını gösterirken beylerbeyi ve Subaşıların bölgede ki tek idareci olmalarının önüne geçmiştir. Genel olarak görevleri merkezden gönderilen emirlerin halka ulaştırılması yargının sağlanması, nikâh işleri, vakıf kurulumları ve idaresi onay işlemleri, kendi çalışma alanındaki görevliler hakkında merkeze rapor düzenler, belediye başkanlığı yaparlar, sözleşmeleri onaylar ayrıca halkın isteklerini divana iletirlerdi. Devletin içinde özgün bir yeri bulunan kadılar adli ve mülkiye görevlisi olarak görevlerini yürütürken geçmiş zamanlardaki İslam devletlerindeki örneklerine göre Osmanlıda çok daha geniş bir yetki alanına sahiptir.

Sadrazamlık görevi atanmasında bile herhangi bir tahsil aranmazken tahsilsiz kadı olunmazdı. Kadılık atamalarında medrese öğreniminde en üst seviyeye yükselip tamamlayan danişmendler yani şimdiki adıyla Asistanlar ilk önce alt seviyedeki medreselere müderris olarak yani profesör olarak atanıyordu. Sonra sahnı seman gibi üst medreselere atanıyordu.
Buradan sonra kadılık için müracaat ederlerse, adaylar bir seçimle beşer kişi olmak üzere stajyer olarak mevleviyet denen eyalet kadılıklarına gönderilir, 5 yıllık stajdan sonra İstanbul a dönerlerdi. Eğer aday, Rumeli yakasında görev istiyorsa Rumeli kazaskerliği, Anadolu yakasında görev istiyorsa Anadolu kazaskerliği dairelerine başvurur, tayin sırası için adı matlab denilen deftere yazılırdı. 1 sene adaylıktan sonra en alt kademelerdeki kazalardan birinin kadılığına atanabilirdi.

Osmanlıda Kadılık -3

Kaynak:

http://www.microdestek.com.tr/osmanli-imparatorlugu-nda-kadilik-sistemi.html

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website