İstanbul’un manevi Fatihi olarak bilinen Akşemsettin Hazretleri 3 gündür tüm aramalara rağmen bulunamıyor..

Fahri Sarrafoğlu/

Akşemseddin’in asıl ünü, II. Murat’ın emir ve isteğiyle II. Mehmed’in hocalığına tayin edilişiyle başlamıştır. Akşemseddin, II. Mehmed’e danışmanlık yapıp İstanbul’un fethine katkıda bulunmuştur. Akşemseddin çocukları, öğrencileri ve müritleriyle birlikte fetih ordusuna katılmışlardır. Akşemseddin İstanbul kuşatmasının en kritik günlerinde II. Mehmed’e bir mektup yazarak onu cesaretlendirmiştir. II. Mehmed Akşemseddin ile İstanbul’a girişte şehir halkı tarafından karşılanıyor, şehir halkı Akşemseddin’i II. Mehmed sanıp ona çiçekler uzatılıyor. Akşemseddin ise “Padişah ben değilim” diyerek yanındaki II. Fatih Sultan Mehmed’i gösteriyordu. II. Fatih Sultan Mehmed ise “Hünkar benim ama, o benim hocamdır. Çiçekler O’na Layıktır!” sözüyle tebessüm ediyordu.

AYASOFYA’DA İLK CUMA NAMAZINI KILDIRIYOR
II. Mehmed İstanbul’un fethin ardından Ayasofya’da hutbesini tamamladıktan sonra, minberden indi ve Akşemseddin’i imâmete geçirdi. Böylece Akşemseddin, fethin ilk Cuma namazını kıldırmış oldu.[15] Ayrıca Akşemseddin, Fetih’ten sonra II. Mehmed isteği üzerine Ebu Eyyûb el-Ensarî’nin kabrini tesbit ettiği de bilinen başka bir gerçektir. İstanbul’un fethinden sonra halk içinde iyice tanınmaya başlayan Akşemsettin bundan aslında hiç de hoşnut değildi. Öyle ki biran önce memleketi Göynük’e gidip esas işi olan “tıp” alanında uğraşmak istiyordu.

indir
AKŞEMSETTİN KAYBOLUYOR
Fâtih Sultan Mehmed Han, Akşemsettin’i daha fazla yanından tutmak ve onu İstanbul’da vazilendirmek istiyordu. Bunu sezen Akşemsettin Hazretleri bir ara ortadan kayboldu. Bütün aramalara rağmen bulunamadı. Üç gün sonra, Edirnekapı yakınlarında bugün Akşemsettin Mahalleri olara da bilinen vîrâne bir yerde ibâdetle meşgûl olarak buldular. O zamandan beri bu yere, onun ismine izâfeten “Akşemseddîn” mahallesi denildi.
VE MÜSAADE İSTİYOR
Akşemseddin, bilim’de ve tasavvufta olduğu gibi, tıp ve eczacılık alanında da büyük bir üne sahipti. Bununla alâkalı İskoç oryantalist Elias John Wilkinson Gibb, History of Ottoman Poetry adlı eserinde, Akşemseddin’in tıp alanındaki ilmini, Hacı Bayram Veli ile beraber olduğu yıllarda elde ettiğini kaydetmekte ve kendisinden âlim ve mübarek bir kimse diye söz etmektedir.Sadece beden hastalıkların değil, aynı zamandan ruh hastalıklarının da hekimi olan Akşemseddin, ruh hastalıklarını da tedâvi ederdi. İşte Fetih’den sonra tekrar kendini ilme vermek ve gözlerden uzak olmak istiyordu. Bunun için Padişah’ın tüm ısrarlarına rağmen O, İstanbul’da kalıp göz önünde olmayı değil, gözlerden uzak da “tıpla” uğraşmayı seçti.

BİR DE YANLIŞ BİLİNEN DOĞRU 

Akşemsettin’i anlatan çeşitli fotoğraf ve resimlere baktığımız zaman genelde Akşemsettin’i hep “Beyaz Sakallı” olarak gösterirler. Halbuki kaynakların bildirdiğini göre tam tersi Akşemsettin “sakallı değil” yani sakalı olmayıp köseydi. Peki, neden “ak” deniyordu. Ak denilmesinin sebebi “albino dediğimiz” hastalıktan dolayı bembeyaz kaş ve kirpiklerinden dolayı ve tabii ki bir rivayete göre de devamlı beyaz giyinmesinden dolayı halk arasında Akşemsettin demişlerdi.
images

VE BİRKAÇ KERAMETİ
Akşemseddîn hazretlerine; “İstanbul’un fethedileceği zamânı nasıl bildin?” diye sorulunca, şöyle cevap verdi;

“Kardeşim Hızır ile, ilm-i ledünniyye üzere İstanbul’un fetih vaktini çıkarmıştık. Kale fethedildiği gün, Hızır’ın, yanında evliyâdan bir cemâatle hisara girdiğini gördüm. Kale fetholunduktan sonra da, Hızır kardeşimi kalenin üzerine çıkmış oturur hâlde gördüm.”

Fâtih Sultan Mehmed Han, fetihden sonra hocası Akşemseddîn’e, son taarruzun başladığı sırada; “Yâ Fakîh Ahmed” diyerek Fakîh Ahmed’den himmet taleb etmesini söylediğini hatırlatarak;

“Fakîh Ahmed kimdir ki; tazarru ve niyâz eyledim? Himmetini istedim? Allahü teâlâyı tazarru etmiş olsa idim evlâ değil mi idi?” diyerek, sebebini sordu. Hocası Akşemseddîn bu suâle;

“O sırada Fakîh Ahmed, kutb, sâhib-i tasarruf idi.” cevâbını vererek, Allahü teâlânın yardımını, onun vâsıtasıyla ve onun bereketi ile gönderdiğini ve onun da himmet ettiğini söylemiştir. Akşemseddîn hazretlerinin “Fakîh Ahmed” dediği kendisi idi. Fakat tevâzuunun çokluğundan şöhretten kaçıp, kendisini gizleyerek böyle konuşmuş, gâyet ârifâne bir tavır takınmış olduğu rivâyet edilmiştir.

Kaynak: İslam Ansiklopedisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website