İstanbul Seyyahı Fahri Sarrafoğlu: “İstanbul’da yaşamak bir sorumluluk gerektirir. Çünkü İstanbul insanı tüm şehirler için hatta dünya şehirleri için bir örnek teşkil eder. İstanbul yaşam biçimi örnek alınan, gıpta ile bakılan bir yaşam biçimiydi bir zamanlar.”

Röportaj: Şerifi Varol

İstanbul Seyyahı adıyla adını duyurup adeta bir marka olan gazetecilikte de önemli çalışmalara da imza atmış, birçok öğrenci de yetiştiren ama esas sevgisini İstanbul üzerine yoğunlaştıran ve bu konuda yıllardır çalışma yapan Fahri Sarafoğlu ile Milat Gazetesi olarak bir röportaj yaptık. Gezi aralarında biz mikrofon tuttuk o da bakın nasıl cevap verdi:

-Sizi, sizin dilinizden tanıyabilir miyiz? (Biz soruyoruz hocamızda bir taraftan Edirnekapı-Salmatomruk sokağında bir çeşmenin son halini inceliyor)

-Bende tanımak için uğraşıyorum açıkçası kendimi J evet insan hep tekamül eder, etmelidir de . Kısaca Fahri Sarrafoğlu, “önce insan” ser levhası ile yola çıkmış bir seyyahtır diyebiliriz. Ama daha detaylı bilgi almak isteyenler www.istanbulunsirlari.net sayfamızı ziyaret edebilirler. Okuyucularımı uzun uzun hikâyemizle meşgul etmeyelim esas olan İstanbul çünkü.

-Peki, o zaman neden İstanbul? Dünyada birçok şehir var, Türkiye’de birçok il varken neden İstanbul?

-Soru harika! Tebrik ederim,  evet, neden İstanbul? Çünkü İstanbul tarih boyunca hep örnek olmuş bir şehirdir. Diğer şehirlere ve orada yaşayan insanlara örnek yaşam biçimleri sunmuştur. Gerek Bizans döneminde gerekse Osmanlı Devleti döneminde bilimde, teknolojide, mimaride, sanatta kısaca birçok alanlarda İstanbul hep örnek olmuştur. Günlük yaşam biçimi de aynı şekilde diğer şehirlere örnek olmuştur. Osmanlı Devleti ile birlikte İstanbul bu etkinliğini daha da artırmış, Bizans döneminde yer alan eserleri yok etmek yerine korumuş, kollamış daha da işlevsel hale getirmiştir.

-Söz Bizans’tan açılmışken Osmanlı Bizans eserlerine bakış açısı nasıldı?

Çok hoşgörülüydü. İşte hala ayakta duran kiliseler, hala ayakta duran Balat’taki birçok tarihi evler, konaklar. Osmanlı döneminde hep korunmuş, kollanmış kiliselerin, sinegogların, manastırların tamiri yapılmıştır.  İspanya’da İslam’ın izleri yok edilmesi adına birçok sanat eseri ortadan kaldırılırken Osmanlı tam tersi Bizans eserlerini işlevsel hale getirmiştir.  Mesela benim bizzat gezip, gördüğüm ve tespit ettiğim 87 adet kiliseden dönem cami vardır ve bugünde hala ayaktadır.

-İstanbul’da yok edilen Bizans eserleri de var ama?

Evet, İstanbul’a en büyük eziyet ya da İstanbulluya en büyük eziyet 4.Haclı seferleri sırasında olmuştur. 1204 ile 1256 yılları arasında İstanbul’da Katolik rüzgârı esmiş ve maalesef mezhep taassubu yüzünden İstanbul’da başta Ayasofya olmak üzere birçok yapı tahrip edilmiş ya da yok edilmiştir. Bununla ilgili en açık örnek Saraçhane’de bulunan bugün İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin önündeki boşluktur. Orası bir zamanlar büyük bir kiliseydi. Hem de Ayasofya’dan daha büyük bir kiliseydi. 4.Haçlı seferleri sırasında tamamen yok edilmiştir. Bununla il gili detaylı bilgiyi şuradan okuyabilirsiniz. http://www.sarrafoglu.com/ayasofyadan-cok-yapilan-en-buyuk-mabet-hangisi/

İstanbul’u gezenlerin sayısı giderek artıyor diyebilir miyiz?

Evet, güzel bir gelişme İstanbul’u gezenler, merak edenler artıyor. Artıyor ama, gezilerimde bende görüyorum, ama beni üzen “görmeden “ gezmeleri. Yani “BAKARAK GEZİYORLAR” . Eserlere bakarken hımm bu eseri, bu çeşmeyi, bu camiyi şu yaptırmış, şöyle olmuş. Tamam dinleyip geçiyor. Hâlbuki o eserle EMPATİ KURMALI.  O gördüğünüz sıradan bir çeşme değil. Birçok hikâyeyi içinde barındırıyor. Onu da görmek lazım diye düşünüyorum. En önemlisi, tarihi eserleri gezerken bir alışveriş içine girmeliyiz ki bana ne kattı, bu eserden ibret olarak ben ne alabilirim. Mesela Beyazıt’da geziyorsunuz. Patrona Halil Hamamı ya da 2.Beyazıt Hamamını gezdiniz. Size ne verdi? Sadece bir hamam olarak bakamazsınız, o hamamın hem Bizans dönemindeki geçirdiği evreler, hem Osmanlı dönemindeki evresi ve o dönemlerin sosyolojik yaşamına da bir bakış atıyorsunuz. O eseri gezerken bakmıyor, GÖRÜYORSUNUZ. İşte gezilerimizde hep bunu tavsiye ediyorum, tarihi eserlere bakarken GÖRÜN….

-Erkam Radyo’da İstanbul’un Sırları adıyla program yapıyorsunuz orada da sık sık İstanbul’a gençlerin sahip çıkmasını istiyorsunuz. Neden gençler?

Bak, bu da güzel soru. Güzel yakalamışsın, ayrıntıyı. Evet, İstanbul dedik örnek bir şehir. Daha doğrusu bir zamanlar dünyaya örnek şehirdi. İstanbul efendilerinin, İstanbul hanımefendilerinin yediği, içtiği, giydiği, söylediği takip edilir, örnek alınırdı. Sokaklar temiz ve insanlar birbirine saygılıydı. Ama ne zaman kontrolsüz bir göç başladı. Göç edenler İstanbul’un bu hassasiyetini yakalayamadı. İstanbul adeta gökdelenler şehri oldu. İşte İstanbul’u tekrar eski görkemli MEDENİ ŞEHİR haline getirecek olan gençlerimizdir. Sokağa çöp atmamayı, balkondan halı çırpmamayı, küfürlü konuşmayı, argo konuşmadan İstanbul Türkçesine sahip çıkacak olan gençlerdir. Onun için gençlere çok iş düşüyor. Onun için diyorum ki gençler bol bol gezdirilsin. STK’lar, vakıflar gençlerimize bol bol İstanbul’u gezdirsin.

 

Son bir soru soracağım şu an ekibiniz geldi ve Eyüp Sultan’a doğru bir gezi yapacaksınız, fazla da vaktinizi almayalım? Sorumuz şöyle. Neden İstanbullu değilim diyorsunuz, İstanbullu olmanın ayrıcalığı nedir?

İstanbullu olmak bir ayrıcalıktır elbette, çok doğru.  Bir kere İstanbullu diyen kişinin nezaketi ile hal ve hareketi ile örnek teşkil etmesi gerekiyor. İstanbulluyum demek 20 yıl ya da 50 yıl İstanbul’da yaşamak değildir. Kaç yıl yaşarsanız yaşayın, İstanbul’a bir şey katamamışsanız, İstanbul’un nezaketini edebini güzel ahlakını alamamışsanız ya da almaya gayret etmemişinseniz ki ben hala kendime diyemiyorum İstanbulluyum diye. Çünkü birçok eksikliğim var. Onları tamamlamaya çalışıyorum. Kaldırıma park eden araçlara bakıp kızıyorum, kaldırımlara masa atan lokantalara bakıp kızıyorum, tepki gösteriyorum, argo konuşmaları duyunca tepki veriyorum. İstanbul surlarını bir rant alanı olarak görenleri görünce gerçekten tepem atıyor. Ama gerçek İstanbul efendisi sakindir, nezaket ehlidir, sabırlıdır. Fikri takipçidir. Biz daha yeni öğreniyoruz bunları. Bu arada şunu da söyleyelim, yıllar önce ilk umreye gittiğimde Medine’de bir Allah dostu söylemişti, “Medine nasıl ki körük gibiyse İstanbul’da körük gibidir. Yani Medine’ye her yıl milyonlarca insanı gelir –gider. Medineli olanı Medine kabul eder. İstanbul’da öyledir. Özel bir şehirdir. İstanbul’da körük misali İstanbul’u sömürmeyen, hoyrat kullanmayan daha doğrusu yağmalamayanı içine alır, barındırır. Diğerini ise gönderir gider. “

Çok teşekkür ederiz, size seyahatinizde kolaylıklar diliyorum

Ben teşekkür ederim, hem yürüdük, hem de bak İstanbul konuştuk 🙂

MİLAT GAZETESİNDE YAYINLANAN RÖPORTAJI GÖRMEK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website