Molla Fenari İsa  Cami ibadete açıldı

İstanbul’da kiliseden dönme camilerimiz arasında bulunan değerli camilerimizden bir tanesi de Vatan Caddesindeki Molla Fenari İsa Camiidir. Geçtiğimiz günlerde restarasyonu bitti ve ibadete açıldı. Her caminin bir hikayesi olduğu gibi bu camimizin de bir hikayesi var elbette. İşte detaylar:

MANASTIR-KİLİSE VE CAMİ
Fatih ile Çapa semtleri arasındaki (Yenibahçe vadisinde ) Vatan caddesi kenarında bulunmaktadır. Geç Roma çağına ait bir mezarlık arazisi üzerinde, İmparator VI. Leon döneminde donanma kumandanı Konstantinos Lips tarafından kurulan manastırın kilisesi olarak inşa edilmiştir. Manastır Moni tu Libos olarak adlandırılmış ve imparatorun da katıldığı açılış töreni 907 Haziranında yapılmıştır.   2014 yılında 4.Haçlaı Seferi sırasında yağma edilen kilise ve manastır daha sonra 1261 yılında Paleologos hanedanından İmparator Mikhael Paleologos tarafından Latinlerden geri alınmıştır. İmparatorun eşi İmparatoriçe Theodora Dukana Vatetzona, kuzey kiliseyi onararak mevcut kilisenin güneyine, kendisi ve ailesi için mezar kilisesi olarak “Hagios Ioannes Prodromos Kilisesi”ni yaptırır.

Makedonya, Silivri, İzmir, İzmit ve Üsküdar dolaylarında arazileri bulunan manastırda bir de on beş yataklı küçük bir hastahane vardı. Libos Manastırı ve Kilisesi şehrin fethine kadar kullanılmıştır.

2.BAYAZİD DÖNEMİNDE CAMİYE CEVRİLİYOR

  İkinci Beyazıd döneminde, güney kilise Şeyhülislam Şemseddin Mehmed Efendi’nin torunu Fenarizade Alaaddin Ali Efendi tarafından mescide çevrilmiştir. Daha sonra  Fenârizâde Ali Efendi 15. yüzyılın sonlarında manastır hücrelerini Halveti Zaviyesi’ne dönüştürmüştür.   Daha sonra 1633 yangınında harap olan yapı, 1636 yılında Sadrazam Bayram Paşa tarafından onarılmış, güney kiliseye minber eklenerek camiye çevrilmiştir.

Hadîkatü’l-cevâmi‘den öğrenildiğine göre, mescidin imamı olan Şeyh Îsâ el-Mahvî manastır hücrelerini Halvetî Zâviyesi yapmıştı. Dolayısıyla mâbedin adı da Fenârî Îsâ şeklini almıştır. Şeyh Îsâ Efendi seksen yaşlarında hacca giderken Şam’da 1127’de (1715) vefat etmiştir.

YANGIN VE DEPREMLER CAMİYİ KÜÇÜLTTÜ
Cami, birçok yangın ve bir büyük deprem geçirmesine rağmen ayakta durmayı başarmıştır fakat etrafının gecekondu mahallesine dönmesi yüzünden birçok bölümleri bugün kaybolmuştur. Cam işgaller yüzünden küçülmüştür.
I. Dünya Savaşı yıllarına kadar gelen Fenârî Îsâ Camii 1918’deki büyük Fatih yangınında bir defa daha yanmış, memleketin içinde bulunduğu sıkıntılı yıllarda tamir edilemediğinden kırk yıl harabe halinde kalmıştır. Bu yıllarda içinde çok çirkin şeyler yapılmış, bir ara atların kaçak olarak kesildiği mezbaha olmuş, sonunda teneke evlerden oluşan küçük bir mahalle caminin içine yerleşmiştir. Nihayet 1960’ta yapılan ciddi bir restorasyon sonunda Fenârî Îsâ Camii ihya edilerek tekrar ibadete açılmıştır. Fakat bu arada, 1636’da yapılan, motifleri üç renkli malakârî süslemelere sahip mihraptan kalan parçalar bütünüyle yok edilmiştir. 1942’de yıktırılan tuğla minaresi de 1970’li yıllarda yeniden yaptırılmıştır.

BİRBİRİNE BİTİŞİK ÜÇ BÖLÜMDEN OLUŞUR
Fenârî Îsâ Camii, ayrı dönemlere ait birbirine bitişik üç bölümden oluşur. En kuzeydeki en eski yapı, bir holü (narteks) takip eden esas mekânı dört sütunlu “kapalı Yunan haçı” biçimindedir. 1633 yangınından sonra yapılan tamirde bu sütunlar herhalde çatladığından kaldırılıp binanın üst yapısını destekleyen kesme taştan ana eksene paralel iki büyük kemer inşa edilmiştir. 1918 yangınının ardından bu sütunların kaideleri meydana çıkmıştır. Dışarı taşkın esas apsisin iki yanında, yonca yaprağı biçiminde küçük mekânlar halinde bir çift “pasto-forion” hücresi bulunur. Kuzey kilisesinin apsis çıkıntılarının üstünde dolaşan mermer silmede kilisenin Hz. Meryem’e sunulduğunu bildiren Grekçe kitâbe yer almaktadır. Bu bölümde mermer üzerine taş işçiliği bakımından itinalı surette yapılmış mimari organlar (başlık, silme, kubbe eteği silmesi) vardır. Yangınlarda büyük kısmı parçalanan bu bezemede çift başlı kartal kabartmaları dikkati çeker. Molla Fenârî veya Kilise Camii olarak adlandırdığı Fenârî Îsâ Camii’nin, Türk dönemine ait minberini, yazılarını ve gerçekten çok değerli olan malakârî mihrabını kaybetmiş olmakla beraber yeniden ibadete açılmış olması sevindirici bir durumdur.

ÇOK ÖNEMLİ TARİHİ BİR ESER BURADA BULUNUYORDU
Ayia Eudoksia ikonasi

Bu özelliği baska hiçbir Bizans kilisesinde bulmak mümkün değil. Bu ve başka özelliklerinde dolayı Fenari Isa Camii, dünyanın belli baslı mimarlık okullarında örnek bir eser olarak kayda geçirilmiş ve müfredat programlarına alinmiş. 1929’da yapılan restorasyon çalışması sırasında, bu şapellerden birinde, kilise terk edilirken bırakılmış Ayia Eudoksia ikonasi bulunmus. Bu ikona Aya Sofya Müzesi’nde sergilenmekte.

Bu değerli yapıt dışında elde pek fazla bir eser kaldığı söylenemez. Kilise yapılırken, Bizans’ı uzun yıllar yöneten Paleologos hanedanının mezarları için tasarlanmıştı. İmparatoriçenin annesi ile 1295’te ölen kızı Eudoksia’dan başka, 4 Mart 1303’te bizzat Teodora, arkasından oğlu Konstantinos 5 Mayıs 1306’da buraya gömüldü. III. Andronikos’un 16 Ağustos 1324’te ölen esi Eirene ve II. Andronikos 13 Subat 1332’de Libs Manastırı kilisesine defnedilmişti.

Kaynak:

Kaynaklar:
https://islamansiklopedisi.org.tr/fenari-isa-camii

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/624620

http://www.hurriyet.com.tr/fenari-isa-camii-39088819

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website