Bu caminin minaresinin alemindeki "Sır" nedir?

İstanbul’da böyle bir minare görmediniz!

Minarenin aleminde bir sır gizli

Dedik ya dostlar, İstanbul’da hiçbir yapı bir diğerinin aynı değil. Hele hele bu eser “Mimar Sinan” elinden çıkmışsa, tekrar olmaz eserde. İşte Eyüp Sultan’a komşu bu gördüğünüz caminin de en büyük özelliği minaresi ve minaresinde saklı olan sır.

0188fd91-a3da-45d3-98b0-4d6c8fe848fe

Defterdar Nazlı Mahmut Efendi Camii;  İstanbul Surdışı Eyüp eski Defterdar iskelesi karşısında Yavedut Caddesi ile Çömlekçiler arkası sokağın çevrelediği yapı adasında yer alıyor. Kanuni Sultan Süleyman devri defterdarlarından Nazlı Mahmut Efendi tarafından 1541 yılında inşa ettirilmiştir. Yapı Mimar Sinan eseridir. Cami karşısında bulunan iskeleye Defterdar iskelesi denmesi camiden dolayıdır. Aynı zamanda çevre mahallede ismini camiden alır. Bu gün yapı Eyüp sahil yolunda Haliç köprüsünün batısındadır. Feshane’nin karşısında bulunmaktadır.

İŞTE MİNAREDEKİ SIRRIN NEDENİ !
Nazlı Mahmut Çelebi ismiyle tanınan kişi Kanuni Sultan Süleyman döneminde iki defa defterdarlık görevinde bulunmuştur. 1537- 1549 arasında 12 yıl bu görevi yapmıştır. Daha sonra bir daha kısa süreli ölümünden evvel defterdarlık yapmıştır. Defterdar Mahmut Çelebi döneminin en önemli hattatı Şeyh Hamdullah’ın talebesi olmuştur. Aynı hat ekolünden eserler vermiştir. Hattat olduğu için caminin minare alemin de bir hokka bulunur. Caminin banisi Kanuni dönemi Defterdarlarından Mahmut Efendi, caminin alemini hokka ve kalem şeklinde yaptırtmıştı. 1990 yılında bir fırtınada Hokka ve kalem olarak stilize edilen alem’in kalemi düştü. Sunay Akın, Hıncal Uluç gibi popüler isimlerin dikkat çeken yazıları sonrası Mayıs 2007 yılında yapılan bir törenle alem yerine kondu.
CAMİNİN MİMARI ÖZELLİĞİ
Caminin içinde bulunduğu alan zaman içinde daraltılmıştır. Yol genişletme çalışmalarından dolayı geri alınmıştır. Çevre duvarında belli miktarda pencereler vardır. Bu pencereler demir şebekelidir. Ama çevre duvarı bile yol yükseltilmiş olduğu için toprağa gömülü durumdadır.Defterdar Caddesine açılan iki söveli avlu kapısı, 1973 senesinde yol yükseldiğinden çukurda kalmıştır. Kapının sağında toprağa gömülü vaziyette 1543 tarihli Defterdar Çeşmesi bulunmaktadır. Caminin kapısında iki kitabe vardır.

defterdar1

Bunlardan biri Arapça, diğeri Farsçadır. Bu kitabelerden caminin 1541 yılında inşa edildiği ortaya çıkar. Camii muntazam kesme taştan yapılmış olup merkezi tek kubbelidir 1768 zelzelesinde epeyce hasar gördüğü için tamir edilmiştir. Bugün bu merkezi kubbe kaldırılmıştır. Ahşap kırma bir çatısı vardır. Bu çatı bugün kiremit ile örtülmüştür.  Yan cephelerde iki sıra halinde iki pencere bulunur. Minaresi güney cephededir. Caminin son cemaat yeri üç kemerle taşınmaktadır. Cemaat yerini dört sütun taşımaktadır. Caminin çatısı değiştiği için son cemaat yeri de ana çatı altına girmiştir.
KIZILAY’IN KURUCULARININ ANIT MEZARI DA BURADA
Kızılay’ın kurucularından Dr. Abdullah ve Kırımlı Aziz Bey, Eyüp Defterdar Camii’nde her yıl düzenlenen törenle anılıyor.. Yıllar önce yol yapım çalışmaları sırasında mezar yerleri kaybolan Dr. Abdullah ve Kırımlı Aziz Bey için burada sembolik de olsa bir mezarları var artık.

Kırımlı Aziz Bey, Aziz Kırimi (d. 1840, İstanbul – ö. 1878), Türk doktor.Türkiye’de tıp dilinin Türkçeleşmesinin bayraktarlığını yapmış ve Türk Kızılayı’nın kuruluşuna katkıda bulunmuş bir doktordur. Kırımlı Aziz Bey, Türk Kızılayı’nın temelini oluşturan “Mecruhin ve Marday-ı Askeriye İmdat ve Muavenet Cemiyeti” (Asker, Hasta ve Yaralılara İmdat ve Yardım Derneği)’nin kuruluşunda da öncü rol oynamıştır. Cemiyetin kurulduğu 11 Haziran 1868 tarihi, Türk Kızılayı’nın kuruluş günü kabul edilir.

2

Abdullah Bey (doğuşunda Karl Eduard ammerschmidt), (d. 1800, Viyana – ö. 30 Ağustos 1874, İstanbul) Avusturyalı ve Osmanlı bilim insanı, doktor. Osmanlı İmparatorluğu’nda jeoloji, paleontoloji ve zoolojiye önemli katkılar yapmış bir bilim insanıdır. Türk Kızılayı’nın kuruluşunda da önemli rol almıştır. İstanbul’da önce Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye atandı fakat Avusturya sefaretinden gelen yoğun baskılar üzerine Şam’daki bir askeri hastaneye Miralay rütbesiyle tayin edildi. Bu dönemde Müslümanlığı kabul etti ve Abdullah adını aldı.
Dr. Abdullah Bey, 1874 yılının Ağustos ayında Üsküdar-İzmit arasında yapılacak tren hattı için jeolojik arazi çalışması yaptıktan sonra fenalaştı; 30 Ağustos 1874’te İstanbul’da hayatını kaybetti. Cenazesi Eyüp’te Defterdar Camii’nin kabristanına defnedildi. Mezarı 1994 yılında yeniden yaptırıldıktan sonra kaybolmuş;[2012’de Kızılay tarafından yeni bir anıt mezar yaptırılmıştır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir