Coğrafyacı kimliğiyle sahaya inen ve Afrika’dan Uzakdoğu’ya, Asya’dan da tarihin derinliklerine kadar aslanın izini süren Ekonomi Gazetecisi Şükrullah Dolu ile bu sefer “İstanbul “ üzerine kısa bir sohbet yaptık. İşte detaylar:

  

İstanbul sizin için ne ifade ediyor?

 50’ye yakın ülkeye gittim ve yüzlerce dünya şehri gördüm. Her birinin ayrı bir güzelliği var, ancak İstanbul benim için sadece güzel değil, güzellikler şehri… Birçok güzelliği bir arada bulunduran bir şehir… Fiziki güzellikle ilk sırada…

Manevi açıdan baktığım zaman da sıralamadaki yeri şöyle;

1- Mekke-i Mükerreme

2- Medine-i Münevere

3- Kudüs-ü Şerif ve

4- İstanbul…

Yüksek lisans tezinizde sanırım Bab-ı Âli hakkındaydı…

İstanbul benim için Bab-ı Âli’nin- Yüce Kapı’nın olduğu şehir aynı zamanda…

Sohbetlerinizde İstanbul için “Aslanlar şehri” tanımını yapıyorsunuz. Aslanlar üzerine kitabınızı-çalışmalarınızı da biliyoruz. Neden böyle bir tanımlama yapıyorsunuz?

 Aslanlar vatanlı yaratıklardır, belirli bir alanları vardır ve orada ailece yaşarlar. Başka birileri gelip onları oradan sürmedikçe veya zorunlu olarak onlar başka bir yere göç etmedikçe bulundukları alana sadıktırlar, ölümüne orayı korurlar. Bununla birlikte en gözde alanlar, en çok avın yaşadığı yerler ve su bulunan alanlardır. Çünkü otyiyenler er veya geç su içmeye ihtiyaç duyarlar ve suya gelirler. Orada bulunanlar bu fırsatı kullanırlar. Bu sebeple su bulunan yerler için aslan aileleri kıyasıya-ölümüne mücadele ederler.

İstanbul’da özeldir değil mi?

İnsanlar-milletler için de belli alanlar, bölgeler önemlidir-özeldir… Kimisi petrol için değer biçer, kimisi manevi açıdan önem atfeder… Sonra da Kızıl Elma olarak o uğurda mücadele eder… İşte İstanbul da böyle bir konumda… Petrol ve elmas gibi maddi bir kaynağa sahip değil… İyi bir konumda ve fiziki olarak da güzel, hatta biraz önce de belirttiğim gibi güzellikler şehri… Peki, bütün önemi buradan mı geliyor? Peygamberimiz (S.A.V.) o meşhur hadis-i şerifini böyle bir güzellik için mi söylemişti? Yoksa iki kıtayı birleştiren stratejik konumu için mi? Veya daha derin bir gerekçe-anlam mı vardı? İlahiyatçılarımızı ilgilendiren bu soruların cevaplarını şimdilik geçerek asıl tespite gelelim: İstanbul çok çok değerli ve aslanlar gibi Müslümanlar- Türkler de bu güzelliğe kavuşmak için yüzyıllarca mücadele verdi.

Aslanın torunu: Eyüp Sultan…

 İstanbul deyince ilk akla gelen elbette Eyüp Sultan Hazretleri o konu ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?

İlerleyen yaşına ve o günkü şartlara aldırmadan İstanbul yoluna düştü. Nedeni ayrı bir konu, ben burada aslan davranışına dikkat çekmek istiyorum.

Hikâye-menkıbe uzun, bu sebeple burada kısaca belirtmeliyim: Eyüp Sultan Hazretleri, Yemen emirlerinden Melik Esad’ın yedinci göbekten torunu… Yani adı ‘ESAD-ASLAN’ olan bir dedenin torunu…

Kilidi bir aslan açtı: ALPARSLAN…

 İstanbul’un kapısını ilk olarak sizce Alparslan mı açtı?

 1071 Malazgirt zaferi için “Anadolu’nun kapısını Türklere açan savaş” tanımı yapılır, doğrudur… Adı da ASLAN olan bir liderin bu zaferinden sonra Türkler akın akın Anadolu’ya gelmiş ve Rumeli’ye geçmişlerdir. Rumeli’de ilerlemişler ve Edirne’yi Başkent yapmışlardır. Bu esnada İstanbul, aslanların ÇEVRELEME taktiğindeki gibi doğudan-batıdan çevrelenmiştir ki bu da manidar… Rumelihisarı gibi kalelerle bu ÇEVRELEME tahkim edilmiş ve sonuç mümkün olmuştur.

Kapıdan bir genç Aslan girdi: Fatih…

 Fatih’de bir aslan o zaman değil mi?

 Aslan ailesinde lider erkektir… Ancak onun liderliği gençliği ile sınırlıdır. Yaşlanınca onu genç ve güçlü olanlar tahtından indirir. Bu genç ve güçlüler de genellikle başka alanlardan gelirler. Çevrelenen ve yaşlanan Bizans İmparatorluğu da tıpkı aslanlardaki gibi genç bir aslan tarafından (Fatih) yıkılmış, İstanbul kapısından girmek Fatih’e nasip olmuştur.

Aslan terbiyesinin merkezi deyince yine İstanbul diyebilir miyiz?

 Başta Mevlana Hazretleri olmak üzere mutasavvıflara göre nefis aslana benzetilmiştir. Nefis terbiyesi, aslan terbiyesi ile bir tutulmuştur. Yüzyıllardır tasavvufun merkezi olan İstanbul, bu anlamda bir aslan terbiye merkezidir aynı zamandı…

Kanuni’nin “ARSLANHANESİ”,  yeniden!

 Topkapı Sarayında arslanhane hakkında bilgi alabilir miyiz?

 Tarihçilere gore Topkapı Sarayı’nda bir ARSLANHANE vardı…Saltanatın ihtişamının bir göstergesi ve hakimiyet alâmeti sayılan bu vahşi hayvanlar, Osmanlı sarayına ilk defa Kanuni zamanında alınmışlardı. Topkapı Sarayı’na gelen yabancı elçiler, ikinci avluya girişte güzel kumaşlara büründürülmüş iki fil, bir zurafa ve altın zincirlerle bağlı on arslan ve iki de kaplanla karşılaşırlardı.

Saray arslanları için yapılmış olan ‘‘Arslanhane’’ Viyana bozgunundan sonra kapatıldı ve yerine küçük köşkler inşa ettirildi. Arslan merakının İstanbul’da yeniden gündeme gelmesi 19. yüzyılın ortalarında, Sultan Abdülaziz zamanında oldu… Abdülaziz arslanhaneyi yeniden açtırdı ve ‘‘Beşir’’ adını verdiği bir arslan yerleştirdi buraya… Beşir’in zincirlerini çözdürüp sarayda dolaştırmak, hükümdarın en büyük hobilerindendi…

Sultan II. Abdülhamid Han’daki Aslan Ruhu:

 2.Abdülhamit’in de aslan merakı var mıydı?

 Sultan II. Abdülhamid Han, Osmanlı’yı en zor zamanda 33 yöneten padişahtı…Mesleği de marangozluktu…Yıldız Üniversitesi Rektör odasında onun yaptığı oturma grubu dikkatimi çekmişti: Mobilyaların ayakları aslan ayağı şeklinde tasarlanmıştı.Malumunuz suret dinen uygun görülmediği için ayaklarını tasarlamış.Bu durum onda da bir aslan ruhu olduğunu gösteriyor.

İstanbul’un geleceği konusunda neler söylersiniz? Nasıl bir İstanbul’da yaşamak istiyoruz, İstanbullular neler yapmalı sizce?

 Aslanlar Şehri İstanbul için mücadele bitmiştir denilemez: Şimdi ve her zaman, sonsuza kadar devam edecek…İstanbul’da ancak ASLANLAR GİBİ OLANLAR var olacaktır, bu akıldan çıkarılmamalı…Eğer aslanları anlayabilirsek yapılması gerekenin de farkına varabiliriz.Bunun için İstanbul’a bir ASLAN PARKI ve ASLAN MÜZESİ projem var. Bu vesileyle İstanbul’u yönetenlere duyurmuş olayım.“İstanbul’da yaşamak” değil de “İSTANBUL’u YAŞAMAK” diye bir anlayış geliştirmeliyiz.Biyolojik olarak İstanbul’da olup da onu yaşamayan, yaşayamayan milyonlar var maalesef… İstanbul’u yaşamak için onu tanımak, anlamak gerekiyor.Özellikle sur içini cadde cadde, sokak sokak gezme- tanımak lazım.Bu açıdan İstanbul gezi programlarınızı yerinde bir faaliyet olarak değerlendiriyorum.

ŞÜKRULLAH DOLU KİM?
1971 Sivas Koyulhisar doğumlu Şükrullah Dolu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nü bitirdi. Beşeri ve İktisadi Coğrafya Anabilim Dalında Master derecesi aldı.

Yaklaşık 15 yıl Ekonomi Gazeteciliği yaptı. Bu süre zarfında Türkiye Gazetesi’nde KOBİ Sayfası Editörlüğü, Yeni Şafak’ta ise İnsan Kıymetleri Editörlüğü görevlerini yürüttü, yine Yeni Şafak’ta Ekonomi Vakanüvisi köşesini yazdı. Şu anda da Elvan Şirketler Grubu’nun Kurumsal İletişim Müdürlüğü’nü yürütüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website